YERDE MİSİN? YÖRÜNGEDE MİSİN? – Bülent Bakan yazdı…

Yıllar önce, Bodrum Mazı’daki Kale Pansiyon’un yanında, erişimi zor olduğundan kimsenin uğramadığı bir koyda soyutlama çalışması yapmış, kayaların üzerindeki gölgelerden lekeler boyamış, kalan işi doğaya bırakmıştım. Günlerce yosun-kum ve deniz suyunda kalan resimler IDEOGRAM Serisini oluşturmuştu. Bu çalışma sonunda soyutlamanın kaynağının doğa olduğu, insanın ilk günden beri doğayı gözlemlediğini fark etmiştim. Bugün yaptığım soyut işlerde halen o günlerde yaptığım çalışmaların etkisi vardır. Gerçek bir soyutlamanın kaynağı doğadır. En iyi soyut doğanın kendisidir. Ve dolayısıyla en iyi sanatçı da doğadır. Doğa aynı zamanda en iyi bilimcidir. Kurallar evrenin her yanında değişmeden belirli bir düzen içinde işliyor, bilime ve sanata rehber olmaya devam ediyor.

Bilim; teknolojinin yaptığı sıçrama ile singularite’ye yaklaşırken sanatın bu sıçramadaki rolü unutulmuş gibidir. Bugün bilim ile sanat birbirlerinden ve de geniş kitlelerden uzaklaşmış durumdadır. Sanatçılar ile bilim insanları birbirlerini görmezden gelmekte işbirliği yapmadıkları gibi rekabet de etmemektedir.

‘Camera obscura’ yaygınlaşmadan önce bilim adamları yaptıklarını çizdikleri desenler ile ifade ediyordu. İyi bir desen bilgisi olmadan bulduklarını ifade etmeleri biraz zordu. Galile Galileo güneş lekelerini, Jüpiter’in uydularını çizerek göstermişti. Secchi güneş üzerinde yaptığı spektografik analizde sonuçları çizerek ve boyayarak anlatabilmişti. Charles Darwin, HMS Beagle ile yaptığı efsane seyahatte envanterini çıkardığı türleri aynı zamanda desenleri ile onurlandırmıştı. İyi bir bilim adamı olmak için iyi bir desen bilgisine ihtiyaç vardı. Bugün bir cep telefonu ile çekilen fotoğraflar ihtiyacı karşılıyor. Cep telefonlarının imkanları ve imkansızlıkları nedeniyle desen çizme gündemden düşmüş gibidir.

Carl Sagan, Voyager kardeşleri heliosferin dışına gönderirken bizden daha üstün kozmik medeniyetler anlayabilsin diye insanı ve küreyi anlatan çizimleri bir diske kaydedip uzay aracına yüklemişti. Yarım yüzyıllık araçlar şaşırtıcı şekilde yollarına devam ediyor.

Richard Feynman, sanatçı ve bilim insanı arasındaki aykırılığı ilk fark edenlerden biridir. Romantizm ile bilimsel gerçekliğin arasındaki ayrım en çok bu iki gruba zarar vermekte ve sanat ve bilim geniş halk kitlelerinden uzaklaşmaktadır. ‘Kitle’ derken sekiz buçuk milyar insandan bahsediyoruz. Küre derken kast ettiğimiz şey de doğal olarak ‘Dünya gezegeni’.

Sanatçı ve bilim insanı sekiz-buçuk milyarlık kitleye ulaşmanın yolunu aramalı ve bulmalıdır.

EGAF işte tam bu noktada kitleye ulaşmak için bilimsel ve deneysel çalışmalarına son hızla devam etmektedir. Küreye ve bu küredeki sekiz buçuk milyar insana hitap eden işler yapmak çok iyi bir başlangıç gibi görünüyor. Bunun yolu ise sanatsal bir ansiklopedi oluşturmak.

EGAF bu kez Albert Einstein ve Pablo Picasso’yu gündemine aldı. Bu iki deha aynı kuşaktan. Mustafa Kemal’in de aynı kuşaktan olması tesadüf değil. Bu üç isim de devrimci. İlk ikisinin ilham kaynağı köpekleri. Mustafa Kemal, farklı şartlarda farklı bir coğrafyada muhtemelen devrimci bir sanatçı veya devrimci bir bilim adamı olurdu. Albert Einstein çok iyi bir keman virtüözü ve Mozart uzmanı. Mustafa Kemal ve Pablo ise doğdukları toprakların müziklerinden ilham alıyor. Bu üç ismi de etkileyen şey teknolojideki sıçrama. Radyoaktivitenin bulunuşu, röntgen, otomobil gibi gelişmeler bu dönemin en etkili imgeleri. Bu üç isim de matematik konusunda nadir rastlanan yeteneklere sahip. Pablo Picasso, Öklid geometrisi bilgisi ve çalışmaları sayesinde Kübizm akımının doğuşundaki role sahip oluyor. Pablo Picasso’nun kendi fotoğraf koleksiyonu kendi bastığı beş-binin üzerinde fotoğrafa sahip. Bu üç isim aynı zamanda çok iyi birer okuyucu, zamanın ruhunu da çok iyi okuyorlar- okuma listeleri oldukça kabarık, politik olarak da oldukça aktifler. EGAF yaptığı işlerde ve verdiği konferanslarda bu üç isim ile beraber bilim ve sanatın etkili isimlerini ansiklopedinin birer parçası haline getirmeye devam ediyor.

Sonuçta doğanın bilim ve sanat için sonsuz bir kaynak olduğu, bilim ve sanatın kardeş oldukları ve hatta tek yumurta ikizi oldukları gerçeği ortaya çıkıyor.

Bilim ve Sanat Mustafa Kemal’in de bize hatırlattığı gibi en iyi rehber. Bu ikisi olmadan yaşadığımız çağın ruhunu yakalamak ve Güneşi fethetmek mümkün olmazdı. Parker Solar Probu’nun güneşe olan seferleri bugün bizim ilham kaynağımız.

Son olarak Nazım Hikmet’i hatırlamadan olmaz:
”Güneşe akın var, güneşe akın. Güneşi fethedeceğiz. Güneşin fethi yakın.”

Bilim ve Sanat sizin ve küredeki sekiz buçuk milyar insanın hizmetinde olsun

 

 


Bülent BAKAN

 

 

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments