“So Close So Far”, ARIA ART GALLERY’de açıldı!

Hayatınızda kaç kez büyük resmin detaylarını keşfetmeye cesaret edemeden, olayları yalnızca tek bir bakış açısıyla, varolandan çok daha kısıtlı bir vizyonla, kapalı ve bir merceğin ardına saklanmış halde gördünüz? Kolektif sergi “So Close So Far” gerçeğe farklı açılardan bakmanın ve görmenin önemini vurgulayarak sadece dikkatli bir izleyicinin yakalayıp takdir edebileceği bir farkındalık yaratıyor.

Aria Art Gallery, Cristiano Pintaldi, Maurizio Sapia, Andrea Guastavino, Monika Bulanda ve Neveser Özenbaş’ın eserlerinden oluşan “So Close So Far” adlı kolektif sergiye ev sahipliği yapıyor.

Uzaktan bakıldığında kişi, büyük resmin tamamını görebilir ve hayranlık duyabilir tıpkı bütün karmaşası ve heybetiyle duran bir manzaraya bakmak gibi fakat yaklaşıp daha derine bakınca ancak o zaman resmin sakladığı sırları görebilir, içinde barındırdığı detayları keşfedebilir, tıpkı ağaçların kabukları ya da ışığın yaprakların içinden süzülmesi gibi.

Cristiano Pintaldi, Maurizio Sapia, Andrea Guastavino, Monika Bulanda ve Neveser Özenbaş’ın geliştirmiş olduğu soyut ve figüratif arasında gidip gelen, makrokozmoz ve mikrokozmo- zları temsil eden kişisel tarzları, farklı teknikler kullansalar dahi konsept olarak bu ayrılamaz dualiteye dikkat çekmeyi amaçlıyor. Sergi sanatseverlere, mekanın sanat eserlerinin detaylarında kaybolmak için bir fırsata dönüştüğü, zamanın ise izleyicinin algısıyla genişlediği bir yolculuk sunuyor.

İzleyiciyi “yakın” ve “uzak” kavramlarının aynı madalyonun farklı yüzleri olduğunu keşfetmeye yönelten sergide bazen mesafeli ve yabancı bile olsa her iki yüzün de, tek bir tarafın yeterli olmadığı konusunda eşit anlam taşıdığı göz önüne seriliyor.

Cristiano Pintaldi ilk olarak 1991’de sadece üç ana renk; siyah zemin üzerine, kırmızı, yeşil, mavi kullanarak, televizyon ekranındaki pikselleri resme hayat verecek şekilde yerleştirerek resim yapmaya başlamıştır. Pintaldi’nin resimsel araştırması, video görüntülemeye benzer bir prosedürle elde edilen görsel alanın yeniden inşa edilmesine dayanmaktadır. Eserleri aslında, elektronik görsellerde tipik olan, ekranlarda görüntülenen temel bilgi birimlerinin, kırmızı, yeşil ve mavi renkli noktalar içeren pikseller olduğu, karmaşık bir mantığa dayanan resimlerdir. Pintaldi’nin tuvalde yeniden oluşturduğu pikseller elle boyanmaktadır. Dijital görüntünün ‘gerçek’le kıyaslayınca sınırsız olmadığını ve piksele indirgenebildiğini vurgu- lamak amacıyla ‘gerçek’ten sıkça daha yaygın ve ikna edici olan sanal gerçeklik tarafından uyarılan yeni bir vizyon türünü temsil eder.

Maurizio Sapia’nin tekniği bir çok fotoğraf sanatçısından farklı ve özgündür. Çizimlerini fotoğrafçılığı ile birleştirip, kendisini de model olarak kullanır. Sınırları olmayan bir hayatın hikayesini, hareket ederken çektiği binlerce fotoğrafı bir araya getirerek anlatır. Fotoğraflara uzaktan bakıldığında sanki birer tablo gibi görünmektedir fakat izleyici fotoğrafa doğru yaklaştığında, hareket eden bir adamı görmesi muhtemeldir.

Andrea Guastavino, hayali kimyasal hafızayı inceleyerek, gerçeküstü bir realitenin vizyon- larını sunar. Fotoğraflarında, gelişim sürecinde oksidasyon olan ve eserlerinin üzerinde yüzen nesnelerin farklı kirlenmelerini içeren bir simya yaklasimi vardır. Andrea görünür ve görünmez olanı, dolgunluk ve boşluğu araştırmakta ve bir görüntüyü temsil etmenin yeni yollarini daha önce hiç var olmamış şekillerde bulup sergilemektedir. Bu sergi için seçilen eserleri, bilinmeyen fakat aynı zamanda çok tanıdık bir yerdeki küçük pencerelerin yer aldığı uydu görüntüleridir. Yukarıdan görülen alanlar ve evler, boyalı hatıra katmanları tarafından erimiş ve çözünmüş daha da teknolojik bir dünyanın piksellerine benzemektedir.

Monika Bulanda eserlerini çok detaylı ve kusursuz bir şekilde oluşturulmuş gazete, dergi ve hareket eden merceğimsi kağıt kolajlarından yaratmaktadır. Bu kolajları kesip, tam olarak temsil etmesini istediği görsele uyacak şekilde sırayla ahşap panellere ya da tuvale yapıştırır. Sanatçı bu sergi için özel olarak iki parça yaratmıştır: tüm insanlığın yükünü taşıyan iki adet parçalanmış yüz, güncel gazete parçalarından oluşmaktadır. Boyayı kullanış biçimi de özgün olan sanatçı, sadece kalın siyah akrilik çizgiler çekerek dikkati çekmek istediği noktalara derinlik ve üç boyutluluk katmaktadır.

Neveser Özenbaş sanatsal çalışmalarının temelini, her insanı etkileyen yoğun şehir hayatı gibi toplumun modern yönleri üzerine kurmuştur. Çoğunlukla insan figürleri, portreler ya da farklı farklı postürlerde gruplaşmış insanları çizen sanatçı, politikanın ve farklı kültürlerin bireyin hayatına nasıl etki ettiğini gösterir. Pleksiglas katmanlarını boyayıp, aralarında ufak boşluklar bırakarak üst üste dizen sanatçının eserleri, maddenin transparan yapısından ötürü eserin içinde hareket ediyormuş izlenimi vermekte ve izleyicinin yeni anlamlar katmasına olanak vermektedir.

Sergi, 30 Haziran 2019 tarihine kadar Aria Art Gallery‘de ziyaret edilebilir.

Aria Art Gallery
Boğazkesen Cad. 21/A İstanbul

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR