BAHAR-KIZ’IN DÖNÜŞÜ – Özlem Kalkan Erenus yazdı…

“Yaşamını günlerin gecelerin süresine uydur
Ta ki yıl sona erdirene dek dönüşünü,
Ve bütün varlıkların anası Toprak
Donansın yeniden türlü yemişlerle.”
(Hesiodos, İşler ve Günler, 561-564)

Mevsimlerin dönüşünün gizemini koruduğu zamanlarda, toprağın ve bereketin tanrıçası, güzel örgülü Demeter ve onun çiçek kokulu kızı Persephone’nin öyküsü dolanırdı kulaktan kulağa…

Günler ve geceler ardı ardına geçerken, yanıp sönen yıldızlar gökyüzünü dolaşır, verimli tarlaların cömert tanrıçası Demeter’in bahşettiği ekinler, ölümlülerin hem sofralarını donatır, hem de yüzlerini güldürürdü. Tanrıça anasının armağanlarını yeryüzüne dağıtan narin ayaklı Persephone, ak kollarıyla toprağa bereket getirir, gezindiği kırları, attığı her adımla yeşertirdi.

Güneşin yemyeşil çayırlarda türlü çiçeklerin birbirinden güzel renklerini yansıttığı, aydınlık bir günde, Persephone arkadaşlarıyla çiçek toplamaya çıkar. Rengârenk çiçekleri büyük bir coşkuyla toplamaya koyulan genç kız, farkında olmadan arkadaşlarından uzaklaşır. Büyülenmiş gibi oradan oraya koştururken nefis kokusu ve göz alıcı renkleriyle bir nergis görür. Tam koparmak için çiçeğe uzandığı sırada, büyük bir sarsıntıyla toprak yarılır ve yeraltı tanrısı, solgun yüzlü Hades çıkıverir yeryüzüne. Demeter’in kızını incecik bileğinden yakaladığı gibi kömür karası, ölümsüz atların çektiği altın yaldızlı arabasına atarak yeraltı dünyasına kaçırır. Persephone çığlıklar atar, karşı koymaya çalışır; öyle ağlar öyle ağlar ki, dağların tepelerinden denizlerin derinliklerine kadar dört bir yanı çınlatır ümitsiz haykırışları. Tanrılar tanrısı yüce Zeus’tur kızın babası, şimşeklerini savurup imdadına yetişsin diye, boşuna çırpınır. Çünkü uzaklarda gürleyen babası, çoktan göz yummuştur kardeşi Hades’in ak kollu genç kızı kendine gelin etmesine. Bulutları devşiren yüce Zeus’un iradesiyle ne ölümsüzler, ne ölümlüler duyar sesini, ne de olgun meyveli zeytin dalları… Bir tek tanrıça anası Demeter’in kulaklarına ulaşır kızının acılı sesi. Bir kuş gibi hızla uçar, karaları ve denizleri aşar, ama bulamaz kızının izini hiçbir yerde. Herkese sorar soruşturur, lakin kimse bir şey bilmez; ne tanrılar, ne insanlar, ne de geniş kanatlı kehanet kuşları…

Demeter

Demeter dokuz gün ve dokuz gece boyunca, elinde yanan meşalesiyle dolaşır bütün yeryüzünü. Ne bir parça ambrosia geçer boğazından, ne de bir yudum nektar. Yemeden, içmeden, yıkanmadan arar durur zavallı kızını. Onuncu günün şafağında, yüceler yücesi Zeus’un “herkesten üstün tuttuğu” gizemli tanrıça Hekate gelir yanına. Persephone’nin sesini o da duymuştur duymasına, ancak görememiştir kaçıranın kim olduğunu. Böylece ikisi birlikte varırlar tanrıların ve insanların gözcüsü, Güneş Tanrı Helios’un yanına. Dünyanın gözüdür Helios; gökyüzünü aydınlatan ışığıyla yeryüzünde ve denizlerde olan biten her şeyi görür. Soylu tanrıçaya duyduğu saygıyla, bütün gerçeği anlatır acılı anaya ve bu işin sorumlusunun Zeus’tan başkası olmadığını söyler.

Onurlu Demeter, biricik kızının yeraltında, ölü gölgeler arasında tutulduğuna mı yansın, yoksa gür sesli babasının acımasızlığına mı? Düşündükçe daha da burkulur yüreği, kabarır öfkesi Kronosoğlu kara bulutluya. Ardına bile bakmadan ayrılır tanrılar meclisi Olympos’tan ve tanrıçalık görevlerini terk eder. Yeryüzüne inip de burada yaşamaya başlayınca, kılık değiştirir, kimse onu tanımasın diye. Çok yaşlı bir kadın görünümünde, dolaşa dolaşa Eleusis’e gelir günün birinde. Şehrin kudretli kralı Keleos ile merhametli eşi Metaneira iyilikle karşılar onu. Bilmeden yaşlı kadının yüce bir tanrıça olduğunu, yeni doğan oğulları Demophon’u verirler ölümsüz kollarına. Bebeği seven Demeter, dadılık etmeye başlar ona. Ancak ne yemek yedirir, ne de emzirtir annesinin memesinden. Tanrı çocuğu gibi, ambrosia ve nektarla besler onu, bedenini kutsal yağlarla ovar, geceleri ateşin kızıl yüreğinde yatırır gizli gizli. Giderek tanrılara benzer çakır gözlü çocuk. Gönlü bol tanrıçanın amacı, ölümsüz gençlik vermektir ona. Ancak bir gece onları sessizce gözleyen kraliçe Metaneira, oğlunun alevlerin içinde yattığını görünce, korkudan basıverir feryadı. Tanrıça deliye döner kızgınlıktan. Çok sevdiği çocuğu kutsal elleriyle tuttuğu gibi, çeker ateşin üzerinden, fırlatır atar yere. Vazgeçer çocuğa sonsuz hayat sunmaktan ve o anda değiştirerek görünüşünü, gösterir kim olduğunu. Demeter’in ölümsüz bedeninden akan parlak ışık kraliçenin gözlerini kamaştırarak yayılır her yana. Affını kazanabilmeleri için, şehirde kendi adına bir tapınak kurulmasını ister Demeter. Süratle yerine getirilir isteği ve mysteria denen gizli ayinler düzenlenir bağışlanmak umuduyla.

Altın saçlı Demeter, dönmek istemez Olympos’a; tapınağa yerleşir ve güzel kuşaklı kızının özlemiyle günden güne sararır solar. Ölümlülere ve ölümsüzlere en büyük iyilikleri ve sevinci veren tanrıçanın yüreğindeki sızı, giderek toprağı da küstürür, verimli tarlaların bütün bereketi kaybolur. Güzel çelenkli Demeter, gizleyip de kendini, göndermeyince yeryüzünün meyvelerini mevsiminde, eşi benzeri görülmemiş bir kıtlık olur; insan soyu açlıktan öleceğe benzer bu gidişle. Her şeyi bilen Zeus’un her şeyi gören gözleri, görünce yaklaşmakta olan karanlık geleceği; önce altın kanatlı habercisi İris’i gönderir Demeter’e, sonra da ardı ardına bütün Olymposluları. Nice onurlar bahşetseler de sırayla, hiçbiri avutamaz tanrıçanın gönlünü. Kızının güzel yüzünü görünceye dek kendi gözleriyle, salınmayacaktır tarlalarda altın renkli buğday başakları.

Her şeyi duyan Zeus, ölüler ülkesindeki kardeşini ikna etmekten başka çare kalmadığını anlar ve yol gösterici Hermes’i yeraltına gönderir. Tatlı sözlerle Hades’i kandıracak, narin ayaklı Persephone’yi anacığının ölümsüz koynuna getirecektir Hermes. Yeraltının efendisi, tereddüt etmeden uyar Zeus’un buyruğuna. Karısını gönderirken yeniden gün ışığına, kendisini unutmamasını diler ve tatlı bir nar tanesi yedirir ona usulca. Kömür karası atların çektiği altın yaldızlı arabaya bu kez Hermes’le birlikte biner Persephone. Hiç vakit kaybetmeden ayrılırlar ölüler ülkesinden ve dörtnala aşarlar upuzun yolları. Ne dağlar engel olabilir ölümsüz atlara, ne denizler, ne de hırçın akan nehirler…

Altın yaldızlı araba, bunca özlenen yolcusuyla ulaşınca güzel örgülü Demeter’in yanına, kulakları delip geçen bir sevinç çığlığı yankılanır tapınağın burçlarında. Anneyle kızının kavuşmasına şahit olanlar gözyaşlarına boğulur. Öpüşüp koklaşırlar, bir solukta anlatırlar başlarından geçenleri birbirlerine. Ancak bu büyük coşkuyu derin bir hayal kırıklığı izler. Demeter, Persephone’nin giderayak yediği nar tanesini duyunca, beyninden vurulmuşa döner. Bilir ki, ölüler ülkesinde boğazından bir lokma geçen, çaresiz dönecektir yeraltının karanlığına.

Tanrılar tanrısı Zeus, son bir haberci yollar Demeter’e. Tanrıların en yaşlısı, her ikisinin de öz anası Rhea’dır bu son haberci. Demeter’i tanrı soyuna geri dönmeye davet eden Rhea, hem ölümlülerle, hem de ölümsüzlerle barışmasını diler ve “yalnız senin verebileceğin hayatı, insanlardan esirgeme” der. Demeter karşı koymaz anasının dileğine, Zeus ile anlaşır. İkili bir yazgı belirlenir Persephone için. Toprak uykuya yatınca, yılın üçte birini yeraltında kocası Hades’le, acı kışın ardından ekinlerin yetiştiği, meyvelerin olgunlaştığı bahar ve yaz aylarını ise Olympos’ta annesi Demeter’le geçirecektir bundan böyle. Verimli tarlaların cömert tanrıçası Demeter’in izniyle yeryüzünde çiçekler yeniden tomurcuklanır, toprak eski bereketine kavuşur.

Özlem Kalkan Erenus, Mevsimler, 2014 50 x 140 cm, t.ü. karışık teknik

Güzel örgülü Demeter ile ak kollu Persephone, mutlu ve ölümsüz tanrılar ülkesine çıkarlar yeniden. Ancak ne diğer Olymposlular kadar mutlu olabilirler bir daha, ne de onlar gibi ölümden uzak… Kızının her yıl yeniden öldüğünü gören Demeter’in acısı hiç dinmez. Ölümün soğuk kolları her kış, bir kez daha kucaklar Persephone’yi. Ama günler ve geceler ardı ardına geçer, yanıp sönen yıldızlar gökyüzünü dolaşır. Persephone gün ışığına çıkıp da narin ayağını kuru ve çorak topraklara basınca; bahar gelir yeniden, uçsuz bucaksız yeryüzü parlak çiçeklerle bezenir. Persephone’nin attığı her adımla, gezindiği kırlar yeşerir. Bahar-kız’ın her yıl yeryüzüne döneceğini, hem Demeter bilir, hem Persephone, hem de Hades’in sabırsız kolları…

Özlem Kalkan Erenus

Kaynakça:

Anonim, Homeros İlahileri (çev. Ayşen Eti Sina), Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul: 2008
Bedrettin Cömert, Mitoloji ve İkonografi, De Ki Basım Yayım, Ankara, 2010
Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993
Edith Hamilton, Mitologya, çeviren: Ülkü Tamer, Varlık Yayınları, İstanbul, 1994
Hesiodos, Thegonia / İşler ve Günler (çev. Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul:2018

Özlem Kalkan Erenus’un ‘Marcel Duchamp’ kitabına kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:
http://kitapdevrimi.com/urun/marcel-duchamp-sanati-ozlem-kalkan-erenus/

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR