Sanatçıya Rağmen Sanat – Mustafa Günen yazdı…

Benim yazılarımda öyle tek tek eserlere ilişkin yorumlar olmayacaktır. Çünkü modern resim sanatının yenilik adına geldiği noktada eser üzerinden yorum yapmanın pek değeri ve inandırıcılığı kalmadı. Aynı eseri, sanatsal açıdan beğenerek öven eleştirmenler olduğu gibi yine sanatsal hiçbir değeri olmadığını belirtenler de olur. Bu köşede bunlardan da örnekler vereceğim. Eleştirmenler yorum yaparken de daha çok felsefi terimlerden oluşmuş sanatsal jargonu (kategorik, mesleki dil) kullanırlar. Zaten sanatçılar, koleksiyonerler, galericilerin birçoğu da bu dili pek anlamazlar. Şu yanlış anlaşılmasın. Sanat ifade ve felsefe içerikli bir olgudur. Onun için böyle bir dili olması doğal ve gereklidir. Ancak ben eserin kendisinden daha çok, yapılışının arkasındaki felsefi veya sanatsal gerekçelerle ilgili düşüncelerimi aktaracağım ve daha anlaşılır bir şekilde yazacağım.

Bomboş Çerçeveler

Son zamanlarda yine gündeme gelen bir obje var. Bu obje popüler sanatçımız Sayın Bedri Baykam’ın boş çerçevesidir. Ben Sayın Baykam’ın birçok aktivitesini başarılı bulur ve gerçekten takdir ederim. Katılmadığım ya da eksik bulduğum düşünceleri elbette var. Boş çerçeve de sonradan bunlardan birine dönüştü. Biliyorsunuz üç-dört yıl önce yine ünlü bir iş adamımız olan Sayın Murat Ülker, Sayın Baykam’ın boş bir çerçevesine yüz küsur bin dolar ödeyerek satın almıştı. Haliyle sanat gündemine oturup tartışmalara yol açtı. Beni de bir gazeteden telefonla arayıp, bu konudaki fikrimi sordular. Ben de kısaca bu gelişmenin yüz yıl öncesi Dadaist hareketin devamında oluşan kavramsal sanat kategorisine girdiğini söyledim. Buna göre de sergilenen bu tür nesnelerin gönderme yaptığı, temsil ettiği kavram ve düşüncenin esas alınacağını bildirdim. Ciddi bir açıklaması yoksa sergilenen obje aslına döner. Yani çerçevecilerdeki çerçevelerden bir farkı olmaz. Bu durumda Sayın Murat Ülker’in çerçeve üzerinden Sayın Baykam’ın fikrine para ödemiştir diye görüş bildirdim. Çok geçmedi New York’ta bir galeride yedi adet boş çerçeve sergilediğini medyada görünce şaşırdım. Yorumlarını okuyunca yedi adet olmasına şaşırmakla kalmayıp üzüldüm de.

Sanat eserinde orijinallik

Önce şu düşüncemi yazayım; sanatsal bir obje yaparken, düşüncenizi aktardığınız bir kompozisyonun içinde herhangi bir objeyi sayısız tekrarlayabilirsiniz. Fakat kompozisyonun kendisini tekrarlayamazsınız. Çerçeve bir hazır yapım üründür onun için aynı kavram içeriğinde ancak bir kez kullanılabilir. Dolayısıyla sergideki boş çerçevelerin İlki orijinaldir ve sanatsal objedir, diğerleri kendini tekrardır ve ürün statüsüne geri döner. Yani vitrinlerdeki çerçevelerle aynıdır. Aynı içerikte birden fazla çerçeve imzalamak aynı zamanda sanatçının kendi fikrine de saygısızlıktır. İşte beni bu konuda yazmaya iten sebep de budur. Gelelim yapılan yorumlara…

Duchamp delicesine kıskanırdı”

Sergiye “Duchamp delicesine kıskanırdı” diye bir isim verilmiş. Eminim bu ismi okuyan Amerikalı sanatseverler, bu ifadenin arkasında derin bir aşağılık kompleksi olduğuna yorumlamış ve gülümsemişlerdir. Zira bu ifade, falanca semt spor kulübünün “Real Madrid bizi görse kıskanırdı” sözünden pek farkı yoktur. Bu bal gibi tribüne oynamaktır. Sanat adına yazık! Kaldı ki boş çerçeve bu akımın kullanılan en gözde objesidir. Bütün ilgili sanatseverler bunu bilir. Yani boş çerçeveyi ilk kez sergileyen Sayın Baykam değildir. Arnulf Rainer (1951), İmi Knoebel (1968), Gerold Miller (1999) gibi sanatçıların benzer işler yaptığını arşivlerde bulabilirsiniz.

Sayın Baykam‘ın yaptığının ilk oluşu, çerçevenin çift taraflı yapıştırılıp tavandan asılmasıymış. Eğer ilk kez yapmış olmaktan kasıt buysa; Çerçeveyi yere yatırarak “Son durak manzarası”, balkondan sarkıtarak “Mahalleyle yüzleşme” helikopterden sarkıtarak “Zamanın akışı görecelidir” v.s gibi şekillerde de ilk kez yapmış olunur. Bu şekilde boş çerçeveden sonsuz kavramsal sanat sergisi yapılır

“Çerçevelenmiş  canlı zaman ve uzam”

Bu çerçevelerle ilgili açıklamasında ise “gerçekte bize çerçevelenmiş canlı bir zaman ve uzam sunduğunu” belirtiyor. Hakkını vermek gerekirse,  boş çerçevelerle ilgili en mantıklı ifade budur.  Ancak bu düşüncenin sanat olarak sunulması tartışılır. Zira çerçevelere yüklenen bu kavramı aktif olarak güvenlik kameraları zaten yapıyor. Yani canlı görüntü işliyorlar. Kameraların kadrajı (çerçeveleri) sanat yaptıklarından habersiz , bize 24 saat canlı bir zaman ve uzam sunuyorlar.

Sanat öncü olmaktır, önce yapmış olmak değidir

Gelelim absürt olanı ve Sayın Baykam‘ın ve onun dışında bu tür sanatı yapanlardan da duyulan argumanlardan birisi de şudur: ‘Bu da sanat mı?’ dedirtmeyen sanat, sanat değildir”. Buna ciddi cevap verilmez. Ancak şu söylenebilir. Allahtan “Bu da doktor mu? dedirtmeyen doktor, doktor değildir” veya “Bu da pilot mu? dedirtmeyen pilot, pilot değildir” zihniyetinde olan meslek erbabı yok. Şakası bir yana bu ifadeye sığınmalarının arkasında şu var. Modern sanatın gelişimindeki yeni ekollerin başlangıçta reddedilip bir süre sonra kabul görüp saygın olmuşlardır. Bu gerçektir ama, sanat adına yapılan her türlü  oluşumun bir gün bu genellemeye dahil olacağı ve sonunda kabul edileceğini söylemek dejenere bir zihniyettir. Ayrıca bu yargıya inananlara, kavramsal sanatın babası saydıkları  Duschamp’ın arkadaşı Hans Richter’e yazdığı mektubu hatırlatırım. Mektupta; “ben hazır nesneyi keşfettiğimde estetik olgusunu yerle bir etmeyi amaçlamıştım.Yeni-Dadacılar ise benim hazır-nesnelerimde güzellik buluyorlar. Pisuarı ve şişeliği meydan okumak için suratlarına fırlatmıştım, oysa onlar estetik açıdan övüyorlar bunları” (Antmen 191-2008) diye şaşkınlığını dile getirmiştir

Kavramsal mı? Sanat mı? Kavramak lazım…

Gelişmeler gösteriyor ki kavramsal sanat, onu hiç kavrayamayanların kontrolü altında kalmıştır. Hep var olan kavram ve sanatın harikulade birlikteliği insanın erdemi olma yolundan saptırılmıştır. Pragmatik (faydacı) zihinler sanatsal özgürlüğü kritersizlik, yenilik yapmayı da ilk yapan olma noktasına getirip yozlaştırmışlardır.

Bu konuya devam edeceğim. Benim bu gibi durumları açıklamakta kullandığım bana ait bir özlü sözüm vardır. Yeri geldiği için yazımı onunla bitireyim.

Kişilik ve karakterinizi; ne söylediğiniz, ne yaptığınız değil, neye tenezzül ettiğiniz belirler. Çünkü söylediklerinizin ve yaptıklarınızın arkasında farklı gerekçeler olabilir ama tenezzüllerinizin arkasında sadece karakteriniz vardır.

Mustafa Günen

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments