Yokluk ve Hiçliğin eleştirel yorumu: ‘Altüst’ – Veysel Boğatepe yazdı…

İnsanlık tarihinin kayıt edildiği yıldan bugüne değin süregelen 7000 yıl içerisinde yalnızca savaş alanlarında 3 milyar, bu rakamın bir kaç katı kadar insanın da açlıktan ve hastalıktan öldüğü tahmin ediliyor. Aşılan uygarlıklar, geliştirilen teknoloji ve bilimsel çalışmalara rağmen kendi karşıtını doğuran, anlamlandıran ve bu karşıtlık diyalektiği içerisinde varlığını sürdüren her şey sistematik bir döngü ile bin yıllardır bilinmezlik ve hiçlik içerisinde devinip duruyor. Sistematik döngü, yıktıklarının ya da yok ettiklerinin yerine daha sonra tekrar yıkacağı yenileri inşa veya ikame ederek zincir halkalarını oluşturuyor. Aslında iç içe geçen, birbirinin üstüne yıkılan veya yerine ikame edilenler, kendisinden öncekilerini yok etmiyorlar.  Soyut anlamda tarihin belleğine kaydedilirken somut olarak da yaşadığımız gezegenin karnında / rahminde muhafaza ediliyor.

İnsanoğlunun toplama ve biriktirme ile başlayan tarihsel ve kültürel geçmişine yönelik yaptığı keşifler ve antropolojik araştırmalar sonrasında elde ettiği bulgular, yıkıldığını veya yok edildiğini varsaydığımız medeniyetlerin, kültürlerin gerçekte yaşadığının somut delilleri olarak karşımıza çıkıyor.

Kültürel geçmişi okuma biçimleri

Sanatın özgünlüğü ve evrenselliği, sanatsal alanını uğraş edinenin ise toplumsal olaylara olan duyarlılığı sanatçı kimliğini oluşturmakla kalmaz sorumluluğunu da belirlemiş olur. Sekizinci kişisel sergisini açan Ahmet Sarı yaptığı çalışmalarda tarihsel ve toplumsal olaylara bu kimlik ve duyarlılıkla yaklaşıyor. Dönemlere tanıklık eden heykel, kaya üstü resimler, objeler ve nesnelere dinamik hareketlilik kazandırdığı “Altüst” adlı sergisinde, doğu-batı arasındaki kültürel çatışmayı, batı sömürgeciliği üzerinde konumlandırarak tersten ele alıyor ve Marksist (toplumsal) eleştiriler yöneltiyor. Steril mekânlarda muhafaza edilen eserlerin resimlerini dokusuz ve düz bir zeminde yeniden canlandırırken yalnızca toprağın altını üstüne getirmekle kalmıyor, çağdaş sanat kuramının felsefesini oluşturan “yansıtma, anlatım, biçim” ilkelerini uyumlu ve ölçülü olarak eserlerinde uyguluyor. Örneğin; büyük ebatlarda çalıştığı eserlerinde yansıtma kuramını yani sanat eserini ön plana çıkartırken aynı eseri diğerleriyle farklı zeminde ama bu defa küçük boyutlarda birleştirerek uyumlu bir hiyerarşik düzen kuruyor ve sanatın işlevselliğini, biçimselliğini koruyor.

Akbank Sanat’ın Baskı Atölyesi direktörlüğünü de yürüten Ahmet Sarı, ifade ve yorumlarına kattığı ironi ve alegorik üslup, her eseri kendi kimliği üzerinden öyküleştirerek yeniden okumaya ve düşünmeye yönlendiriyor. Eserleri arasında benim dikkatimi çeken ise “Tanrı Parçacığı” adını verdiği soyut eserdir. Ana fikir olarak varoluş felsefesi çerçevesinde ayrıca irdelenmesi ve sorgulanması gereken bu eser, derin anlamlar içermekle birlikte farklı perspektiflerden değerlendirilebilecek bir eserdir.

Veysel Boğatepe

(Ahmet Sarı: Alt Üst / Mixer Sanat Galerisi / 27.10.2017- 09.12.2017)

BU HABERLERİ OKUDUNUZ MU?

Facebook Comments