İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDE SON GELİŞMELER – Mine Bora Diri yazdı…

İklim değişikliği ile ilgili yılın en önemli toplantılarından Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı, Polonya’nın Katowice şehrinde geçen hafta başladı. İki hafta sürecek ve 14 Aralık’ta sona erecek müzakerelerde iklim rejiminin tartışılarak Paris Anlaşması’nın uygulama prensiplerinin ve yöntemlerinin masaya yatırılması ve ülkelerin iklim eylemlerini gözden geçirmeleri bekleniyor. Türkiye’nin COP24 konferansı için gündemi ise, iklim finansmanı ve emisyon azaltımına daha fazla katkı vermesi beklenen gelişmiş ülkeler listesinden çıkmak. Türkiye’de 25’in üzerinde sivil toplum kuruluşu, iklim müzakereleri öncesinde yetkilileri iklim değişikliği konusunda acil harekete geçmeye çağırdı.

Küresel Yokoluş İsyanı

Geçen ay önce İngiltere sonra Avustralya’da ayağa kalkan ve her yaştan iklim aktivistlerinin Britanya ayağı “Küresel Yokoluş İsyanı” olarak kendini tanımlıyor. İki erkek çocuk annesi ve moleküler biyofizik profesörü olan Gail Bradbrook, internet üzerinden görüntülü eylem çağrısı yaparak bu etkinliğe adım attı. İklim krizinin ulaştığı boyutun eleştirel bir özeti sayılan bu belge, sosyal medyada olağanüstü çapta yayıldı ve paylaşıldı. Binden fazla küresel iklim krizi isyancısı, 31 Ekim’de Londra’daki Parlamento Meydanı’nı işgal ederek kitlesel sivil itaatsizlik kampanyasını başlattı ve hükümetin kayıtsızlığına karşı olarak bir ilan yayınladı. Şu anda Yokoluş İsyanı tüm Britanya’ya yayılmış durumda. Bilimsel verilere bakarsak, CO2 salımlarını sıfır düzeyine indirmek için en fazla 10 yılımız var. Aksi takdirde insan ırkının ve diğer türlerin önümüzdeki birkaç on yıl içinde yok olması riski çok yüksek. (Extinction Rebellion web sitesi). Bradbrook’un bu açıklaması, Birleşmiş Milletler’ in yayınladığı raporla paralel. Küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlayacak eylemleri gerçekleştirmek için insanoğlunun önünde sadece 12 yıl kaldığı raporda belirtiliyor. Yoksa büyük felaketlerle yüz yüze kalacağımız uyarısını yapıyor.

Güncel haberleri takip edenler görecekler ki, haber içeriklerinin çoğu küresel iklim değişikliği ile örtüşüyor ve aşırı iklim olaylarıyla Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Toplum olarak yeryüzüne karşı sorumluluklarımız artmış durumda. Bu krizle ilgili görüşlerine başvurduğumuz Kadıköy İklim Elçisi Işık Baştuğ’un iklim ve kent bağlamında ifadeleri şöyle; ‘iklim değişikliği doğal nedenlerden dolayı yıldan yıla ve uzun dönemlerde zaten değişiklik içerir. Son yıllarda iklimin doğal değişikliği, insan kaynaklı değişimle beraber gerçekleşmektedir. Sanayi devrimi ile başlayan bu etki, 1950 yıllarından itibaren hızlı bir artış göstermiş durumdadır. Kentlerin hızla büyümesi ile artan betonlaşma, yeşil alanların azalması, fosil yakıtların yüksek oranda tüketilmesi gibi bir çok etkiyi de beraberinde getirmektedir. İklim değişikliğinin kentlere etkisi, sıra dışı olaylardaki artışlardan ve hava olayları ortalamalarındaki değişikliklerden dolayı ortaya çıkmaktadır. Kentlerde doğal tehlike türlerinden hidrolojik, meteoroloji, iklimsel tehlikelerin meydana gelme olasılığı yüksek boyuttadır. Kentlerde iklim değişikliğine karşı mücadele uzun zamanlı ve tabi etkilere karşı sürdürülebilir dayanıklı bir kent yapısından geçmektedir. Kentlerde azaltım ve uyum stratejilerinin uygulanabilir hale gelmesiyle, iklim değişikliği ile mücadelede dönüşüm süreci mümkün olacaktır.’

Hükümetler ve İmzalanan Sözleşmeler

Kyoto Anlaşması’nın taahhüt süresi 2020 yılında sona erecek. Paris Anlaşması küresel iklim rejiminin çerçevesini çizen küresel anlaşmadır. Bu anlaşma bir niyet beyanıdır ve bu beyanlar ülkeler Paris Anlaşması’nı onayladıktan sonra Ulusal Katkı Beyanına dönüşmektedir. Son bildirim tarihine kadar da çok az sayıda ülke azaltım niyeti bildirmiştir. Hedeflenen karbon emisyon azaltım miktarı 2 derecelik sıcaklık artışının çok gerisinde kalmıştır. Son yıllarda ülkeler arası iklim zirveleri gündemin ilk sıralarına otursa da teknolojik ilerlemeler ve uygulamalar yeterli düzeyde olmamaktadır.

Dünya Kentlerinin Durumu

20. yy başlarında kentlerde yerleşim oranı %25 kırsal alanda yerleşim oranı %75 iken bu oran hızlı sanayileşme ile birlikte hızla arttı. Kentleşme oranları 2030 yıllarında %75 Kent, %25 kırsal kesim olarak ön görülmektedir. Ekonomik, ekolojik, halk sağlığı, gıda tüketimi, temiz su ihtiyacı, atık yönetimi, sanayileşme, ısı adaları, betonlaşma, hızlı tüketim, ulaşım gibi bir çok alanda etkili oluyor. Alt yapı sorunu ne yazık ki yüksek oranda var, bu bir mühendislik konusu alt yapı projeleri yapılırken bir çok disiplin bir arada kullanılır. Dere yataklarının üzerine inşa edilen yerleşim alanları, yeşil alanların azlığı, ani ve şiddetli gelen yağmurlar gibi bu örnekleri çoğaltmak mümkün. İleriye dönük sürdürülebilir kent ölçeğinde iklim değişikliğini göz önüne alarak var olan ve yapılacak alt yapı çalışmalarını yeniden planlanması gerekmekte, bu da ciddi bir yatırım. Kent ölçeğinde ısı adası oluşumu yüksek oranda betonlaşma, yüksek ısı artışı ile buharlaşan su alanları, kent içi yeşil alanların azlığı ve ağaçsızlaşma, binaların yüksekliği, dış yüzeylerin koyu renk ile kaplanması ile beraber bina dış yüzeylerinin cam kaplanması, kent çevresindeki orman arazilerini azaltılarak imara açmak,  yanlış yapılaşma sonucu hava koridorlarının kapanması ve bunun sonucunda artan yoğun nem ile birlikte sıcaklık artışı kaçınılmaz olmaktadır. Gündüz tüm sıcağı emen beton ve asfalt yüzeyler akşam olduğunda enerjiyi dışa vermekte. Sıcak hava dalgalarını daha fazla hisseder hale geliyoruz.

Enerji Verimliliği ve Atık Yönetimi

Enerji verimliliği ne olduğu, nasıl yapılması konusunda yeterli bilgi ve çaba gösterilmiyor. Bu konuda halkı bilinçlendirmek ve farkındalık yaratmak gerekiyor. Atık yönetiminde İstanbul da bu konuda ileri ancak yeterli olamıyor nüfus ve tüketim çok fazla. Birkaç büyük şehirde var diğer şehirler  bu konuda yeterli değil. Burada belediyelerin bütçeleri de önemli, örnek çalışma yapan belediyeler var ama genele baktığınızda yeterli değil. Öncelikle enerji verimliliği nedir, nasıl fayda sağlar, farkındalığı ve bilinci nasıl artırabiliriz; en önemlisi de davranışlarımızı nasıl değiştirebilirizi öğrenmemiz gerekiyor. Bu konuda bilgi alacağımız yerlere giderek katılım sağlamak gerekiyor. Birey olarak kendimizden sonra ailemizden, çevremizden ve mahallemizden başlayarak bu halkayı büyütmeliyiz. Rüzgar ve güneş enerjisinde Türkiye oldukça elverişli konumdadır. Rüzgar enerjisi ile ilgili yapılan ölçümlerde Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Marmara ve Ege bölgesinde rüzgar enerjisi için elverişli bir çok alan bulunmakta. Bu ölçümlerde Türkiye rüzgar enerjisi potansiyeli 48.000 MW olarak ölçülmüştür. Güneş enerjisinden ülkemizde daha çok pasif güneş sistemleri şeklinde yararlanılmaktadır.

Yerel Yönetimler

Yerel yönetimler iklim değişikliğine karşı uygulamalar geliştirmeye başladılar. İklim Eylem Planı’nı hazırlaması ve katılımcılığı ön plana alması bakımından Kadıköy Belediyesi’ni bu konuda örnek gösterebiliyoruz. Kadıköy İklim Elçisi, bu ilerlemeler konusunda şöyle yorum yapıyor: ‘Türkiye sayıları oldukça az olmakla beraber bu konuyu önemseyen ve çalışmalarına başlayan büyükşehir belediyeleri ile birlikte yerel belediyeler var. Her bölgenin farklı yapılanması ve sorunları var genelde enerji verimliliği, hava kirliliği, yeşil alanlar, kent bostanları, alternatif enerji kaynaklarını kullanma, atik yönetimi ve afet bilinçlendirmesi yönünde çalışmaları bulunmaktadır. Kadıköy Belediyesi, Bütüncül ve Katılımcı İklim Eylemi Projesi hedefleri doğrultusunda yapmış olduğu çalışmalar çok önemlidir. Bu çalışmada oluşan iklim elçileri çalışma grubu bu projenin bir parçasıdır. Yerel yönetim ile yerel halk ve paydaşlar arasında bir köprü oluşturarak bilinçlendirme, atölye çalışmaları, farkındalık yaratma, projenin hedefi olan 2020 yılına kadar %20 ve 2030 yılına kadar da %40 karbon emisyonunu azaltım çalışmalarını gerçekleştirmek için uğraşıyoruz. Önümüzde hem kısa hem de uzun bir süreç bulunmakta. Enerji verimliliği, mahalle ölçeğinde bilinçlendirme ve uygulama atölye çalışmalarına yer vereceğiz. Herkesin, her yaştan ve meslekten katılımcılarla interaktif eğitim ve uygulamalar olacak.’

22 Kasım’da İstanbul Sanayi Odası’nın organize ettiği Küresel İklim Kurultayı’nda Bangladeş Başkonsolosu’nun ifade ettikleri çok çarpıcıydı. Dünyanın bir derece ısınmasıyla ortaya çıkacak olan iklim mültecileri, Bangladeş’in %20’sinin sular altında kalması ve devamında 30 milyon iklim mültecisinin ne olacağı nereye gideceği gerçekten bir soru işareti. Işık Baştuğ bu konuda şu şekilde düşünüyor; ‘iklim mültecileri göz ardı edilen ancak bugün bile karşımıza çıkan bir konu ileride çok daha büyük bir sorun olarak çıkacak. İklim değişikliğinin yıkıcı etkileri kıtaların kıyı ülkelerini ve ada ülkelerini daha fazla etkilemekte. Teknoloji ve ekonomik yönden gelişmekte olan ülkelerle az gelişmiş ülkeleri daha fazla etkileyecek. İnsanların barınma, temiz gıda, temiz su ve geçinebilmek için diğer ülkelere göç etmesine neden olacak. Bu noktada dünya nüfusunun yer değiştirmesi kaçınılmaz bir sonuç gibi görünmekte. Hepimiz bu gezegendeyiz aynı gemideyiz ama aynı koşullarda değiliz. İklim adaletinden de bahsetmek kaçınılmaz oluyor.’

 

 

Mine BORA DİRİ – Kültür Yönetimi Danışmanı/ Gazeteci Yazar 

 

 

 

 

 

Bununla ilgili ne düşünüyorsun?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid
SOSYAL MEDYADA PAYLAŞ:

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR