Datça, CAN YÜCEL’in şeysi mi? – Nihal Güres yazdı…

Datça‘ya gidenlerin yüzde 80’i belediyeye telefon açıp Can Yücel‘in türbesi nerede diye soruyormuş. Bununla baş edemeyen belediye, bir ilan yayınlamış, lütfen Google‘a bakıp gelin demiş.

Biliyorsunuz Türklerin yüzde 80’i şair, yüzde 85’i ressam..
Türkler çok tatlı bir ırk. Şöyle ki, hepsinin ruhunda şairane bir şeyler var. İçleri kırpışıyor şiir yazıyorlar hem de eğitim sistemindeki tüm eksikliklere rağmen. Düşünün bir de mükemmel bir eğitim sistemimiz olsa neler olurdu.
Güzel Sanatlar Birliği grup resim sergisi için Datça’ya giderken aklıma Can Yücel‘den başka bir şey gelmedi. Can Yücel öylesine damga vurmuş ki sıyrılmak mümkün değil. Datça’nın tüm sokaklarında Can Yücel’in dizeleri var. Hediyelik eşya dükkanlarında, buzdolabı süslerinde varsa yoksa  Can Yücel..

Kıyı bölgelerinde gezindikten sonra Eski Datça’ya çıktık. Kıyı bölgelerinde her ağaca bir tabela, bir dize yerleştirmişler. Dizeleri okuyup kıyıda dolaşıyorsunuz. Can Yücel sizi kendine çekiyor, yaz ablacığım bir dize diyor. Eşsiz peyzajın büyüsüne kapılıp yüzlerce çakma Can Yücel şiirleri yazılmış, hatta Milli Eğitim Bakanlığı bile bu şiirlerden ders kitabına yerleştirmiş. Ustanın vefatından sonra neredeyse bir “çakma  antolojisi” oluşmuş. Mal beyanı da dahil olmak üzere toplam 44 adet sahte Can Yücel şiiri sosyal ortamlarda dolaşıyormuş.

Eski Datça’ya vallahi Hacca gider gibi çıktık, neredeyse üstadın yaşadığı mekan olan eski Datça’da yerleri öpecektik.
Önce ustanın oturduğu kahveden geçtik. Eski Datça zaten minnacık bir yer. Biraz yürüdük, oturduğu sokağa geldik. Sokağın başına tabelasını koymuşlar, ay bir heyecan bir heyecan.. Evde halen ailesi oturduğu için hiç sesimizi, soluğumuzu çıkartmadık, gürültü yapmadık.

Dükkanlara tabelalar asmışlar; her birinden kaç adımla Can Yücel’in evine gidileceği hesaplanmış. Çünkü en çok sorulan soru bu.. Yanlışlıkla kaçıran olabiliyor, dört adım yukarı, sekiz adım sonra sola dönünüz, sağa 69 adım.
Duvarlarda Can Babanın yarım kalan şarabının fotoğrafı itina ile sergileniyor.

Ben sergiye hazırlanırken haddim olmadan usta için 3 adet  özel not defteri hazırladım. Bu el yapımı defterler içine üç tane şiirini yazdım;
“Sevgi Duvarı” , ”Şeyist” ,  ”Ars Gratia Artis”
Ben de Türklerin yüzde 70’i gibi kendimi Hattat ve kaligraf zannediyorum. Türklerin bu kadar sanata düşkün olması ne kadar güzel bir şey, değil mi? Bence hoşgörü oranları da yüzde 90. En eğitimsiz insanlarda bile bir kalenderlik, bir espri yeteneği, bir ermişlik bulunuyor bence.
Dolu yağdığı zaman arabalarını koli bantları ile kaplamaları pratik zekalarının da bir göstergesi.

Can Baba’nın deyimiyle hepimiz biraz Şeyistiz. Hepimiz de bir şey var. Sevgi ve Barış şeyiyiz. Sevmeye çok meyilli, aşka karşı aşırı şeyiz. Dostluğa çok müsaitiz, şey olarak.
Tabi bizde bir şey var, Can Baba’nın sayamadığı kadar.. Kimse dokunamaz bizim ruhumuza, çünkü biz bir şeyiz, çünkü bizler birer Can Baba’yız, çünkü bizler dünyaya dostuz, çünkü biz dünyaya Barışız.
Çünkü Datça da Can Baba..

‘Şeyist’ şiirini de yazayım mı? Çok seviyorum onun için şey olarak..))

Biz talebeyken şeydik
İyi arkadaştık şeylen
Biliyorsunuz şeylen şey olunmaz
Ben şeyi bitirince babam
Şey dedi şey partisine girdim
Zaten şeyle evlenmiştim
Şey şeye gidelim dedi, gittik.
Şeysiz de olmuyor, döndük. 
İki şeyim oldu, büyüduler
Doktor sende bir şey var diyor şimdi
Tabi bende bir şey var; 
Sayamadığın kadar
Kimse dokunamaz benim şeyime
Çünkü ben bir şeyim
Her şey de bir şeydir ama
Ben başka bir şeyim
Ben şeyim..

Datça’da Can Yücel, Bodrum’da Zeki Müren. Görülmesi gereken kutsal mekanlar.
Yaşasın şairler, şair ruhlular.

Nihal Güres

BU HABERLERİ OKUDUNUZ MU?

Facebook Comments