‘ART TREKKING 1’ (Anadolu Yakası Galerileri) – Bülent Bakan yazdı…

Günlerden bir gün Suadiye’deki atölyeden çıkıp uzun yıllardır yaptığım sanat trekkingimin yeni rotasını denedim. ‘Art Trekking’ kavramı özel binek aracı, toplu taşıma kullanmadan belirli bir güzergahta mevcut tüm galerileri dolaşmak için kullandığım bir yöntem. Böylece tempolu bir yürüyüş yapmış oluyorum. Aynı zamanda rota üzerinde boşta galeri bırakmadan tüm sergileri dolaşmış oluyorum. Bu spora 1980 başlarında İzmir’de lisedeyken başlamıştım bazen ara versem de hiç bırakmadım.

Şaşkınbakkal’a geldiğimde caddeye bakan apartmanlardan bir tanesinin birinci katındaki galerinin camından bakınca içerideki renk cümbüşü görülmeye değerdi. Fakat galeri, yoğun Bağdat Caddesi kalabalığı cadde üzerinden geçerken kapalı olmayı tercih etmişti.

Çaprazındaki Art 350 galerisini boşuna aradım. Galerinin olduğu binaya hidrojen bombası atılmış ve galeri uzay zamanda ortadan kaybolmuştu. Sürat arttırarak Caddebostan Kültür Merkezi‘ne kadar yürüdüm. Kentsel yıkım sonucunda birçok apartmanın olduğu yerde Mars gezegeninden bir sahne kalmıştı geriye.

Caddebostan Kültür Merkezi galerisi kalabalık sayılırdı. Artık eskimiş olan Yeni Dışavurumculuğun güzel örneklerini geride bırakıp tarihi Plaj Yolundan sahil yoluna bağlantı yaptım. Sahil yolunda trafiğin akışına ters yönde giderek ilk uğrak yerim Olcay Art oldu. Galeride Devrim Erbil yoğunluklu bir seçki bulunuyordu! Ergin İnan ile yan yana çok iyi bir ikili görüntüsü vardı. Devrim Erbil kentini de Ergin İnan portrelerini de iki kilometre öteden tanırsınız. İkisinin de en güzel işleri bir araya gelmiş ve güzel bir ikili olmuştu! Bu ikilinin yanına Barış Sarıbaş’ın balon imgeli güzel bir büyük boy macera filmi tadındaki resmi gelmişti. Barış Sarıbaş imgeleriyle ustalarının yanında kendine haklı bir yer edinmiş gibi görünüyordu. Kemal Önsoy, Selma Gürbüz ve Güngör Taner’in de büyük boy işleri iyi birer seçimdi. Galeride Evrim Kılıç’a ait hiper-realistik ve Korkut Sönmez’e ait mermer heykeller  de bulunuyordu. Beni en çok şaşırtan ise Abidin Dino’ya ait seramik eller serisinden heykelcikler oldu. Eller serisi uzun yıllardır ilgimi çekiyor. Eller kitabını en son gençlerden ümit vadeden bir tanesine hediye etmiştim. Seramik işler gerçekten görülmeye değer. Onları tekrar ziyaret edeceğimden emin olabilirsiniz.

Olcay Art’tan çıktıktan bir süre sonra Kaş Sanat Galerisi‘ne uğradım. Orada vitrinde muhteşem bir Ömer Uluç resmi sizi karşılıyor. Ömer Uluç resmi bugün bile halen tazeliğini koruyor. İçeride bekleyen Nuri İyem ilginç bir etkiye sahip. Uzun zamandır bir Nuri İyem görmemiştim. Sergileme alanında Bedri Baykam’ın küçük bir işi bulunuyordu. Küçük işleri de büyük boy işler kadar etkili diye düşündüm. Sonuçta Rita, Bedri ile Çiftehavuzlar’da buluşmuştu. Sonrasında Galeri Fe’ye uğradım. Sergide muhteşem bir Bedri Rahmi Eyuboğlu ile karşılaşınca bütün bildiklerimi ve gördüklerimi unuttum. Aklıma her zamanki gibi Bedri Rahmi’nin ‘Üç Dil’ şiiri takıldı.

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil   

Galeri Fe’den çıktıktan sonra Galeri Ark’a vardığımda ‘İSTPANYA’ sergisi ile karşılaştım. Sergide çok güzel işler vardı. Sanatçıların İspanyol kimlikleri işlere her zamanki gibi yansımıştı. Sahil Yolu’nda bir İspanya sergisi gerçekten büyük bir sürpriz etkisi yarattı. CKM’de Bedri Baykam paneline yetişmek için hızlı bir şekilde geri dönüşe geçtim. CKM’ye vardığımda panel başlamıştı. Panelde Bedri Baykam dikkate değer şeyler söyledi:
‘Türkiye’de modern ve çağdaş sanat konusunda cehalet var.’
‘En yaşlı çağdaş sanatlar müzemiz 15 yaşında.’
‘Sistem Eleştirisi kitabım mart ayında raflarda olacak.’
‘Hiçbir lider devlete ait bir çağdaş sanatlar müzesi açmadı bu memlekette. Yüz-on-bine sıfır skor var ortada.’
‘Satamazsanız yapamazsınız.’
‘Eser Piyasaya Verme Onayı (EPİVERON) ile herkes kazanacak şu an hepimiz kaybediyoruz.’

‘Sanat labirentinde bir yere vardığımda orada kalıcı olmuyorum.’
‘Resim ile heykel arasında bir çözümleme üzerinde çalışıyorum.’
‘Dünya Sanat Tarihi Haritası hazırlıyorum. 85x90x2,60 boyutlarında.’

(Not: Ben EPİVERON’u destekliyorum. Satış yaptığımda düzenliyorum. Buna bir yazı ayırmak şart oldu.)

Bunlar dikkatimi çekenler. Bedri Baykam konuşması bitip de soru kısmına geçildiğinde ilk soru soruldu. Bedri Baykam’ın yaptığı işlerden herhangi bir tanesini hangi saikle yaptığını anlatması istendi. Böylesi kötü bir soru ile karşılaşınca şaşırdım. Saatlerdir anlattığı, yıllardır yazdığı ve yüzyıllardır resmettiği şeyler bu kötüden kötü sorulmuş soruyla karşısına çıktı. Ben sorulan soruya kızdım ve bir sigara içmek için CKM’nin önüne çıktım. Yazdıklarının tamamına yakınını okumuş, sergilerinin çoğuna erişebilmiş biri olarak ‘Bedri Baykam’ı anlamak için en az üç dilde küfredebilmek lazım’ diye düşünerek dönüşe geçtim. Bütün dünyaya resim satabilmenin nasıl bir şey olduğunu hayal ederken DR’a girdim ve bu yazıyı yazabilmek ve bir yıllık lisans yazılımına erişebilmek için toplamda 25 harf ve rakama bir servet ödedim. Çıkışta Türkçe başta olmak üzere İngilizce ve İspanyolca küfretmişim. Hayattaki en değerli iki varlığımdan birinin doğum gününü kutlamak ve bugüne özel en evrensel işlerimi yapmak üzere atölyeye dönüşe geçtim.

 

 

 

Bülent Bakan   

 

 

 

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments