Yiğit Arı’nın Tiyatro Dünyasına Bir Yolculuk

Mahşer-i Cümbüş Tiyatro Topluluğu’nun kurucularından, Türkiye’de ‘Modern Doğaçlama Sanatı’nın yani ‘Tiyatro Sporu’nun öncülerinden eğitmen ve oyuncu sevgili Yiğit Arı ile önemli mesajlar verdiği bir röportaj yaptık.

Mahşer-i Cümbüş tiyatro grubunun kuruluş sürecinden isminin nasıl ortaya çıktığına, tiyatrodan tv ve sinema dünyasına, bir eğitmen olarak tiyatro oyuncusu olmak isteyenlere verdiği önemli tüyolara kadar ilk kez duyacağınız hikayeleri ve mesajlarıyla Doğaçlama Tiyatro sanatının öncülerinden usta bir sanatçıyı yakından tanıma fırsatı bulacak ve zevkle okuyacaksınız.

KitaptanSanattan.com / Oğuz Kemal Özkan

  • Mahşer-i Cümbüş tiyatro grubunun kurucularındansınız.  ‘Modern Doğaçlama Tiyatro’ da denilen Tiyatro Sporunu Türkiye’de başlatanlardansınız. Hem bu grubun kurulma sürecini hem de neden doğaçlama tiyatro üzerine yoğunlaştınız, bunu anlatır mısınız?

Biz ekip olarak hepimiz 1997 Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunlarıyız. Almanya’da doktorasını yapıp gelen Kadir Çelik isimli bir hocamız vardı. O doğaçlama tiyatro ve yaratıcı drama konusunda ihtisas yapmış birisi idi. Okulda drama derslerini Kadir ve Tülin hocalar veriyordu. Kadir Hocamız doğaçlama tiyatro-tiyatro sporu ile Almanya’da tanışmış. Drama derslerinde bizi doğaçlama tiyatro ile tanıştıran Kadir Hoca oldu. Hatta okulda gösteriler de yapmıştık. Okul bittikten sonra o grup içerisinden bu işi seven gönül veren ilgi duyulacak bir tiyatro olduğunu düşünenler olarak Mahşer-i Cümbüş tiyatro topluluğunu kurduk. Ankara’da senin de az önce duvarda fotoğrafını çektiğin Tenedos Cafe gibi küçük cafelerde oynamaya başladık. Büyük ilgi gördük. Bir süre Ankara Sanat Tiyatrosu’nda da oynadık. Sonra okul bitince İstanbul’a geldik. Burada da kafelerde, çeşitli sahnelerde oynamaya devam ettik. 2004’de burayı yani Hayalhane’yi tuttuk. O günden beri de buradayız. Burasının 14. Sezonu, Mahşer-i Cümbüş’ün ise 18. Sezonu.

  • Grubun ismi neden Mahşer-i Cümbüş oldu?

Grubumuzu ilk kurduğumuzda isim arayışına girdik. Türk Edebiyatı okuyan şuanda bu alanda uzmanlaşmış, hocalık yapan bir arkadaşımız vardı. Onun önerilerinden birisiydi. Bize Arapça-Farsça futbol terimleri getirdi. Mesela Darbe-ul Abes arapça da faul demek imiş. Mahşer-i Cümbüş de yine Arapçada bir futbol terimi; kale arkası tribünündeki ateşli taraftara deniyormuş. Yani çok enerjik, eğlenceli bir kalabalık anlamına geliyor. Bizim spontane tarzımız interaktif özelliğimizden kaynaklı seyirci ile sürekli iletişim halinde olmamız gibi durumlara uygun geldi. Başta insanlar anlamadılar ama ekip tanındıkça yaptığımız iş sevildikçe isim de sevilmeye başlandı. İsmin hikayesi de böyle kısaca.

  • Mahşer-i Cümbüş olarak ‘Anında Görüntü Şov’ tv programıyla daha çok tanındınız sanırım?

2007’de televizyon programının başlamasıyla daha büyük kitlelere ulaşmayı başardık tabi ama bu program başlamadan önce de Hayalhane’de haftanın 3 günü oynuyorduk ve inanılmaz bir talep vardı. Buradaki ilgi, fısıltı gazetesi bu işin televizyona da sıçramasına neden oldu ve bir gün Fox Tv’den izlemeye geldiklerinde çok beğendiler ve teklifte bulundular.

  • Doğaçlama Tiyatro yapan başka gruplar da var mı?

Evet, şuanda çok var. Türkiye’nin her tarafında, üniversitelerde kulüp olarak her yerde var. Mahşer-i Cümbüş’ün de doğaçlama tiyatro yapanların artmasına katkısı olmuştur elbette. Aslında bu yönüyle bakarsak Mahşer-i Cümbüş olarak ülkenin kültürel ve moral hayatına katkıda bulunmuş olduk.

  • Şuan Mahşer-i Cümbüş ile birçok ilde ve İstanbul’da sahnelerde oynamaya devam ediyorsunuz. Program nasıl, nerelerdesiniz?

Hemen hemen Türkiye’nin her yerine gidiyoruz. Bursa, Ankara, İzmir, Eskişehir, Adana ve daha bir çok şehir. Bu şehirlere sene içerisinde üçer dörder kez gittiğimiz oluyor. Şuanda bütün takvimi aklımda tutmam mümkün değil.

  • Aynı zamanda Zeytinburnu Belediyesi Gösteri Sanatlar Akademisi’nde dersler veriyorsunuz. Eğitmenlik süreci nasıl başladı?

Öğrenciliğimden beri tiyatro hocalığı yapıyorum zaten. Dolayısıyla bu konuda uzun süredir deneyimim var. Mahşer-i Cümbüş kurulduktan sonra, Hayalhane’de kendi alt gruplarımıza, gelecekte sahneyi bizimle paylaşacak, bizden sonra da bu işi devam ettirecek genç kuşaklara da eğitmenlik yapmaya devam ettim. Nitekim son dönemde öğrencilerimizden aramıza katılanlar da oluyor. Zeytinburnu Belediyesi Gösteri Sanatlar Akademisi’nde de oyuncu arkadaşım Mehmet Usta aracılığıyla başladım. Onunla birlikte bir yarışma programında oyuncu koçluğu yapmıştık. Daha önce de bir dizide birlikte çalışmıştık. Mehmet’in de bir eğitmen grubuyla bu konularda okul açmak gibi bir isteği vardı. Kendisi de bir fotoğraf sanatçısı olan Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın da bu konularda vizyon sahibi olan birisi. Mehmet Usta da orada bir akademi kurulmasına ön ayak oldu. Bu akademi belediyelerde genel olarak yapılan kurslardan daha detaylı ve kapsamlı bir akademi. Sınavla giriliyor. Daha teorik ve kuramsal alanlar üzerine de dersler veriliyor. Kurs bittikten sonra öğrencilerin bir kısmıyla durumlarına göre oyunlar yönetiliyor, doğaçlama gösteriler yapılıyor, geleneksel orta oyunumuz var, skeç topluluğu var, bir Moliere oyunu düzenliyoruz. Konservatuar sınavlarına hazırlık bölümü var. Mesele Zeytinburnu’nundan çeşitli tiyatro okullarına birçok öğrenci soktuk. Burada da üçüncü senemize girdik. Ayrıca dans, müzik dersleri de var. Kısaca Mehmet Usta’nın sanat yönetmenliğinde bir konservatuvar gibi faaliyet gösteren bir akademi burası.

  • Tiyatroda yetenek mi eğitim mi hangisi daha önemli?

Bence eğitim ama tartışmalı bir konu. Herkes başka bir açıdan bakabilir. Olmazsa olmaz yetenek diyenler de var. Mesela doğaçlama tiyatronun duayenlerinden Viola Spolin tiyatro sanatında önemli olan şeyin yetenekten ziyade daha fazla deneyim olduğunu söyler. Ben yetenekleri kısıtlı olduğu halde çok çalışarak, gayret ederek, çok okuyarak, kendini geliştirerek inatla, hırsla meslekte iyi yerlere gelen kişileri de gördüm. Çok yetenekli olduğu halde tembellikten, vurdumduymazlıktan tiyatro dünyasında kendine yer bulamamış arkadaşlarım da oldu. Dolayısıyla yetenekli ol olma, büyük bir sebatla çalışmak temel koşul. Tiyatro ülkemizde genel olarak müziğe, sinemaya göre çok bilinen ya da gelişmiş bir alan, bir sanat dalı değil. Bu yüzden görüyoruz ki mesela tiyatro öğrencilerimiz kursa geldiklerinin daha 3. 4. ayında oyuncu oldum havasına giriyorlar ama uzun vadeli baktıklarında onlarda görüyorlar ki kazın ayağı hiç de öyle değil. Oyunculuk bugünden yarına değil çok uzun yıllar çalışmayı ve deneyimi gerektiren bir alan.

  • Dedemin İnsanları, İnşaat 2 ve en son Sorma Neden? filmlerinde oynadınız. Oynadıklarınız arasında en beğendiniz filmi ve son film Sorma Neden’i anlatır mısınız?

İnşaat 2’de daha çok konuk oyuncu gibi idim. Küçük bir rolüm vardı orada. Dedemin İnsanları’nın yeri biraz farklı açıkçası. Diğer filmlerde komedi ağırlıklı oyunculuk yaptım ama Dedemin İnsanları’nda daha farklı bir rolüm vardı ve Çetin Tekindor ile beraber oynadık. Onunla pek çok sahnemiz oldu ve bu benim için büyük bir şanstı. Onun tecrübesine becerisine rağmen setteki disiplinini, çalışkanlığını görmek benim için çok eğitici bir şeydi. Az önce dediğim gibi çalışmak, deneyim, sebat, bunları canlı olarak ülkenin en değerli oyuncularından birisinde görmek çok önemliydi. Ülke olarak da çok şanslıyız böyle bir oyuncuya sahip olduğumuz için. Bu filmde Onunla ve Çağan Irmak ile tanışmak, çalışmak benim için öğretici oldu.

Sorma Neden? ise bir ay kadar vizyonda kaldıktan sonra kalktı. Bu aralar sinema ve tiyatro sektöründe işler genel olarak pek yolunda gitmiyor. Tabi tanıtımlar, reklamlar da filmin daha çok kitleye ulaşması için önemli. Aslında çok sayıda film de çekiliyor ama gişe anlamında başarılı olan film sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Gişe bulamayan filmlerde kısa bir süre sonra izleyiciyle televizyonda buluşuyor. Bu filmin setinde de keyifle çalışmıştık. Yönetmenimiz Tolga Baş ile kanımız uyuşmuştu. Diğer oyuncu arkadaşlarımızda zaten sahnede hep birlikte oynadığımız arkadaşlardı. Yabancılıkta çekmedik. Bu anlamda gayet güzeldi.

  • Tiyatro mu Sinema mı?

Ben ikisinden de farklı lezzetler alıyorum. Benim için öncelik her zaman tiyatro tabi ki. Tiyatro ve öncelikle 18 yıldır keyifle yaptığım doğaçlama tiyatro. Tiyatronun izleyiciyle birebir vücut bulan bir sanat dalı olması sinemadan biraz daha öne çıkartıyor aslında. Hele ki doğaçlama tiyatro da bu interaktif durum daha fazla. Dolayısıyla tadı da başka.

  • Oynadığınız diziler de var. Dizilerin tiyatro alanına etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim çok fazla dizi tecrübem olmadı. Kısa süreli bölüm rollerinde oynadım. Dizilerin, televizyonun tiyatroya olumlu bir etkisi olduğunu düşünüyorum. İzleyici özellikle televizyonda gördüğü oyuncuyu tiyatro sahnesinde de izlemeye gidiyor.

  • Son dönemde diğer sanat alanlarında olduğu gibi tiyatroda da toplumsal ya da eleştirel oyunlara çok sık rastlamıyoruz. Bertolt Brecht oyunları da oynamış bir tiyatrocu ve eğitmen olarak bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Konjonktürel süreç ile ilgili bir durum. Özüne bakarsak hayata karşı bir şeyleri eleştirmek tiyatro sanatının varoluş sebebidir. Bu bazen politik, ekonomik gidişata dair bazen insan ilişkilerine dair bazen gündelik hayata dair olabilir. Ancak zaman da değişiyor. İnsanların sanat tüketme noktasındaki talepleri de değişiyor. Tabi ülkedeki genel sansür ve baskının etkisi de vardır ama eleştirel sanat eskiden olduğu gibi talep görmüyor. Mesela Ankara Sanat Tiyatrosu, Ankara Halk oyuncuları bilinir bu konuda en iyilerden. 1980 öncesi ülkede politik çatışmaların yoğun yaşandığı bir dönemde inanılmaz seyirci kitlelerine ulaşmış tiyatro hareketleridir. Özellikle 60’lı 80’li yıllarda Türkiye’de Brecht’in de etkisiyle Türk Halk Tiyatrosunun özellikleriyle epik tiyatronun özelliklerini birbirine bağdaştıran bir tiyatro zenginliği oluşmuştur. Bugünlerde de benzer şekilde tiyatro oluşumları olsa aynı etkiyi vereceklerini ve karşılık göreceğini sanmıyorum. Sadece politik gerginlik baskı var da bu tarz oyunlar oynanamıyor değil, konjonktürel olarak da insanların algısı ve tercihleri de değişti günümüzde.

  • Sporcu yanınızı biliyoruz. Uzun yıllar Su topu ve futbol oynadınız. Bağlama çalıp söylediğinizi biliyoruz. Bu alanlara ilgi nasıl başladı? Bu yoğun tempoda bunlara nasıl zaman ayırıyorsunuz?

Üniversitedeyken futbol oynadım ama asıl ortaokul ve lise zamanlarında Moda Spor’da sutopu oynuyordum. Sonra Ankara’ya üniversite için gidince bırakmak zorunda kalmıştım. Futbolu da amatör olarak oynadım.  Üniversiteden beri bağlama da çalıyorum yine amatör-hobi olarak. Dinlendiriyor beni. ‘İnsana hayır demeyen arkadaştır’ enstrüman. Dertlendiğinde, bir sıkıntığın olduğunda, ihtiyacın olduğunda arkadaşın yanında olmayabilir ama enstrüman gece gündüz ne zaman istersen al eline onunla arkadaşlık kurmaya çalış sana asla hayır demez. Biraz de benim için böyle bağlama çalma hikayem. Halk Müziğine ayrıca ilgim var zaten. Babam Neşet Ertaş hayranıydı. Kırıkkaleliyiz biz. Orada abdal geleneği etkindir. Çocukluktan beri evimizde Neşet Ertaş hiç eksik olmazdı. Halk müziğine, türküye, geleneksel sanatlara karşı ilgim daima olmuştur bu yüzden. Mesela doğaçlama tiyatronun şöyle bir özelliği var. Okuldayken bunu net olarak tespit etmiştik ve gerçekten de bu tespitimizde de yanılmamışız. Doğaçlama tiyatronun teknikleriyle, oyunculuk uslubuyla, seyirci ile kurduğu ilişki ile geleneksel Türk halk tiyatrosunun özellikleri birbirine çok yakın. Yani açık biçim göstermeci, tuluatı içinde barındıran özellikleri gibi çok fazla ortak noktaları var. Dolayısıyla doğaçlama tiyatronun genetik olarak bu özellikleriyle de ülkemizde sevileceğine dair içgüdüsel teorik bir kanımız vardı. Nitekim bu tahmin ettiğimiz gibi karşılık da buldu. Doğaçlama tiyatro neredeyse bizim geleneksel tiyatromuzun modernize edilmiş hali. Açık biçim göstermeci, parçalı yapı, dekor yok, kostüm yok her şey stilize yine de herkes bir oyun olduğunun farkında. Batıdaki klasik tiyatronun yöntemlerinden farklı olduğu için bizim insanımızın sevmesi çok daha kolay oldu.

  • Son olarak tiyatro sanatına ilgi duyan, bu alanda kendisini geliştirmek isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Çok çalışmak ve çok okumak. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü önce bir tiyatro enstitüsü olarak kurulmuş. Öncelikli olarak oyuncu yetiştirmekten ziyade ülkedeki tiyatro sanatı ile ilgili araştırmalar yapan tiyatroyu öğreten ve geliştiren bir yer olarak kurulmuş. Daha sonra tiyatro bölümüne dönüşmüş. O yüzden teorik eğitimi oldukça detaylı ve kapsamlıdır. Geniş bir külliyata sahiptir. Ben meslek hayatım boyunca o eğitimin etkisinin faydalarını çok fazla gördüm açıkçası. Genelde insanlar tiyatro sanatını sadece oyunculuk becerilerinin öğrenilip geliştirildiği bir sanat olarak görüyorlar. Halbuki asla böyle değil. Tiyatro tarihini, tiyatronun kuramlarını, çağlar boyunca gelişim süreçlerini, akımların önemli özelliklerini, çağdaş tiyatroyu geliştiren belli başlı yönetmenlerin yöntemlerini, alıştırmalarını bilmek, araştırmak çok önemli bir şey. Aksi takdirde iyi bir oyuncu olunamıyor. Çok çalışmanın, çaba sarfetmenin yanında pratik olarak sahnede oyuncu olarak ne kadar oluyorlarsa on katı sürede okusunlar, araştırsınlar, klasik metinleri okusunlar, tiyatro sanatının evrelerini, önemli yazarlarını, metinlerini öğrensinler. Yanısıra, Plastik Sanatlar, Felsefe Tarihi bilgisi öğrensinler. Hiçbir sanat dalı ya da sosyolojik yapı bunlardan bağımsız da gelişmez. Kısaca sadece sahnede değil bu alanlarda da kendilerini mutlaka geliştirmeliler.

  • Bu önemli mesajlar içeren sohbet için çok teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

KitaptanSanattan.com / Oğuz Kemal Özkan

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Facebook Comments