Özgür Efe Özyeşilpınar’dan Önemli Mesajlar

Şehir Tiyatroları’ndaki işine son verilen oyuncu Özgür Efe Özyeşilpınar ile Şehir Tiyatroları ile süren dava sürecini, şuan rol aldığı “Bir İsyancının Savunması” oyunu ve ülkemizin yaşamakta olduğu süreci konuştuk.

Nasuh Bektaş/KitaptanSanattan.com

-Dava süreci hakkında bilgi verebilir misiniz?

-Açtığımız dava işe iade davasıydı, davayı kazandık. Ardından bir Yargıtay süreci oldu, onu da kazandık. Sonra ‘işe iade alacağız.’ dediler almadılar. Mahkemenin öngörmüş olduğu tazminat ödemeleri için tekrar dava açmak zorunda kaldık. O davayı da kazandık, itiraz ettiler. Şimdi son duruşmada istinat mahkemesinde yönlendirildi. Dava üstüne dava kazandık ama hala davalar sürüyor.

-Bir dava sarmalı olmuş anlaşılan. 

Artık davaları takip edecek yürekte güç kalmadı. Çünkü o kadar ağır işleyen, hatta o kadar işlemeyen bir noktaya geldi ki dava süreci. Ülkenin hali de ortada, bu nedenle çok şey de söylemek istemiyorum.

Çünkü yaşadıklarımız itibarı ile evin kapısından kafanızı uzatıp, daha apartmandan dışarı çıktığınız an itibari ile o kadar kadere, kısmete o kadar değişken bir ortam ve atmosferde yaşıyoruz. Geçenlerde sosyal medyada çok beğendiğim bir cümle görmüştüm “2017 yılının size sunmuş olduğu en büyük hediye hala yaşıyor olmanız.” Çok doğru bir espri, çok acı bir espriydi. Biz ülke ve toplum olarak bunları hak eden bir millet değiliz. Bize dayatılan diretilen ve sunulan çok acı bir süreç. Eminim ki en tepeden en aşağıya herkes bu hatayı görüp, yapılan bu hatalardan dönecektir, gerekli dersleri alacaktır diye umut ediyorum.

Yaşım 40, çevrem ve ailem dahil hayatımın hiçbir evresinde bu kadar umutsuzluğa, karamsarlığa düştüğümüzü hatırlamıyorum. Çevreme baktığımda yeni kuşak, genç nesil çok karamsar, umutsuz bu çok korkunç, üzen ve ürküten bir tablodur.

-Dava süreçlerinin dışında, Özgür Efe Özyeşilpınar olarak neler yapıyorsunuz? Tiyatro ve sanat adına projeleriniz var mı?

– Üç sene işsizlik sürecinden sonra, Şehir Tiyatrolarından kapının önüne konan 20 kişilik ekibin içinde olan iki arkadaşım Ümit Bülent Dinçer, Ceren Hacımuratoğlu ile Ankara Birlik Tiyatrosu ve Gül Göker ile tanıştık. Şuan Ankara Birlik Tiyatrosu çatısı altında, “Bir İsyancının Savunması” adlı oyunda oynamaya başladım. Bu süreçte Dilek Türker ile bir oyunun provalarına başlayacaktık. Ancak Kültür Bakanlığının verdiği desteğin çok düşük olması nedeniyle provaları durdurup, sponsor desteği ile sürdürme kararı aldık. 15 kişilik müzikli bir oyunun sadece dekoru, vs teknik gideri kostümü 100 bin liranın üstünde tutacak iken bakanlığın verdiği rakam 30 bin lira oldu. Bu da ülkemizde sanata bakışın ne olduğunu ve sanatın üretimini her yönüyle bilen kişilerin gerekliliğini gösteriyor.

-“Bir İsyancının Savunması” oyunu hakkında konuşacak olursak bize oyun hakkında neler dersiniz?

– Gül Göker, oyunun metnini ilk gönderdiğinde çok heyecanlandım.  Üç sene sonrasında böyle bir işin içinde yer almak hele Robles oluşu beni çok heyecanlandırdı. Oyunu okuduğumda, son sayfayı bitirip, bıraktım, direk telefon açtım ben varım dedim. II.Dünya Savaşında Hollanda’nın Endonezya’yı işgali esnasında Endonezya’nın bağımsızlık mücadelesi sürecini konu alır. Bir Hollandalı’nın, Endonezya’da ki yerlilerin direniş örgütüne destek amaçlı çalıştığı fabrikaya bomba koyması daha sonra orada çalışan insanların hayatını riske attığını düşünüp bombayı durdururken yakalanması üzerine, o sorgulama sürecini konu alan bir oyundur.

Oyunun günümüze dair söylemi o kadar taze, o kadar diri, o kadar net ki, başrol kahramanın bir sözü var; “Ne yaparsanız yapın, ne kadar bomba patlatırsanız patlatın, ne kadar can alırsanız alın bu yol yol değil, bu herhangi bir uzlaşmayı getirmez. Uzlaşmak, ortak paydada buluşmakla gerçekleşir. Şiddeti bitirin. “

Günümüzde de bu uzlaştırıcı dil gerekli değil mi?  Eskiden bir tane terör örgütü vardı, kınardık, lanetler yağdırırdık. Şimdi birçok terör örgütü ortaya çıktı. İnsanlar artık birbirlerinden korkar hale geldi. Artık bu şiddet ve kanın durması adına birlik ve bütünlük içinde neler yapılabilir buna kafa yormamız gerekir. Oyunda bunu söylüyor. Oyun, emperyalizme karşı verilen büyük bir mücadeleyi anlatıyor. Bu mücadeleyi anlatırken bütün tarafların gözünden anlatıyor. Bütün tarafları tarafsız olarak sahneye koyuyor yazar. Bugüne dair fazlasıyla cümlesi olan bir oyun.

– Bu dönemde Tiyatro’nun durumunu değerlendirebilir misiniz?

Ben genel anlamda bütün sanat dalları için cümle kuracağım. Bize dayatılan, bize diretilen, ne kadar birbirimizden korkup, birbirimizden kopmak, evlerimize kapanmak,  kapıdan burnumuzun ucunu çıkartmamak olsa da, biz inatla, sonuna kadar birlikte, el ele, bir arada durmak üzere, her türlü sanatsal etkinlik içerisinde güçlü duruşu sergilemek zorundayız. Öyle bir süreç içerisindeyiz.

Dolayısıyla sadece tiyatroda değil, sinemada, balede, operada, dans gösterilerinde, konserlerde… Bunlar bizi uyuşturmak, eğlendirmek vs. amaçlı yapılan işler değildir. Çünkü sanat bu değildir. Sanat, birlikteliği geliştirmek, daha doğruya insanları kanalize edebilmek, o birliktelik gücünü, beraberlik gücünü kuvvetlendirmek adına yapılan ciddi bir iştir. Bence bu süreçte en çok ihtiyacımız olan da budur. Dolayısıyla başta tiyatrolar olmak üzere sanatın, hiçbir dalını boş bırakmayalım.

Bir arada olalım, el ele olalım, dirsek teması yan yana duralım. Biz birlikte durursak, biz birlikte kalabilmeyi başarabilirsek hiçbir kuvvet bizi yıkamaz. Ne herhangi kendini bilmez üç beş tane, ülke ve ülke evlatlarına kurşun sıkmayı, bomba atmayı görev edinmiş pislik, vatan haini, ne de herhangi bölücü söylemlerde bulunan şahıslar bizi yıkamaz. Biz Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşları olarak, her ırktan, her renkten, her dinden hatta her dilden bugün nasıl zor durumda olan ve sığınmayı seçen insanlara kucağımızı açıyorsak, köklerimiz bize sahiplenmeyi ve sahip çıkmayı salık veriyorsa biz de köklerimize sarılıp, birlikteliğimizle cevaplarını vereceğiz hepsine.

– Çok güzel dilekler, umarım bu dilekler bir an önce gerçekleşir ve ülkemiz huzura kavuşur.

– Eskilerin bir lafı vardır “Sabrın sonu Selamettir”, yine başka bir söz “Gecenin en karanlık anı şafak sökmeden az öncedir.” Ben bu karanlıktan çok büyük bir aydınlığa, çok büyük bir huzura çıkacağımıza inanıyorum, en azından bu inancımı korumak istiyorum. Çünkü ben ülkeme inanıyorum, ben ülkem insanın yüreğini ve ülkesini nasıl bir aşkla seven yüreğe sahip olduğunu biliyorum.

Tarihimize baktığımızda toplumsal birliktelikle neleri başardığımızı görebiliriz. Ülkemizin Atatürk gibi birleştirici önemli bir değeri var. Bütün dünyanın yüz yılda bir gelir dediği insan bizim ülkemize bahşedilmiş. O yüzden Atatürk değerlerinde birleşirsek bizi kimse yıkamaz ve her türlü sorunun üstesinden geliriz. İleri görüşü o kadar yüksek, bir dünya lideri ki Mustafa Kemal Atatürk, o günden bu günleri düşünerek bizlere çok önemli başucu kitabı Nutuk’u bırakmıştır. Mutlaka okuyalım, çocuklarımıza okutalım.

Nasuh Bektaş/KitaptanSanattan.com

Değerli sanatseverler, “Bir İsyancının Savunması” oyunu her Cuma, Dora Sahne’de oynamaya devam ediyor.  

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments