LABİRENT, Bölüm 4 – Daidalos’un Kanatları – Özlem Kalkan Erenus yazdı…

“İşte şimdi, şimdi, ey Daidalos, dedi o anda,

Şimdi hünerini sergileyeceğin bir araç var elinde.

Minos hem karalara hükmediyor, hem denizlere:

Ne toprak yol açar kaçışıma, ne de dalgalar.

Bir tek gökteki yol açık bize,

Öyleyse gökten gitmeyi deneyeceğiz biz de…”

-Ovidius. Aşk Sanatı, çev. Çiğdem Dürüşken, (İkinci Kitap: 33-37)

Aydınlık ve karanlığın birbirine karıştığı, yüz şehirli Girit’te, hiç kimse Kral Minos’u bu denli öfkeli görmemişti. Etrafındakilere emirler yağdırarak gürleyen sesi Knossos Sarayı’nın dört bir yanında çınlarken, Kral Minos Atina’dan sürülen, tüm zamanların en hünerli sanatçısı Daidalos’u Girit’e kabul ettiği o talihsiz güne lanetler ediyordu. Nasıl olup da kaçıp kurtulmuştu elinden, kuş olup uçmamıştı ya…

Kraliçe Pasiphae ak boğaya ümitsizce âşık olduğu zaman, o akıldışı birleşmenin çaresini Daidalos bulmuş, Kral Minos eşinin doğaya meydan okuyarak peydahladığı insan bedenli, boğa başlı canavarı meraklı gözlerden saklamak isteyince, sanki bu işte hiçbir kusuru yokmuş gibi, bin bir odalı labirent sarayını da aynı Daidalos yapmıştı. Eli her sanata yatkın, öyle büyük bir ustaydı ki Daidalos, yaratıcı gücüyle çözemeyeceği sorun, üretemeyeceği araç yoktu adeta. Yeteneğiyle tanrıları bile kıskandıran böyle benzersiz bir ustanın emrinde bulunmasını önemsediği için, hünerli sanatçının tüm kabahatlerini görmezden gelmişti Kral Minos.

Ancak bu kez çok ileri gitmiştir Daidalos. Boğa başlı canavar Minotauros’a yem edilmek üzere Atina’dan gelen gençler, kahraman Theseus’un önderliğinde canavarı öldürerek labirentten kaçmayı başarabildikleri gibi, Minos’un güzeller güzeli kızı Ariadne’yi de alıp götürmüşlerdir Girit’ten. Güzel örgülü Ariadne’sinin bu kaçışı gönül rızasıyla düzenlediği kulaktan kulağa yayılsa da, bütün bu planların ardında Daidalos’un kurnaz yöntemleri vardır yine. Labirent’in tüm sırlarını öğreterek yol göstermiş, sihirli iplik yumağını da kendisi vermiştir Prenses Ariadne’ye. Kötülüğün en büyüğüdür bu Kral Minos’un gözünde. Atinalıları bağlamış olduğu vergiyle ilgili hükmü yok sayıldığı gibi, akıllı uslu kızı da ihanete sürüklenmiştir, hem ailesine hem de ülkesine karşı.

Theseus ve arkadaşlarını başarıya ulaştıran bu hainlik yanına kalmamalıdır Daidalos’un. Oğlu İkaros’la beraber, mimarı olduğu Labirent’e kapattırır dahi sanatçıyı ve yüzlerce nöbetçi diker sarayın dört bir yanına Kral Minos. Bununla da yetinmez, bir şekilde labirentten çıkmayı başarırsa, kaçamasın diye, askerlerini yerleştirir tüm limanlara. Ancak hiç telaşlanmaz Daidalos. Labirentten ve adadan kaçmak için bambaşka bir yol bulmuştur çünkü. Oğlu İkaros’la beraber, daha önce hiçbir insanoğlunun yapmadığını yapacak; birer kuş gibi uçarak uzaklaşacaklardır Girit’ten. Topladığı kuş tüylerinin uzun olanlarını ustalıkla birbirine diker Daidalos. Kısa tüyleri ise balmumu kullanarak birbirine yapıştırır özenle. Önce oğlunun kanatlarını takar ve “Çok dikkatli olmalısın. Eğer çok yükseğe çıkarsan güneşin sıcaklığı balmumunu eriterek tüyleri birbirinden ayırır. Eğer çok alçaktan uçarsan, bu sefer deniz suyu kanatlarını ıslatarak kullanılmaz hale getirir” diyerek sıkı sıkı tembihler İkaros’u. Ardından kendi kanatlarını da takar ve her ikisi de kolayca havalandıktan sonra seslenir oğluna: “Haydi düş peşime ve sakın benden uzaklaşma!”

Güpegündüz kanatlanarak gökyüzünde yükselen baba ile oğlu gören Giritliler, ellerini gözlerine siper edip büyük bir merakla onları izlerken, Olymposlu tanrılar olduklarını düşünerek dualar okumaya koyulurlar hep bir ağızdan.

Gökyüzünde süzülerek uzaklaşan baba oğul, kısa sürede Naksos, Delos ve Paros’u geçerek, Kalymne’ye yaklaşırlar. Ne var ki, yolculuğun ilk dakikalarında babasının öğütlerini dikkatle uygulayan İkaros, giderek kaptırır kendini gökyüzü sarhoşluğuna. Babasını takip etmekten vazgeçip, özgürlüğün tadını çıkarmayı dener. Bulutların arasından yükselir, yükselir ve neredeyse Güneş Tanrı Helios’un yanına kadar tırmanır gökyüzünde. Daidalos habersizdir, İkaros’un alıp başını gittiğinden. Peşi sıra, usulca uçtuğunu zanneder, ta ki denizin üzerini kaplayan kuş tüylerini fark edene kadar. Güneş Tanrı, kendisine çok yaklaşan İkaros’a kızmış, kanatlarını bir arada tutan balmumunu eritince, İkaros da denize düşerek boğulmuştur. Daidalos bir süre havada daireler çizerek oğlunun cansız bedeninin suda belirmesini bekler ve o günden sonra İkaria adı verilen adaya getirerek, yaşlı gözlerle burada toprağa verir oğlunu. Kendisiyse Sicilya’nın Cumae şehrine kadar güvenle uçmayı başarır. Buradan Kamikos’a geçer ve Kral Kokalos’un yanına sığınır. Kokalos’un içten bir konukseverlikle ağırladığı büyük sanatçı, şükran borcunu ona birbirinden görkemli binalar inşa ederek öder ve Sicilyalılar tarafından çok sevilir.

Öfkesinin yerini derin bir intikam arzusu alan Kral Minos, büyük bir donanma hazırlayarak yola çıkmıştır bu esnada. Aylarca dolaşır orada, burada. Elinden kaçırdığı Daidalos’u bulup, öldürmeye kararlıdır, kararlı olmasına, ama nasıl bulacaktır onu? Ne bir gören vardır ünlü mimarı, ne de bir bilen vardır saklandığı deliği. Sonunda kurnazca bir plan yapar öcünü alabilmek için yanıp tutuşan Minos: Girit’ten getirdiği deniz kabuğunun kıvrımları boyunca, her kim bir iplik geçirebilirse, onu kıymetli taşlarla, mücevherlerle ödüllendireceği haberini salar dört bir yana. Kolay bir iş değildir bu. Olsa olsa hünerli Daidalos bilir bu işin nasıl başarılacağını. Kurnaz Minos, sefere gittiği her limanda duyurur büyük ödüllü bilmecesini, fakat hiçbir yerde bu işin sırrını bilen bulunmaz. Böylece Daidalos’un orada olmadığına ikna olur, ayrıldığı her limandan. Sonunda Kamikos’a, Kral Kokalos’un yanına vararak, herkese sorduğu bilmeceyi ona da sorar. Deniz kabuğunu alan Kokalos, düşünmek için biraz zaman ister ve hemen Daidalos ile görüşürek, ondan bu bilmeceyi çözmesini rica eder.

Daidalos kıvrımlı deniz kabuğunu alır eline ve önce tepesinde bir delik açar iğneyle. Sonra deliğin etrafına bir parça bal sürer. Kabuğun altına ise, bir karıncaya bağladığı incecik ipi yerleştirir. Balın kokusunu alan karınca, deniz kabuğunun alt tarafından girer ve labirent gibi dönerek kıvrılan kabuğun tepesinden çıkana kadar, beline bağlı ipliği de geçirmiş olur tüm kıvrımlardan. Hiç vakit kaybetmeden, zaferini duyurmak için Kral Minos’a koşar Kokalos. İşte o an anlayıverir kurnaz Minos, hünerli Daidalos’un yakınlarda olduğunu. Kral Kokalos, Minos’un ısrarlarına uzun süre direnemez ve söylemek zorunda kalır konuğunun yerini. Ancak bu sefer de, kendilerine birbirinden güzel oyuncaklar yapan Daidalos’tan ayrılmak istemeyen Kokalos’un kızları yetişir usta sanatçının imdadına. Daidalos’la buluşmadan önce biraz dinlenip, bir banyo yapmasını önerirler konuk krala. Aylardır yollarda yıpranan bedenini biraz olsun rahatlatmak iyi gelecektir Minos’a. Ama hünerli Daidalos’un kurduğu düzenekler biter mi? Yerleştirdiği bir boru sistemiyle, yıkandığı yere kaynar su göndererek haşlayıverir koca kralı.

Krallarının ölümünden sonra Giritliler, o güne dek benzeri görülmemiş büyüklükte bir cenaze töreni düzenler. Kral Minos, almış olduğu tüm acımasız kararlara rağmen, ilkel çağların en doğru ve haksever kralı olarak anılır. Tanrılar tanrısı Zeus’tan esinlenerek çıkarttığı yasaların onuruna, öldükten sonra Zeus tarafından mahşerin üç yargıcından biri olarak Hades’in dolambaçlı dehlizlerinde görevlendirilir.

Gördünüz işte; adaletiyle ün salan Kral Minos da, kahramanlığı dillere destan olan korkusuz Theseus da, bir adada terk edilerek yapayalnız kaldıktan sonra bile yüreğini yeniden sevgiyle doldurabilen güzel örgülü Ariadne de, yaşam labirentinin kıvrımlı yollarında ilerlediler, düşe kalka… Daidalos gibi eli her sanata yatkın, hünerli bir sanatçı olup da, çıkış yolunu göklerde bulamaz herkes, ama en azından her labirentin girişi, aynı zamanda bir çıkış yoludur sonuçta. Yeter ki elinizde, bunu size hiç unutturmayacak, azim ve inançla örülü, sihirli bir yumak iplik bulunsun…

Özlem Kalkan Erenus

Kaynaklar:

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993

Edith Hamilton, Mitologya, çev. Ülkü Tamer, Varlık Yayınları, İstanbul, 1994

Ovidius. Aşk Sanatı, çev. Çiğdem Dürüşken, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017

Robert Graves, Yunan Mitleri; Tanrılar, Kahramanlar, Söylenceler, çev. Uğur Akpur, Say Yayınları, İstanbul, 2010

 

 

Özlem Kalkan Erenus’un ‘Marcel Duchamp’ kitabına kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:
http://kitapdevrimi.com/urun/marcel-duchamp-sanati-ozlem-kalkan-erenus/

 

 

 

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments