‘ENANİYET ZİNCİRİ’ BEŞİKTAŞ RUM İLKOKULU’NDA AÇILDI!

“Enaniyetini bırak da gir içeri”

Ressam Heyecan H. Şahin‘in “Enaniyet Zinciri” başlıklı sergisi, 20 Haziran 2019 akşamı gerçekleşen ve büyük ilgi gören bir açılışla Beşiktaş Rum İlkokulu‘nda sanatseverlerle buluştu. Felsefede ve Kur’an’da”insanın yalnız kendisiyle ilgilenmesi, herkesi ve her şeyi kendi çıkarı için kullanma isteği (egoizm)” ve “kendini üstün görme, kendini her şeyin amacı olarak kabul etme eğilimi (egosantrizm)” anlamında yer alan”ENANİYET” kavramını temel alan sergi, sanatçının çeşitli resim ve enstalasyon eserlerini bir araya topluyor. Eserler 21-30 Haziran 2019 tarihleri arasında, uzun yıllar sonra bu sergi için özel olarak açılan Beşiktaş Rum İlkokulu’nda sergilenecek.

Çalışmalarında “Günümüzün ENANİYET ZİNCİRİ nedir?” sorusuna cevap aradığını belirten Şahin, şunları söyledi: “Kavramlar, doğrular, amaçlar öylesine karışmış ki, insan iç muhasebesini neye göre yapacağını bile şaşırmış durumda. Günümüzde her şeyi bilmek zorunluluğu dayatılıyor. Bilmezsen öteki olmaktan, dışlanmaktan endişe ediliyor. Elbetteki ENA=BEN fikri çağlar boyunca vardı. Büyük usta Mimar Sinan’ın Edirne’de yaptığı Selimiye Camii’nin avluya giriş kapısında, tepeden neredeyse kapının yarısına kadar sarkan, sağ ve sol yana açılan kalın zincirleridir insanı egosuyla yüzleşmeye çağıran. Bu zincirin böyle salınmasının sebebi insanların içeriye eğilerek zincirin altından geçmesini sağlamaktı. Böylelikle camiye giren müminler (padişah dahil her kim olursa olsun) enaniyet ve benliklerini kapının dışında bırakırlar ve namazlarını bu tür duygulardan arınmış bir biçimde yani huşu ile kılarlardı. Ancak günümüzde ve giderek, ENANİYET=BENMERKEZCİLİKile kişisel auramız dışındaki hiçbir şeyi görmez, umursamaz, değer vermez ve hatta sonsuz kullanılabilir, yok sayılabilir kılmaktayız. Ben de sergime değer verip gelen sanat dostlarının içeride anlattığım insan hikayeleriniberrak bir zihinle, sıcak bir kalple duyumsamalarını arzu ediyorum.”

Eserlerinde toplumdaki dezavantajlı bireylerin uğradığı haksızlıklara ve çaresizlik çığlıklarına aracılık etmeyi hedefleyen Heyecan Şahin, kadın sorunlarının yanı sıra ülkemizin acı bir gerçeği olan mevsimlik tarım işçisi çocuklara odaklanıyor. Bu amaçla, sergiden elde edilecek gelir, mevsimlik tarım işçisi çocukların resimle kendini ifade etmelerini sağlamak, eğitimlerine destek sağlamak, ilgili kurumların dikkatini esnek eğitim modeli çözüm arayışına çekmek, kalbinde iyilik olan insanlara bir başka yol daha açmak amacıyla kullanılacak.

Sanatçı ile kısa bir söyleşi:

  • Sanat yolculuğunuz nasıl başladı ve nasıl gelişti, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1968 yılının Kayseri’sinde ortaokul resim öğretmenimin, “Yeteneklisin, ailenden izin alıp sana ilave ders vermek istiyorum” demesiyle başladı resim eğitim sürecim.Sonraki yıllarda Trabzon Lisesi’ndeki resim öğretmenimin “Renkleri de çok güzel kullanıyorsun. Sen Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesine girebilirsin. ” demesiyle Güzel Sanatlar Fakültesi hayali kurmaya başladım. Ancak, ailem Anadolu’da büyümüş kızlarının İstanbul’a gitme hayalinin gerçekleşmesini mümkün görmedi. Gerçeğimle yüzleşmemle birlikte tüm sanatsal çabalarımı terk ettim ve başka üniversitelerde okudum; kamu görevi yaptım; özel şirketlerde yöneticilik yaptım; bir evlat büyüttüm. Bir de baktım ki 40 yıl geçmiş ve ben hala en istediğime ulaşamamışım. Çizimlerimi gören bir sanatçının yüreklendirmesi ve oğlumun giriş sınavlarına hazırlanmama destek vermesi (sabah sınava götürdü ve “çocuğumu sınava götüreceğimi düşünürdüm de annem hiç aklıma gelmemişti” diyerek kapıda bekledi)ile 2012 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğrenci oldum. Böylece duygu dünyamı sanat aracılığı ile paylaşacak yetkinliğe ulaşma çabam da başladı.

  • Sergi fikri nasıl ortaya çıktı ve ürünlerin sanatsal süreci nasıl ilerledi?

Patates ve soğan fiyatlarından ibaret olmayan ülkemiz tarım sektörünün kanayan yaralarından biri de mevsimlik gezici tarım işçiliğindeki çocuk işçiler,eğitimden geri bıraktırılan kız ve erkek çocuklar, hijyen, bakıma muhtaç çocuklardır. Uzun süredir bu büyük sorunun çözümünün arandığı projede çalışan danışman arkadaşlarımla ilişkilerimiz sürüyordu. Bir toplantıda resmi bir görevimin olmadığını, ancak, resim yaparak ve çocukların resim yapmasını sağlayacak ortamlar yaratmaya çalışarak kişisel destek verebileceğimi belirttim.

Ben de sanat eğitimim sırasında yaptığım çalışmaları sanatseverlere sunarak mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarının eğitimine bizzat katkıda bulunmak istedim. Kısaca, okuldan aldıklarımı yine okula vermek diyebiliriz.

  • Serginizin başlığı neden Enaniyet Zinciri ve siz bu kavramı nasıl yorumluyorsunuz?

2017’de metroda yolculuk yaparken bilgi aktaran monitörde “Enaniyet Zinciri” diye bir tanım gözüme çarptı. 60 yaşımı ve pek çok kitabı çoktan devirmiş olmama rağmen ilk kez duymuştum. Eve gelir gelmez incelemeye başladım. Önce kavram olarak sonra da kullanım ritüeli olarak ilgimi çekti. En iyi örneğinin Edirne’eki Süleymaniye Camii’nde olduğunu öğrenince gidip yerinde deneyimledim.

  • Siz tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz ve çalışmalarınızla vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bu sergide gördüğünüz tüm çalışmalar Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki eğitim sürecimdeki çalışmalarımın bir kısmı. Bu sebepten net bir tarzdan söz etmek mümkün değil. Bunlar benim geç kalmışlığımın telaşındaki çalışmalar. Çok heyecanlandığım için pek çok alanda denemeler yapmaya gayret ettim. Çalışmalarımda öncelikle hiçbir şey için geç olmadığını; yaşamlarımızın ve sanat çalışmalarımızın ülkemiz gerçeğinden bağımsız olamayacağını; toplumsal değişimlerin sanatı etkilemesi kadar sanatın da toplumsal değişime katkı yaptığı gerçeğini göz önünde bulundurmaktayım.

  • Eserlerinizde kadın temasının öne çıktığını görüyoruz, ülkemizdeki “kadın” sorunlarına bakış açınız nedir?

Yalnız ülkemizde değil dünyanın en gelişmiş ülkesinden kabile devletlerine kadar toplumsal eşitsizlik maalesef ki hala var. En çok da bu bireylerin çaresizliğinin çığlıklarına aracılık etmek, onlarla ve onların yerine tablolarımla çığlık atmak istedim. Kadın meselesi kadar, emeğin değeri, kimlik sorunsalı gibi konular da üzerinde çalışmaya devam ettiğim konulardır.

  • Sanatın toplumsal sorunlar üzerindeki etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Toplumdaki değişimler sanatı etkilerken devrimci sanat da her zaman toplum içindeki yerini almıştır. Toplumsal dönüşümlerde etkin rol alan sanatçılar, kendilerinden önce yaşamış felsefeci, tarihçi, bilim insanları ve sanatçılardan yararlanırken; yaptıklarıyla kendilerini takip eden dönemlerin de değişimine katkıda bulunurlar. Tarih boyunca yalnızca kültürel yapının gelişiminde değil, inanç düzeyinde yer alan din, ahlak ve düşünce gibi toplumu oluşturan üst kurumlarla kurduğu ilişkilerdeki etkinliğiyle, yaşama ve eylemlere ilişkin üretimleriyle de toplumsal değişimlerde aktif rol oynamıştır sanata yön verenler.

1789 Fransız Devrimi’ne yol açan koşulların ağırlığını üzerinde duyumsayan filozof ve yazarların yanı sıra sanatçılar da devlet rejimini, ülke yönetimini, sosyal durumu eleştirerek hakların geri alınması için rejimi değiştirecek mücadelenin meşru olduğunu anlatan;halkın birlikte hareket etmesini sağlayacak eserler üretmeyi ahlaki bir vatan görevi saymışlardır. Toplum dinamikleri sanata ivme kazandırırken sanatçıların yenilikçi yaklaşımları topluma yön verir.

  •  Serginizin gelirlerinin bir sosyal sorumluluk projesine aktarılacağını biliyoruz. Bu konunun detaylarından biraz bahseder misiniz?

Ülkemizin gerçeği olan Mevsimlik Gezici Tarım İşçileri her yıl Nisan – Mayıs aylarında tarlalarda çalışmak üzere evlerinden ayrılıp kafileler halinde ihtiyaç olan şehirlere göçer. Bu konar- göçer hayat yaklaşık 6 ay sürer. Bu süreçte öğrenci olan çocuklar okuldan alınıp tarlada çalıştırılır; daha küçüklerin kreş – yuvaya gitme ihtimali yoktur toz-toprak-çamur içinde büyür. Anneler – babalar çaresizdir.

Gönüllü grubu olarak bu kafilelerden çok fazla çocuk olanlara katılarak hem onların resimle kendini ifade etmelerini sağlamak, eğitimlerine destek sağlamak, ilgili kurumların dikkatini esnek eğitim modeli çözüm arayışına çekmek, kalbinde iyilik olan insanlara bir başka yol daha açmak hedeflerimden bazıları.

Umarım bir yerlerde bize ihtiyaç duyan geleceğimizi görmek mümkün olur.

  • Sergi mekanı olarak Beşiktaş Rum İlkokulu’nu seçmenizin özel bir sebebi var mı?

Okulda yaptığım işleri sergileyerek okul öğrencilerine katkı yapmak isterken karşıma çıkan OKUL seçeneği beni adeta büyüledi. Okulun İstanbul’un tarihine tanıklığının görsel zenginliği; pitoreks oluşu ile çalışmalarımdan çok görülmeye değer olduğunu düşünmem bu deneyimi dostlarımla paylaşma isteğimi oluşturdu.

  • Sanatsal yolculuğunuzda nasıl ilerlemeyi düşünüyorsunuz, gelecek planlarınızdan bahseder misiniz?

Ben genellikle pek öyle uzun boylu düşünmem. Yapmam gerekir ve yaparım. Sanırım bu yaştan sonra da böyle olacak. Şimdi kalbim bu tarlalarda yeşermeye çalışan çocuklarla atıyor. Onlarla uzun uzun zaman geçirmek, becerebildiğim kadar kendimden bir yol açmak istiyorum kalplerine ve zihinlerine giden. Enstalasyon ve dijital sanatta üç boyutluluk çok ilgimi çekiyor.Umarım mevsimlik tarım işçilerinin çocukları ile bu konuda bir çalışma yapabiliriz. Neden olmasın?

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR