Acıların Ele Geçiremediği Şair: ‘Ahmet Selçuk İlkan’ – Veysel Boğatepe yazdı…

“Kendi şiirlerinin gözyaşlarını kurulayan Ahmet Selçuk İlkan’ın şiirlerine yaklaştıkça gördüm ki; bu kitapta da acılar ele geçirememiş onu…”

Hiçbirimiz bilmiyoruz hangi uzak sular böldü soluğumuzu? Saçlarımızı okşayan kumral zaman, ne zamandı? Peki, ne yapabilir ki insan, hırçın sularına eşlik eden martılar da gidince, yağmalanan bir limana yüreğini demirlemekten başka? İnsanın sığınacağı bir esmerliği bile yoksa yeni sözcükler mi aramalı yeminini iletsin diye? Ya da ülkesiz bir bayrak gibi çırpınan umudunu yarıya indirip, barışın anlamı mı olmalı? Veya sessiz ağlamalara mı susmalı tıpkı adı ASİ diye şifrelenen Ahmet Selçuk İlkan gibi…

Zaten çocukluğumuzda başlamadı mı aldatmaca? “erkek adam ağlamaz” diye öğreten büyüklerimiz? Kuytu köşelerde geçmiş ve gelecek arasında, dilsiz ağrılara çare ummakla baş başa bırakmadılar mı bizi? Ağlamaktan seğiren gözlerimizi biçimlendirirken künyemizi yakıp, ağzımızı geceye kilitlememiz bu yüzden değil de nedir? Kendi gözyaşlarımızı şişelerken, şu aramızda geçen nehirde birlikte yıkanmadık mı erkek ya da kadın fark etmeden?

Halbuki duruşundan da anlaşılabilirdi bir erkeğin uçurumda yanışı… Yağmurlu eşiklerde darmadağın ağladığını görebilirdik ve demir dudaklarında şiirler sakladığını da…Sebep; çocukluğumuzla birlikte gözlerimizden çalınan sessiz ve yalnız ağlamalarımızdır. Zayıflıktır, güçsüzlüktür, çaresizliktir bilmesine biliriz de, yine de varır tek başına ağlarız. Çünkü hiç kimse öğretmedi bize acının mutluluğa ortaklığını…

Özlemlerimiz; hesapsız çekip gitmelerimizdir de, nedense rotamız hep ürktüğümüz kıyılardan öte bir yer değildir. Fakat ne yazık ki; insanoğlu yaşamın kımıltısını görmezden gelip, elbirliğiyle çoğaltıyorlar kendi kamburlarını…

Öyleyse Ağlayın / ız…

Bu şiirleri okurken uzak, kıyısı olmayan limanlar düşündüm. Sevmek gibi boyumdan büyük işleri, kâğıttan kayıklara bindirip ilk limanda indirdim. Ve anladım ki hiçbir zaman bir çift el uzanıp dokunamamıştır bir erkeğin gözyaşlarına… Öyleyse ağlayın /ız, kendinizi küllerinizden yaratmak için. Ağlayın ki; dönüp arkanıza baktığınızda merhaba ile hoşçakal arasında hiçbir şeyin kalmadığını görün! Zaten her gemi ayrılmak için uğramıyor mu limana? İşte orada, yani merhaba ile hoşçakal arasında başlamıyor mu ayrılık?

Ahmet Selçuk İlkan’ın sevdaya sözü var ancak hep araya karışıyor aklındakiler. Çünkü ayrılıklar en çok onun limanına uğradı. En iyileşmez yalnızlıklar yine onda uç verip, filizlendi. Ne zaman bir ayrılığa dokunsa, sızısı kendisinde kaldı. Ne vakit yol alsa bedeviler gibi gurbet gurbet, bütün yolları kapalı gişeydi. Hayatın imbiğinden damıttığı lirik duygular çağlayan ırmaklar gibi yıllarca sığınabileceği benzersiz yatağını arayıp durdu. Ömrünün yabanıl bahçesinden ayrılıklar devşirdi, devşirdiği her ayrılığı şiirleştirdi. Sevdaya, aşka, siteme ve en çokta ayrılığa dair ne varsa yüreğinin katmanlarından damıtıp, yaşanmış ama devamı başarılmamış sevdalara solgun cümlelerle motifledi. Bir çok şarkı sözleri hit oldu, yıllarca dilden dile dolaştı ama o durmadan, duraksamadan yenilendikçe, yeniledi kendini. Şiirsel ve alabildiğine duygu yüklü mısraların ardına sakladığı duygusallığıyla, bir bilinmez sonsuzluğun labirentlerinde, sevmek tadında işlediği kavgalarından anladım ki; sonu ayrılık ya da gözyaşıyla bitse de, bu yapıları çürük ve yıkık şehirde herkes aşka hala dayanıklı.

Sevgili dostum Ahmet Selçuk İlkan, yirmi yıl önce yazdığı, Bergen’in de seslendirdiği “Yıllar Affetmez” adlı şarkısının sözlerinin ve melodisinin, Aleyna Tilki ile Emrah Karaduman tarafından değiştirilerek “Dipsiz Kuyum” şeklinde aranje ettikleri iddiasıyla hukuki yollardan hakkını arayacağını söyledi. Hırsızlığın meşrulaştırıldığı, hukukun güdük edildiği günümüzde, sonuç alabileceğini sanmıyorum ama hiçbir şiirin, şairini terk etmediğini, hiçbir şairin de şiirini ardında gözü yaşlı bırakmadığını çok iyi biliyorum. Ayrıca ikimizin de çok iyi bildiği salt bir gerçek daha var ki; o da emanet sözcüklerle kimlik ve kişiliklerine ağda yapanların, er geç popüler kültürün değirmeninde öğütülerek magazin çöplüğüne atılmaktan kurtulamadıklarıdır.
Veysel Boğatepe

  ***

Yıllar Affetmez

Gurbette sahipsiz bir yolcu gibi
Gideni götürür yollar affetmez
Takvimden dökülen bir yaprak gibi
Düşeni götürür yıllar affetmez
Yoluna halılar serilir sanma
Uğrunda ömürler verilir sanma
Değerin kıymetin bilinir sanma
Düşeni götürür kullar affetmez
Öyle bir dünya bu vefadan yoksun
İsterse kâinat servetin olsun
Düşeni götürür yollar affetmez.

Ahmet Selçuk İlkan

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments