Asaletin ve Zerafetin Timsali Çerkesler… – Cemil Biçer yazdı…

‘Büyük Çerkes Sürgünü’nün 154. sene-i devriyesi. Öyküleri ile büyüdüğüm büyük sürgünümüzün yıl dönümü, uykusuz bir gecenin sabahında ıssız kumsallarda soydaşlarımın gözyaşlarını bulmak için beyhude dolandım saatlerce. İçimde kontrol edemediğim bir heyecanın,bir hüzün dürtüsüyle Samsun’da 154 yıl önce vatanlarından koparılan atalarımın karaya çıktıkları yere geldim. Sahilde ıslak kumlara oturup Karadeniz de zaman içi yolculuğa çıktım. Büyük büyük annemin anlattığı ve destanlara konu olmuş bir “ZAMAN”a kilitlendim.

Soçi Limanından kucağında ikiz bebeleriyle sürüklenerek köhne bir Laz takasına bindirilen büyük babaannem o mahşer anını belleğine kaydetmemek için arkasına hiç bakmamış ta ki Ecips Köyü gözden kaybolana değin.

Vatandan koparılışın ikinci günü bebeleri açlıktan ve iğrenç koşullardan ateşler içinde yanmaya başlamış. Huysuz büyük dedem Şpaşığo Kıtıj Smayl‘den korkusuna sesini çıkaramayıp katmerli acısını içine gömen zavallı nenejim, ikiz kız bebelerinin birinin bu korkunç yolculuğa dayanamayıp ölmesi ile hırçın Karadeniz’in dalgalarının sesine karışan ağıdına başlamış…

Thameteler kararıyla yavrucuk Karadeniz’e gömülmüş… “Birinci ölümüm” derdi nenejim…“Birinci ölüşümdü o gün Setenayımın Karadenizin karanlık sularına gömülüşü”

Oysa sen ; 1864 baharında, bir mayıs sabahı o Laz takasına zorla bindirildiğinde ölmüştün. Kaf dağının kızıl saçlı prensesi. Sen 21 Mayısta Soçi Limanında kanayan yüreğini kumlara gömdüğünde ölmüştün…

Babamın görevi dolayısıyla Karadeniz kıyısında bir kasabasında yaşıyoruz. Büyük facianın üstünden tam bir asır geçmiş. Kasabanın balıkçıları her av dönüşü en güzel balıklardan oluşan bir sepet bırakırlardı babaanneme ama bizim evde hiç balık pişirilmezdi. Oysa ben arkadaşlarımın evlerinde yediğim o güzel balıkların bizim evde de pişirilmesini çok istiyordum ama nedense hiç bir gerekçe söylenmeden o güzel gözlü balıklar çöpe atılırdı her seferinde. Bütün ısrarlarıma rağmen hiç bir açıklama söylenmeksizin…

Babaannemin çok hasta olduğu -(sabahında ölmüştü zaten)-bir gece babaannemi bekleyen annem uyuyakalmıştı. Ben gece yarısı uyanıp nenejimin koynuna girdim. Bir deri bir kemik elleriyle okşadı beni. İçimde bir yara gibi büyüyen merakımı sordum ona: “Babaanne biz neden balık yemiyoruz?” diye yarı Türkçe çoğu Çerkesce fısıldıyarak..“Balıklar benim ikiz kardeşimi yediler şakuray” dedi veya dediğini sanıyorum. Kalktım yatağıma döndüm. Bunlar nenejimin son sözleriydi uyandığımızda herkes ağlıyordu. Nenejim ölmüştü!

Yüreklerinde acılarını yaşatmayı becerebilmiş bir ulusun çocuklarıdır ÇERKESLER kibar, zarif ve naiftirler. Yaşadıkları ülkeyi vatan kabul etmişlerdir ama 154 yıl önce koparıldıkları öz yurtları hep içlerinde kapanmamış bir yara olarak durmaktadır. 1864 yılındaki tazeliği ve acısı ile. Bu ülkeyi kendi vatanları ile özdeşleştirmiş Çerkeslerin acılarını paylaşın…

Onlar sizi ve bu vatanı ve sizleri çok sevdiler. İçlerinde büyütüp yaşattıkları yurt özlemini bu topraklara sahip çıkarak giderdiler. Kaf Dağından koparılıp ayrıldıkları kardeşlerinin sevgisini sizleri severek giderdiler. Çerkesler bu toprakların mahzun çiçekleridir.

Cemil Biçer

 

 

Cemil Biçer’in ‘Çarşamba Köprüsü’nde Rapsodi’  kitabına buradan ulaşabilirsiniz:
http://kitapdevrimi.com/urun/carsamba-koprusunde-rapsodi-cemil-bicer/

 

 

 

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments