LABİRENT, Bölüm 2 – Unutkanlık Sandalyesi – Özlem Kalkan Erenus yazdı…

Theseus aniden uyandığında, tahta bir sandalyede oturduğunu fark eder, hayretle. Haykırdığını duyduğu kişi, kendisinden başkası değildir besbelli. Yıllarca sürmüş gibi gelen, derin uykunun getirdiği sersemlik hissinden kurtulmaya çalışırken, karşısındaki sandalyede oturan Peirithoos’u fark eder. Gözleri açık olduğu halde, sanki o da uykuda gibidir. Kocaman iki yılan, kollarından sandalyeye bağlamıştır arkadaşını. Oturduğu yerin iki yanına çevirir gözlerini ve aynı yılanlardan ikisinin kesik başlarıyla karşılaşır. “Kurtuldun işte! Geri dönmene sevindim” diyen sesin geldiği tarafa dönünce, bir kez daha şaşırır Theseus. Kahraman Herakles tüm heybetiyle yanıbaşındadır.

Theseus ve can yoldaşı Peirithoos, ancak tanrılar tanrısı Zeus’un kızlarının kendilerine yaraşır birer eş olabileceğine inanmışlar ve göklerin tanrısının iki kızını kaçırmayı planlamışlardı. Thesseus’un kendine gelin olarak seçtiği güzeller güzeli Helena’yı Artemis’in huzurundan kaçırmış, yaşı henüz evlenmeye uygun olmadığından, büyüyünceye kadar ona göz kulak olması için, Theseus’un vefakâr anası Aithra’nın yanına bırakmışlardı. Peirithoos ise Persephone ile evlenmek istemişti…

Filippo Pelagio Palagi, 1775 – 1860 Theseus ve Pirithous Helen’i kaçırıyor, 1814

Verimli tarlaların cömert tanrıçası Demeter’in doğurduğu Persephone, ak kollarıyla toprağa bereket getirir, dolaştığı toprakları, attığı her adımla yeşertirdi. Yeraltındaki ölüler ülkesinin tanrısı Hades, ak kollu Persephone’yi yeryüzünden kaçırarak kendine gelin etmiş ve yedirdiği nar tanesiyle onu hem yeraltı ülkesine hem de kendine bağlamıştı. Kızını hiçbir yerde bulamayan Demeter’in yüreğindeki sızı, toprağı da küstürmüş, tarlaların bereketi kaybolmuştu. Persephone’yi yeryüzüne geri götürmek isteyen Zeus, Hades’i ikna etmiş görünse de, Persephone nar meyvesinin büyüsüyle bağlandığı yeraltının hâkiminden vazgeçmemişti bir türlü. Yüce Zeus, bakmıştı ki yapacak başka bir şey yok, ikili bir yazgı kararlaştırmıştı Persephone için. Yılın toprağın uykuya yattığı yarısını yeraltında kocası Hades ile, ekinlerin yetiştiği, meyvelerin olgunlaştığı diğer yarısını ise Olympos’ta annesi Demeter’le geçirecekti. Böylece yeryüzünde çiçekler yeniden tomurcuklanmış, toprak eski bereketine kavuşmuştu.

Peirithoos ve Theseus, Persephone’yi kaçırmaya karar verdiklerinde, mevsim kış olmalıydı. İki korkusuz arkadaş, hiç tereddüt etmeden inmişlerdi Ölüler Ülkesi’ne. Tanrı Hades’in, yeraltına neden geldiklerini bildiğinden haberleri yoktu. Güleryüzle karşılamıştı tanrı onları. Hatta  oturmaları için yer göstermişti kendi elleriyle. İşte ne olduysa, ondan sonra olmuştu: Theseus da, Peirithoos da oturdukları yerden kalkamamışlardı bir daha. Ölüler tanrısı, her ikisini de Unutkanlık Sandalyesi’ne oturtmuştu. Bu sandalyeye her kim oturursa otursun, bildiği her şeyi unutur, öylece mıhlanıp kalırdı.

Aradan ne kadar zaman geçmişse geçmiş, kahraman Herakles, başka bir görevle yeraltına indiğinde, Theseus ve Peirithoos’u Unutkanlık Sandalyeleri’nde oturur halde bulunca, onları kurtarmaya karar vermiştir. Kılıcını çektiği gibi, Theseus’u kollarından sandalyeye bağlayan iki yılanın da kafalarını kesiverir. Theseus neler olduğunu anlamaya uğraşırken, Herakles kılıcına davranarak bu defa Peirithoos’un oturduğu sandalyeye hamle yapar. Tam yılanlara saldıracağı anda, büyük bir gümbürtü duyulur ve yer şiddetle sarsılmaya başlar. Tanrıların bu günahkar ölümlüyü serbest bırakmayı kabul etmediklerini anlayan Herakles, onu kurtarmaktan vazgeçerek Theseus’u derhal bulundukları yerden çıkartır.

Özlem Kalkan Erenus, Dünden Kalanlar, 2004 40 x 60 cm. t.ü.karışık teknik

Nerede olduğunu, ne yaptığını, hatta bir kral olduğunu bile unutmuştur Theseus. Kendini hatırlamaya zorladıkça, dolambaçlı dehlizlere girip çıktığını canlandırır zihninde. Hangi yöne gitmesi gerektiğini bilmediği, karmakarışık bir labirentte tutsak olmuş gibidir kendi zihninin içinde… Theseus’un öyküsü, babası Atina kralı Aigeus’un talihsiz kaderiyle başlar:

Aigeus, iki kez evlendiği halde çocuğu olmamıştır. Bunun nedenini Delphoi tapınağının tanrı sözcüsü kâhinine sormaya gider bir gün. Kâhin ona o kadar karışık bir cevap verir ki, bahtsız kral bu cevabın anlamını çözemez. Kehanete göre; Aigeus, Atina’nın en yüksek yerine çıkmadan, şarap tulumunun ağzını açıp şarabı tadarsa, günün birinde duyacağı acı ve kederden kendi hayatına son verecektir.

Bir türlü yorumlayamadığı bu garip kehanetin ardından kendini daha da çaresiz hisseden Aigeus, Delphoi’den ayrılarak Atina’ya dönmek üzere yola çıkar. Yolculuk sırasında uğradığı Korinth’de güneş soylu büyücü Medeia ile karşılaşır. Genç kadın ona, kendisiyle evlenmeyi kabul ederse, bir erkek çocuk dünyaya getirme sözü verir. Buna karşılı­k Aigeus da tehlikeye düşerse onu koruyacak ve bir gün Atina’ya gelirse yanına kabul edecektir. Bunun üzerine Aigeus, Medeia ile evlenmeyi kabul ederek, onunla birlikte olur.

Ertesi gün Korinth’den ayrılan kral, dönüş yolu üzerinde bu kez Troizen’e gider. Troizen kralı Pittheus, Aigeus’un eski dostudur ve yaşadığı çağın en bilge kişisi olarak tanınmaktadır. Aklı hâlâ karmaşık kehaneti çözümlemekle meşgul olan Aigeus, kâhinin bilmeceye benzer sözlerini arkadaşı Pittheus’la paylaşmakta sakınca görmez. Pittheus’un Aithra adında, gökyüzü kadar parlak bir kızı vardır. Babası, sevdiği gençle evlenmesini uygun bulmayınca, Aithra günlerce gözyaşı dökmüş, her zaman ışıldayan yüzü günden güne solmuş ve sonsuza kadar evlenmemeye yemin etmiştir. Kızının bu durumuna çok üzülen Pittheus, kehaneti kendince yorumlayarak, Aigeus’u sarhoş eder ve onun, kızıyla birlikte olmasını sağlar. Söylenti odur ki; aynı gece Deniz Tanrı Poseidon da Aithra’yı baştan çıkartarak onunla sevişir.

Aithra ile birleştiğini ancak ertesi gün kendine gelince anlayan Aigeus, prensese, eğer bir erkek çocuk dünyaya getirirse onu Troizen’de büyütmesini söyler. Atina’ya gitmek üzere ayrılmadan önce, kimseye göstermeden, büyük bir kayanın altına kılıcını ve ayakkabılarını saklar. Bu sırrı sadece Aithra’ya verir ve bir oğulları olursa, kayayı kaldıracak duruma gelmedikçe, ona babasının kim olduğunu söylememesini sıkı sıkıya tembih ederek Troizen’den ayrılır. Talihsiz kral Aigeus, tahtının bir veliahtı olacaksa, onu kardeşi Pallas’ın elli oğlundan koruması gerektiğini düşündüğünden dolayı bu kararı almıştır.

Aigeus’un ardından, gebe olduğunu öğrenen Aithra, tanrı oğlu mu, insan oğlu mu olduğu bilinmeyen, Theseus’u dünyaya getirir. Oğlunu Aigeus’un istediği gibi Troizen’de büyütür. Bu arada Pittheus’un adamları da çocuğun babasının Poseidon olduğu söylentisini iyice yaymıştır.

Theseus henüz küçük bir çocukken bile, ileride ne kadar cesur bir savaşçı olacağının işaretlerini göstermeye başlar: Kahraman Herakles, günün birinde Pittheus’un sarayına ziyarete gelir. Her zaman sırtında gezdirdiği aslan postunu fırlatıp yere atınca, saraydaki tüm çocuklar postu canlı sanarak kaçışırken, içlerinden sadece yedi yaşındaki Theseus, eline geçirdiği baltayla aslanın üzerine yürür. Gün geçtikçe güçlenip daha da yüreklenen Theseus on altı yaşına basınca, annesi Aithra delikanlıyı Aigeus’un bir zamanlar kılıcını ve ayakkabılarını sakladığı kayanın başına götürerek, oğluna kim olduğunu anlatır. Akranlarına göre son derece kuvvetli olan Theseus için kocaman kayayı yerinden kaldırarak babasının bıraktığı emanetleri almak hiç de zor olmaz. Kral oğlu olduğunu öğrenince, hemen Atina’ya gitmeye karar verir.

Büyükbabası Pittheus, kara yolunda bir sürü canavar ve eşkiya olduğunu söyleyerek, deniz yolundan gitmesi için ısrar etse de, cesaretine hayran olduğu Herakles’in kahramanlıklarını kendisine örnek alan Theseus, Attika halkına gerçekten kral oğlu olduğunu göstermek amacıyla, kimsenin cesaret edemediği kara yolunu seçer. Yolunun üzerindeki tüm haydutları, korku salan acımasız devleri ve vahşi hayvanları teker teker yok ederek ilerleyen cesur gencin şöhreti, kendisi daha varmadan, ulaşır Atina’ya.

Theseus’un Troizen’de büyümekte olduğu yıllarda, onun varlığından habersiz olan babası Aigeus, kendisine bir erkek evlat vereceğine dair yemin eden büyücü Medeia’yı, yıllar önce söz verdiği gibi, Atina’ya kabul etmiş ve düşmanlarından korumak için de eşi olarak ilan etmiştir. Theseus’un kralın oğlu olduğunu Aigeus’tan önce anlayan güneş soylu, korkunç büyücü, kendi oğlu Medos için düşünülen tahtı birden bire ortaya çıkan bu yabancıya kaptırmaktan korkar. Bir yandan kimsenin tanımadığı bu genç adamın bir hain olduğu söylentisini yayarken, diğer yandan bir an önce ondan kurtulmanın yollarını arar. Theseus’un dehşet saçan Marathon Boğası’nı öldürmesi konusunda Aigeus’u ikna eder. Kahraman Theseus bu görevi başarıyla sonuçlandırınca, bu kez meseleyi kendi yöntemiyle çözmeye karar verir.

Medeia’nın krala büyü altında kabul ettirdiği acımasız plana göre, esrarengiz yabancı Dolphin Apollon Tapınağı’nda düzenlenen bir şölene davet edilecek ve kendisine sunulacak zehirli şarapla öldürülecektir. Her şeyden habersiz Theseus, sofraya oturunca etini kesmek için babasının bir zamanlar kayanın altına sakladığı kılıcı çıkartır. Kılıcını gördüğü anda, Medeia’nın büyüsünden sıyrılan Kral Aigeus, Theseus’un kendi oğlu olduğunu hemen anlar ve dudaklarına götürmek üzere olduğu, zehirli şarapla dolu kupayı yere fırlatarak, oğlunun hayatını kurtarır.

Kralın yıllarca varlığından habersiz yaşadığı oğluyla kucaklaşması, Atinalıların o güne dek karşılaşmadıkları kadar dokunaklı olur. Aigeus yabancının kimliğini masada bulunanlara açıklayarak Theseus’un tahtının varisi olduğunu herkese ilan eder. Bu müjdeli haberi kutlamak için düzenlenen şenliklerde köylüler ve soylular aynı masalarda oturarak, aynı yiyecekleri, aynı kaplardan yer. Sevinç içindeki Atina halkı, yeni veliahtlarının kahramanlıklarını yücelten hikâyeler anlatmaya, bu cesur adamı öven şarkılar söylemeye koyulur.

Theseus’un tahtın varisi olmasını öfkeyle karşılayanlar da vardır elbet. Kral Aigeus’un kardeşi Pallas’ın elli oğlu, Theseus’u devirmek için ona hain bir pusu kurar. Ama yiğit Theseus, ellisini de teker teker öldürür ve bu suçundan arınmak için bir yıl boyunca Atina’dan uzaklaşır. Kente geri döndüğünde, bir yıl önce huzur içinde bıraktığı Atina halkını, keder ve endişe içinde bulur. Girit Kralı Minos’un her dokuz yılda bir, Labirent sarayında yaşayan boğa başlı canavar Minotauros’a yem edilmek üzere Girit’e gönderilmesini şart koştuğu yedi kız ve yedi erkek Atinalı gencin yola çıkma vakti gelip çatmıştır. Atina’nın cesur veliahtı, çocuklarının seçilen kurbanlar arasına girmemesi için dualar eden anne ve babaların çektiği acılara daha fazla dayanamaz ve kral babasının bütün itirazlarına rağmen, gönderilecek bu üçüncü grupla birlikte, Girit’e gitmeye karar verir. Bu onurlu amaç için, ölümle buluşmaya bile hazırdır korkusuz Theseus.

Theseus ve Ariadne labirentin girişinde…

Oysa çıkacakları ölüm yolculuğu, Minos’un sarı saçlı, güzel örgülü kızı Ariadne’yle buluşturacaktır yürekli Theseus’u. Hem zaten kim çözebilmiş ki, aşkın gizemli yollarını? Pusuda beklediği yer önceden bilinemez! İçi karanlık dehlizlerle dolu Labirent’in dışında, aşkın büyülü ışıltısıyla parlayacağından habersizdir kahramanımız.

O güne dek adet olduğu üzere, kurbanları Girit’e götüren gemiler siyah yelken takmaktadır. Ancak bu sefer, Olymposlu tanrıların bu barbarlığı sona erdirmek için oğluna yardım edeceklerini düşünen Aigeus, Theseus ve yol arkadaşları ülkeden ayrılmadan önce, onlara iki takım yelken verir. Biri beyaz, diğeri de siyah olan bu yelkenlerden siyah olanı, çıkmakta oldukları ölüm yolculuğu içindir. Beyaz yelken ise, eğer başarabilirlerse, dönüş yolculuğunda Minotauros’un ölümünü müjdeleyecektir.

Theseus’un Girit’ten hangi yelkenle döneceğini, ölümcül Labirent’ten çıkış yolunu kimlerin bildiğini, Delphoi kâhininin Aigeus’la ilgili gizemli kehanetinin yıllar sonra nasıl gerçekleşeceğini merak ediyorsanız, bir sonraki bölümde buluşalım…

Özlem Kalkan Erenus

Kaynaklar:

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993

Bedrettin Cömert, Mitoloji ve İkonografi, De Ki Basım Yayım, Ankara, 2010

Edith Hamilton, Mitologya, çeviren: Ülkü Tamer, Varlık Yayınları, İstanbul, 1994

Robert Graves, Yunan Mitleri; Tanrılar, Kahramanlar, Söylenceler, çev. Uğur Akpur, Say Yayınları, İstanbul, 2010

Labirent yazı dizisinin birincisine buradan ulaşabilirsiniz:

LABİRENT, Bölüm 1 – Poseidon’un Laneti – Özlem Kalkan Erenus yazdı…

 

 

Özlem Kalkan Erenus’un ‘Marcel Duchamp’ kitabına kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:
http://kitapdevrimi.com/urun/marcel-duchamp-sanati-ozlem-kalkan-erenus/

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments