Zamanın Efendisi Olmak - Özlem Kalkan Erenus yazdı... | Kitaptan Sanattan Kitaptan Sanattan

Zamanın Efendisi Olmak – Özlem Kalkan Erenus yazdı…

”Mitoslara hayat verenler yüzlerce yıl öncesinden günümüz dünyasına bakıyor olabilir mi?
Onların sezgilerine ve aklına, insanlığı uyarma çabalarına, gelecek nesilleri koruma içgüdülerine minnet duymamız yeterli mi?
Yoksa insanlığı aklın sesine kulak vermeye davet eden bu eşsiz anlatıları sadece bir masal-mış gibi mi dinliyoruz?”

Felsefe tarihinin belli başlı tüm soruları bir şekilde Antik Yunan dünyasının düşünsel etkinliklerine bağlanır. Batı düşünce tarihinin ilk kilometre taşlarını oluşturan pek çok kavram, doğa araştırmacısı (physikoi) olarak adlandırılan Antik Yunan düşünürlerinden birkaç yüzyıl önce, mitolojik unsurlar ya da tanrılar bünyesinde kişileştirilmiş ve bu kavramların ortaya çıkışına ilişkin çeşitli efsaneler üretilmiştir.

Özel bir yaşama ve düşünme biçimi, bir tür dünyayı anlama yöntemi olarak mitoslar; o mitoslara inananlara, üzerinde yaşadıkları evrenle beraber, mensubu oldukları toplum ve onu oluşturan bireylere yönelik bir takım teorik çözümler önerir. Mitolojik düşünce çerçevesinde kişi doğayla konuşur, ‘ben-sen’ ilişkisi içinde diyalog kurar ve ona saygı duyar. Bu düşünme biçiminde ‘neden bulma’ adı verilen bir yaklaşım söz konusudur. İnsan, tanrılar, yaşam ve doğa gibi konularda varlığa dair teorik sorulara cevap verilirken, insanın da içinde yer aldığı bir evren tablosu sunulur ve bu çerçevede bireyin dünya üzerindeki anlamının ne olduğu gösterilir. Oluş ve bozuluşun ardışık sürekliliği içinde akıp gitmekte olan zaman, bu temel sorular içinde her zaman merkezi bir konumda olmuştur.

Özlem Kalkan Erenus – Dünden Kalanlar, 2015 28×28 cm. t.ü.karışık teknik

Antik Yunan terminolojisinde zaman, iki farklı kavramla karşılanır: ‘chronos ve kairos.’ Zamanın niceliksel yönünü belirten chronos; ardışık bir yapı sunan geçmişi, şimdiyi ve geleceği içinde barındırırken, gözlemlenebilir bir nitelik taşır. Antik Yunan mitolojisinin en önemli Titanı Kronos, aslında adını chronos kavramından almamakla birlikte, iki isim arasındaki benzerlik nedeniyle, anlatılagelen efsanelerde chronos’la bir tutulur. Bu özdeşleştirme özellikle Rönesans döneminde yaygınlaşarak, elindeki tırpanla zamanın akışını, geçişini simgeleyen ‘Zaman Baba’ alegorisini ortaya çıkartır. Kairos ise zamanı niteliksel yönüyle ifade eder. Belirsiz bir zaman içinde, önemli bir olayın gerçekleştiği anı, süreyi ya da dönemi tanımlar. Etimolojik kökeni ‘okçuluk’ bağlamında ortaya konan kairos, hedefi vurmak için okun fırlatılacağı en elverişli anı belirtir.

Chronos ve kairos kavramlarından farklı olarak, bütün zaman boyutlarının üzerinde bulunan, sınırsız bir zaman boyutu, Antik Yunan mitolojisinde, sonsuzluk tanrısı Aion ile kişileştirilir. Bağlı bulunduğu sonsuzluk kavramıyla ilişkili olarak Tanrı Aion, genellikle başı ve sonu olmayan, döngüsel bir zamanı temsil eden bir çemberin içinde betimlenir.

Aion daha sonra Platoncu zaman felsefesinin de temel kavramlarından biri olarak karşımıza çıkar. Platon‘a göre zaman sonsuzluğun bir resmi ya da gölgesi olmakla, onun ancak bir kopyasıdır. Zaman varlık alemini içinde taşır. Başka bir deyişle; şeyler zamanın içinde meydana gelir ve oluş, zamandan ayrı düşünülemez. Platon’un düzenleyici tanrısal gücü Demiourgos zamanı ve evreni yaratarak, varlığı/varoluşu başlatır. Durmadan değişmekte olan evren, zamansal anlamda, Aion’un bir resminden ibarettir. Kesintisiz olarak o şekilde olan, değişmeyen Aion sadece akılla kavranabilir. Kronos ise sürekli olarak oluş ve değişim halindeki varlıklarla ilgilidir ve sadece algıyla anlaşılabilir. Bu anlamda kronos, Aion içinde varlığını sürdürür. Başka bir deyişle; zaman algısı, sonsuzluk anlamındaki zamanın içinde oluşmuştur.

Antik Yunan mitolojisinde ise, evreni tanrıların yarattığına değil, tanrıların evren tarafından yaratıldığına inanılır. Tanrılardan önce, dünyayı, yeri ve evrensel bir öge olarak toprağı simgeleyen Gaia vardır. Gaia, kendi kendine doğurma yöntemiyle, göğü (Uranos’u), dağları ve denizi (Pontos’u) yaratır. Daha sonra Gaia ve Uranos birleşerek, çocuklar doğurur. ‘Yaşlı Tanrılar’ olarak da anılan Titanlar, yerin ve göğün çocukları, Olympos’un Tanrıları ise onların torunlarıdır. Ne var ki Uranos kendi egemenliğini elinden almasından çekindiği çocuklarını, gün ışığına çıktıkları gibi, gerisin geri toprağın altına, Gaia’nın karnına tıkmakta ve onu acıyla kıvrandırmaktadır. Bu büyük işkenceye son vermek isteyen Gaia, son doğan oğlu Kronos’un eline koca bir çelik tırpan verir. Kronos da bu tırpanla babasının erkekliğini elinden alır. Uranos’un etrafa saçılan kanı yine gebe bırakır toprağı. Yıllar sonra bu dölden intikam tanrıçaları Erinys‘leri, upuzun kargılarıyla dev Gigant‘ları ve Orman Perileri‘ni doğurur Gaia. Tırpanın kestiği cinsel organ ise denize düşer ve ak köpükler yayılır tanrısal uzuvdan. Güzeller güzeli Aphoridite işte bu ak köpükten olmadır.

Zamanın döngüsü müdür, bilinmez; Kronos da (aynı zamanda kız kardeşi olan) karısı Rheia‘nın doğurduğu çocukları, analarının karnından çıkar çıkmaz yiyip yutmaya başlar birer birer. Çünkü Gaia ve Uranos, ne kadar güçlü olursa olsun, bir gün gelip kendi oğluna yenileceğini bildirmiştir Kronos’a. O da Uranos’un mağrur torunlarından birine mağlup olma korkusuyla teker teker yutar kendi çocuklarını. Hestia, Demeter, Hera, Hades ve Poseidon doğdukları gibi babalarının midesine giderler. Sonsuz yaslar içindeki Rheia, son çocuğunu dünyaya getireceği gün, oğlunu Kronos’tan gizli doğurabilmek için Gaia ve Uranos’a yalvarır. Anası ve babası bu yakarışa kulak verirler ve o gün alıp Girit‘e götürürler kızlarını. Çocuğunu Lyktos‘taki İda Dağı‘nda doğuran Rheia, doğar doğmaz saklar bebeğini bir mağaranın derin karanlıklarına. Sonra da koca bir taşı bezlere sarıp uzatır Kronos’a. Hiçbir şey anlamayan Kronos’un, etten kemikten çocukları gibi, midesine indirdiği koskoca taşla yer değiştiren bebek, tanrıların tanrısı Zeus‘tan başkası değildir. Saklandığı mağarada, Ameltheia adlı orman perisi, bir keçiye emzirtir bebek Zeus’u. Güneş tanrısı Helios‘tan doğma korkunç bir yaratıktır bu keçi. Dev Gigantlar bile dehşete kapılır onu görünce. Büyüyüp de egemenliği ele geçirmek için Titanlara karşı girişeceği savaşta kullanmak üzere bu keçinin derisinden bir kalkan yapar Zeus. Yağmurları yağdıran, gökleri gürleten, şimşekleri savuran yenilmez gücüyle Zeus, babası Kronos’un hakkından gelir. Onu tahtından indirdiği gibi, ölümsüzlerin kralı olur.

Okeanos‘un kızı, bilgelik tanrıçası Metis hazırlamış olduğu çok tatlı ama mide bulandırıcı bir içkiyi Zeus’a vermiştir. Bu ilacı Koronos’a içiren Zeus, zalim babasına yuttuğu bütün kardeşlerini birer birer kusturur ve iktidarın sağladığı evrensel yetkilerini kardeşleri arasında dağıtır. Poseidon’a denizleri, Hades’e yeraltı ülkelerini verir.

Metis Zeus’un ilk karısı olur ve gün gelir Athena‘ya gebe kalır. Ancak zamanın acımasız döngüsü bir tur daha atmıştır. Gaia ve Uranos uğursuz kehanetlerini bu kez Zeus’a bildirirler: Bu bebekten sonra, Metis’ten doğacak bir erkek çocuk kendisini tahttan indirerek yerine geçecektir. Kehanetten korunmak isteyen Zeus, tatlı sözlerle yaklaştığı Metis’i yutar. Doğum vakti gelince, kızları Athena zırhlara bürünmüş bir halde, elinde kargısıyla silahlanmış olarak Zeus’un kafasından çıkar; savaş, sanat ve akıl tanrıçası olarak anılır.

Yutarak gövdesinin içine aldığı Metis ise bilgeliğiyle, bundan böyle Zeus’un iç sesi olur. Metis bütün tanrılar ve ölümlüler arasında en çok şey bilendir. Zamanın barındırdığı beklenmedik rastlantıları ve önceden kestirilemeyecek tüm olguları Zeus’a fısıldar. Böylelikle akıl gücü ve onunla elde edilen dünya egemenliği, tanrılar tanrısı Zeus’un ayrılmaz bir parçası olur. Metis’in bilgeliğini elinde tutan Zeus; hem şimdiki zamanın hakimi olur, hem geçmiş deneyimlerin tüm birikimine başvurur, hem de tasarlamakta olduğu geleceğe cesaretle yönelir. Ondan başka herkes şimdinin kıskacındadır. Artık varolmayan geçmiş ve henüz varolmamış gelecekse, Metis’in danışmalığında Zeus’un buyruğu altına girer.

Derler ki; ‘Metis’in akıl dolu öğütleri giderek Zeus’un yargılarını da ölçülü kılar.’ Zeus, tahtından indirdikten sonra yeraltındaki ölüler ülkesinin en derin yeri olan Tartaros‘a hapsettiği babası Kronos‘u, gün gelir bağışlamaya karar verir. Kronos’a “artık Zamanın Efendisi olmayı öğrendin” der. Tartaros’tan alıp, yeryüzüne getirdiği Kronos’a cennet gibi tarlalar bahşeder. Burada yeni bir krallık kuran Kronos, bundan böyle yeryüzünde yardımseverliği ve cömertliğiyle tanınır. İktidar kavgasının silahı çelik tırpan ise, bereketli hasatların sembolüne dönüşür.

Uğursuz kehanetlere boyun eğmek yerine aklın sesini dinleyenler, zamanın acımasız döngüsünü kırmayı başarırlar. Geleceği yutan geçmişi geride bırakarak, bolluk ve bereketi müjdeleyen ‘verimli şimdileri’ ardı arkasına sıralamayı öğrenirler…

Peki bugün biz ne yapıyoruz?
Zamanın acımasız döngüsü -farklı isimlerle- bizi kovalamayı daha ne kadar sürdürecek?
Geleceği kendi çıkarları doğrultusunda acımasızca tasarlayanlara, aklımızdan aldığımız güçle seslenme zamanı gelmedi mi?

Özlem Kalkan Erenus

Kaynaklar:
– Bedrettin Cömert, Mitoloji ve İkonografi, De Ki Basım Yayım, 2010
– Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 2001
– Edith Hamilton, Mitologya, çev.Ülkü Tamer, Varlık Yayınları, 1994
– Jenny March, Cassell’s Dictionary of Classical Mythology, Cassell & Co, 2001
– Arslan Topakkaya, “Zaman Kavramı Bağlamında Platon-Aristoteles Karşılaştırması”, FLSF (Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi), 2012 Bahar, sayı: 13
– Angelo Walther, Die Mythen Der Antike In Der Bildenden Kunst, Patmos Verlag, 2003

 


Özlem Kalkan Erenus’un ‘Marcel Duchamp’ kitabına kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:

http://kitapdevrimi.com/urun/marcel-duchamp-sanati-ozlem-kalkan-erenus/

 

 

 

 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments