Huzur Meskeni – Özlem Kalkan Erenus yazdı…

“O bizim özümüz; kalplerimizin sevgilisi, Santiniketan.
Gölgesinde ağaçlarının, kucaklarız özgürlüğünü engin gökyüzünün.
Sallarken kollarında rüyalarımızı
Yansır yüzünden, her dem taptaze bir aşkın hayranlığı
Çünkü o bizim özümüz; kalplerimizin sevgilisi…”(1)
-Rabindranath Tagore

Hindistan‘ın Batı Bengal Eyaleti‘nde kurulmuş, doğudan ve batıdan onlarca ülkenin sanatçılarını kucaklayan bağımsız bir sanatçı topluluğu: Narrative Movements (Hikayeci Akım).

Şubat 2016’da “Post Contemporary Wave” (Çağdaş Sonrası Dalga) adıyla hayata geçirdikleri gezici sergileri Batı Bengal’den başlayarak, Hindistan’ın ve dünyanın farklı coğrafyalarına taşıyorlar. Köylerde, kasabalarda, tren istasyonlarında, sergi izlemeye alışmamış gözlerle buluşturuyorlar onlarca ülkeden, sayıları her geçen gün çoğalan, yüzlerce sanatçının yapıtlarını. Bu günübirlik sergi etkinliğinin bir parçası olarak, yöre halkıyla beraber kamusal alanda kolektif sanat uygulamaları yapmayı da ihmal etmiyorlar. Bazen bir köy evinin duvarlarını resimlerle süslüyor, bazen cılız bir derenin içinde rengarenk kayıklar yüzdürüyor, kimi zaman da çamurdan heykeller yapıyorlar köyün çocuklarıyla.

Resimlerim Post Contemporary Wave ile köyden köye dolaşırken, kocaman bir ailenin üyesi olduğumu duyumsuyorum. Her etkinlikle beraber, “iyi ki sanat var” diye düşünüyorum. İyi ki sanat var!

22 Haziran 2017’de, bu alışılmadık sergilerin onaltıncısı, Aditi Sinha‘nın girişimiyle Santiniketan‘da düzenlendi. Dünyanın en güzel okullarından birinde… Bir masalın okula dönüştüğü, ya da masalsı güzellikte bir okulun düşlerden gerçekliğe kavuştuğu bir yerde. Huzur Meskeni; Santiniketan’da…

Bir okul düşünün… Yemyeşil bir ormanın serinliğinde… Öğrenciler okul sıraları yerine el örgüsü hasırlar üzerine oturmuş, teneffüste tırmanacakları dev gövdeli ağaçların gölgesinde ders yapıyor. Doğa yürüyüşleri ve gezi programları müfredatın bir parçası… Çocuklar kuşların, böceklerin ve bitkilerin yaşam döngülerini gözleyerek büyüyor. Doğal çevreleriyle bütünleşen öğrenciler, bir yandan yaşamı diğer yandan mesleklerini öğreniyor.

Hindistan‘ın ve Bengal dilinin dünya edebiyatında yankılanan sesi, Rabindranath Tagore‘nin yirminci yüzyılın ilk yıllarında, Santiniketan’da kurduğu bir okul bu… Santiniketan, Bengal dilinde “huzur meskeni” demek.

1913 yılında Gitanjali adlı eseriyle Nobel Edebiyat Ödülünü alan ve öncelikle bir şair olarak tanıdığımız Tagore, şiirlerinin yanı sıra romanlar, tiyatro oyunları, deneme ve makaleler kaleme almış, aralarında Hindistan ve Bangladeş‘in ulusal marşlarının da yer aldığı yüzlerce şarkı bestelemiş, 70’ine yaklaşırken kendisini tamamen resim yapmaya adamış, çok yönlü bir sanatçıdır. Aktif politikanın dışında kalmakla birlikte, ülkesinin İngiliz emperyalizminden kurtulması için önderlik eden Gandhi‘ye destek verir. 1915‘te İngiltere’den aldığı ‘Sir’ ünvanını, İngiliz güçlerinin 1919‘da Amritsar‘da yaptığı katliamı protesto etmek  ve Gandhi’nin direnişini desteklemek üzere iade eder.

Modern Hint toplumunun kurucuları arasında kabul edilen, ruhani nüfuzu çok yüksek, uygar bir dini lider olan Maharashi (Ulu Bilge) Devinderanath Tagore‘nin ondördüncü çocuğu olarak, 1861 yılında Kalküta‘da doğar. Bengal’in müslüman idarecileri tarafından aileye verilen, “onurlu/soylu kişi” anlamındaki Thakur adı, batı dillerine Tagore olarak geçer. Matematikçi, hakim, müzisyen, gazeteci ve yazarlardan oluşan, kültürel açıdan çok zengin, seçkin bir Brahman ailesinin sunduğu üst düzey olanaklar içinde yetişir. 8 yaşında Kalküta İlahiyat Okulu‘na gönderilir ve burada şiirler yazmaya başlar. Çok zeki bir çocuk olsa da, ilk eğitim yıllarından başlayarak kurumsal sisteme ilgisiz kalır. Öğretim dili İngilizce olan yeni okullarla beraber ülkedeki eğitim sistemi de en az siyasi yapı kadar İngiliz hakimiyeti altındadır. Tagore, iki yıl kadar Bengal Akademisi‘nde eğitim gördükten sonra, özel öğretmenlerden aldığı derslerle orta öğrenimini tamamlar. Şairin Hikayesi adlı ilk eserini, henüz 16 yaşındayken yazar ve bir yıl sonra hukuk eğitimi almak üzere, ailesi tarafından Londra‘ya gönderilir. Hukuk eğitimini önemsemeyen Tagore, Londra Üniversitesi‘nde teorik Batı Müziği derslerine devam eder. Ancak iki yıl sonra, diplomasız olarak ülkesine geri döner ve aile mülkiyetinin idaresini babasından devralır. Bir yandan da Bengalce eserler üretmeyi sürdürür; 19 yaşındadır ve ilk romanını yayınlamıştır. 1883‘te Marnalini Devi ile evlenir ve şehrin yoksul mahallelerinden birine yerleşir. Çocukluğundan beri hizmetçilerin kendisine yönelik abartılı hürmetini reddeden Tagore, dönemin Hint eliti için hiç alışılmamış bir biçimde işçi sınıfının yanında yer alır.

“Bırak ilahiler söylemeyi, tespihlere dert yanmaktan vazgeç! Kapıları tümden kapalı tapınağın bu sessiz ve karanlık köşesinde kimi arıyorsun? Gözlerini aç da gör; senin Tanrın burada değil!

O, köylünün pulluk sürdüğü sert toprakta, işçinin yol yapmak için kırdığı taştadır. Güneşin ve yağmurun altında onlarla birlikte, üstü başı toz toprak içindedir. Çıkart sen de üzerindeki kutsal giysileri ve çömel O’nun gibi, tozlu toprağın içine!

Kurtuluş? Bu kurtuluş denen şey nerede bulunur? Efendimiz, sevinçle üstlendi yaradılışın prangalarını ve ebediyen bağladı kendini bize.

Vazgeç kendini dinlemekten, bırak bir kenara çiçekleri ve tütsüleri! Elbiselerin kirlense, üstün başın dökülse, ne çıkar? Buluş O’nunla ve O’nunla kal; alnının teriyle uğraş verirken, O’nun yanında ol!”(2)

Günlük yaşamında da kendi görüşlerinin uygulayıcısı olur Tagore. Özveriyle, durmaksızın çalışır. Yirmi beş yaşından otuz beşine kadar geçen yıllarda birbirinden güzel aşk şiirleri ve çocuk şarkıları kazandırır Bengal diline.

Kırk yaşına geldiğinde ise, bu yazının konusunu oluşturan bir hayalin tohumlarını serper Santiniketan’a. 1901 yılının son günlerinde, en büyük oğlunun da aralarında yer aldığı beş öğrenci için, deneysel bir okul kurar Santiniketan’da. Beş de öğretmeni bulunan bu küçük okulun ana prensibini şöyle tanımlar: “En yüksek eğitim, bize yalnızca bilgi vermekle kalmaz, hayatımızı tüm varlığımızla uyumlu hale getirir.” Doğanın merkezine konumlanan okul, eğitimi sivil topluma yönelik yükümlülüklerle birleştirmeyi hedefler. Batı kültürünün ve doğuya özgü geleneksel eğitim sisteminin en güçlü yönlerini harmanlayarak, müfredatını doğaya yöneltir ve dersleri açık havaya taşır. Tagore; bağımsız, sosyal sorumluluklara duyarlı ve aynı zamanda neşe uyandıran bir eğitimin hayalini kurar ve bunu yaparken kendi köklerini referans alır.

Onun anlatımıyla: “Antik Hindistan’da okul, hayatın kendisinin olduğu yerdi. Orada öğrenciler, bilimsel burslar ve akademik öğretim ortamında ya da manastırların gözlerden uzak, yaralı yaşantısı içinde değil, canlı bir nefesin hayat dolu ortamında yetişirdi. Sığırları otlatmaya götürür, yakacak odun getirir, meyve toplar,  tüm canlılara iyilikle yaklaşır, kendi ruhsal gelişimlerini sürdüren öğretmenleriyle beraber, öğrencilerin iç dünyası da gelişirdi.”

Tagore’a göre, ustalar ve öğrencilerinin, geleneklere bağlı bu ilişkisi romantik bir kurgudan ibaret değildir. “Yerel eğitim sistemimizin kutsal emaneti bize bunu kanıtlıyor” der. 1913‘te kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü ile birlikte verilen para ödülünü, son kuruşuna kadar, Santiniketan’da kurduğu okulu geliştirmek için kullanır. 1921’de Visva Bharati Üniversitesi‘ne dönüştürdüğü okulunu, hümanizm ve sürdürülebilir çevre ilkelerine uygun olarak biçimlendirir. “Öğrenciler ustalarının evinde, yemek, lojman ya da ders ücreti ödemeden, o evin çocuklarıymış gibi yaşar. Öğretmenler kendi çalışmalarını sürdürürken, basitlikle örülmüş bir yaşam içinde öğrencilerine yardım eder ve bunu bir meslek olarak değil, kendi yaşamlarının bir parçası olarak görürler.” Tagore, Huzur Meskeni’ne kök salan Visva Bharati Üniversitesi’ni eşsiz bir incelikle “tüm dünyanın yuva kurabildiği yer” olarak tanımlarken, kurumun temel amacını da belirlemiş olur.

1951’de devlet üniversiteleri kapsamına alınan Visva Bharati’de; beşeri ve sosyal bilimler, fen bilimleri, güzel sanatlar, müzik ve sahne sanatları, tarım bilimleri ve kırsal yeniden yapılandırma alanlarında dersler verilmektedir. Üniversitenin Kala Bhavana adlı sanat fakültesi, dünyanın en iyi sanat okullarından biri olarak kabul edilir. Bugün bile, Santiniketan’da atılan her adımda, her ağacın gölgesinde ve üniversitenin her tuğlasında, Tagore’nin varlığı, tutkusu, bağlılığı ve gösterişten uzak gururu hissedilir.

Dallarda, ağaçlarda resimler… Yaprakların arasında, çitlerin üzerinde resimler… Kampüste yemek satan arabaların üstünde, yürüyüşe çıkan Santiniketanlıların ellerini uzatıp dokunabildiği her yerde resimler… Bisikletler, motorsikletler yol boyunca uzanan serginin önünden gelip geçerken, Huzur Meskeni’nin sakinleri resimlerimizle göz göze geliyor… Binlerce kilometre uzakta olsak da, resimlerimizden bakan gözlerimiz Tagore’un hayaliyle buluşuyor: Santiniketan; Huzur Meskeni…

Özlem Kalkan Erenus

 

 

Özlem Kalkan Erenus’un ‘Marcel Duchamp’ kitabına kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:
http://kitapdevrimi.com/urun/marcel-duchamp-sanati-ozlem-kalkan-erenus/

 

 

 

  1. Rabindranath Tagore, The Complete Works of Rabindranath Tagore, bölüm: 3.9, Santiniketan Song’dan, Türkçeye çeviren: Özlem Kalkan Erenus
  2. Rabindranath Tagore, Gitanjali – Song Offerings, bölüm: 11 (Bengalce orijinalinden yazarı tarafından İngilizceye çevrilmiş.) Türkçeye çeviren: Özlem Kalkan Erenus

Kaynakça:

Rabindranath Tagore, Gitanjali – Song Offerings, — http://www.sacred-texts.com/hin/tagore/gitnjali.htm

Rabindranath Tagore, “My School”, A Tagore Reader, editör: Amiya Chakravarty, Beacon Press, 1961

Rabindranath Tagore, The Complete Works of Rabindranath Tagore, (kindle edition) General Press, 2017

Sobia Tahir “Rabindranath Tagore; Philosophy, Painting and Poetry Personified” Al-Hikmat, Vol. 14, 1994

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments