Dinamo Cingenlik – Ulaş Karakaya yazdı…

Malatya asfaltında haki otobüsler suçlu taşırken, daima Şivan Perver şarkıları çalan Yılmaz Güney gibi giyinmiş seyyar satıcılar, zabıtalardan ve bekçilerden kurtulmak için hızla ara sokaklara kaçışırdı. Gecekonduların önünde içeriye alınmayı unutulmuş çalıntı eşyalar öylece durur; güneş doğmadan mahalleye cemselerin karanlık ve soğuk gölgesi vururdu.

Mezarlıkta yoksul çocuklar karınlarını iğde ve hurma ile doyurur; akşam ajanslarından her gün bir anarşistin ölüm haberi duyurulurdu.

Beydağ’ına karlar indiği bir vakit, cingenlik mahallesindeki tek göz odada küçük Hikmet üşüdü. Üşümek yoksul işi.. Hikmet’in dışarıda ki ağaca takıldı gözleri, çenesi titreyerek ve nenesinden utanarak sordu:

“Nene ben bu ağacın dalını kesebilir miyim ?”

Nenesi kaşlarını kaldırdı. Sertçe yanıt verdi:

“Hayır kesme!”

Hikmet daha çok üşüdü ve çenesinin zangırdaması biraz daha hızlandı.

“Niye ki?”

Ninesi sadece şöyle söyledi:

“Kuş konar!”

Küçük Hikmet ‘sadece bir dal’ diyemedi.

“Dallarına hiçbir kuşun konmaya bile yanaşmadığı ağaçlarla kaplı yolları” hayal etti.

Hikmet ve mahallesinin çocukları için hikaye, gecekondularda doğan her çocuğun hikayesi gibiydi. Daima yüze kapanan kapılar ve yeşermeyi bile unutmuş, ertelenmiş soluk düşler…

75 baharıydı. Hikmet ve arkadaşları halde hamallık yaparken sadece bir tek şeyi konuşuyordu. Dinamo Kiev, Macarların Ferençvaroş‘unu yenebilir mi ? İçlerinden birisi güvence vermek adına ‘Oleg Blokhin’ dedi. Hikmet’in tüyleri diken diken oldu. Kuru kayısı çuvalını bir başka omuzladı. Sonra bir tanesini daha. Bir başka güçlü hissetti kendini.

Uzandı usulca yatağına; yırtık ceketinin cebinden soluk bir gazete parçası çıkardı ve sol göynek cebine koydu. Uğuruydu bu! Radyoyu açtı ve pilin bittiğini anladığında cebinde pil parası kalmadığını anımsadı ve sustu. Gazete parçasına göğsüne bastırdı ve sadece bekledi. Kısa bir zaman geçti ama onun ömründen ömür gitti. Kapı çalındı gelen arkadaşı şöyle söyledi:

“Kazandık; biz kazandık.”

Hikmet ağlamak ile ağlamamak arasında ince çizgide gitti geldi bir vakit. Sonra tutamadı kendini arkadaşının boynuna sarıldı. Blokhin’e sarılır gibi.

Kentlere sisler çöktü, bahar sabahlarına tanklar vardı. Hikmet, askerleri seçebildi sadece. Anadolu karası asker çocuklarını. Bu emir kulu çocuklar mahalleden tanıdık abilerini götürdü. Hikmet, pili var olan radyosunu açmadı uzunca bir vakit.

Her yer haki renklere teslim oldu. O dönem toprak sahalarına bir takım peyda oldu. Bu takım, asker ve onlara göre küçük burjuva ailelerin çocuklarında oluşuyordu. Bu takımın adı dönemin konjonktürüne uygundu: Güvenspor!

Hikmet ne yapıp edip mahalle arkadaşları ile takım çıkartacak ve Güvenspor’u yenecekti. Dönemin efsane filmi Zafere Kaçış filmindeki gibi mahkumların Nazilere karşı mücadelesinin bir benzerini toprak sahalara taşımak istiyordu. Ona göre 12 Eylül ile bir nevi hesaplaşılabilir ve abilerinin intikamını, hıncını alabilirlerdi.

Olmadı! Güvenspor’un asker çocukları onları muhatap bile almadı. Kanına da en çok bu dokundu. Bir çıksalar karşılarına görürlerdi günlerini!

Vazgeçmedi. Resmi bir takım kurup çıkacaktı karşılarına. Dosyasını hazırladı ve emniyet müdürlüğü içerisinde bulunan dernekler masasına gitti. Sorumlu memur dosyaya baktı ve kulüp ismini görünce Hikmet’e döndü ve göz kırparak
“Bu ne?” dedi.

Hikmet anlamıştı ya bozuntuya vermedi. Memur devam etti sorgulamasına:

“Sovyet Rusya falan… “

Hikmet:

“Ne alakası var ağabey ?” dedi.

“Dinamo ne?” dedi

“Dinamo Kiev, Kiev’in gücü, Dinamo Torpedo, Torpedo’nun gücü, Dinamo Moskova, Moskova’nın gücü, Dinamo Cingenlik’te, Cingenliğin gücü.”

Memur dosyayı genç Hikmet’in suratına fırlattıktan sonra, “defol pis komünist” diyerek Hikmet’i kovdu.

Dernekler masasından geçmeyen kulüp ismi Malatya sokaklarında önce fısıltıyla paylaşılıp hikayesi hızlı bir şekilde yayılırken kurulamayan kulüp halk arasında gittikçe efsaneleşiyordu. Sabahları hallerde çalışıp, öğlenleri inşaatlarda amelelik yapan gençlerin tükenmez enerjileri ile ard arda maç yaptıkları ve mahalle takımlarının kesinlikle yenilmez olduğu anlatılıyordu. Cuntacıların kulağına bile gitmişti bu yenilmez armada. Acil kodlu ve araştırılsın uyarılı yazılar gönderiliyordu.

1984 yılı gelindiğinde genç Hikmet yeni tüzüğüyle dernekler masasına tekrar başvurdu. Kulübün tüzüğü ve ismi bu kez kabul edildi. Kulübün ismi değişmişti. Dinamo Cingenlik ismi artık mahallenin resmi adı olan Sancaktar’a ithafen Sancaktarspor olmuştu. İsimden vazgeçilmişti vazgeçilmesine ama Dinamo Kiev’in renklerinden vazgeçilmemişti. Kulübün renkleri mavi beyaz olarak 12 Eylül komiserlerinin ıslak imzası ile tescillenmişti.

Hikmet Alkan kurduğu kulübün oyuncularına tek bir şey söyleyecekti. Bu hayat kavgasının özetiydi.

“Herkesten çok mücadele edeceksiniz!”

Zaman ilerledi ama yoksulluk baki kaldı. Amatör mücadelelerini şuna benzetti.

“Sportaçlarla, adidasların mücadelesi, nikeların çatışması.”

Arkadaşları ile beraber kazma kürek çalışıp toprak zeminleri düzleştirdi. El birliği ile kendilerine güzel bir toprak saha yaptılar. Ancak saha düzelmişti düzelmesine ama eksik olan bir şey vardı. Kale direkleri!

Futbol aşkı yüzünden kulübün kale direklerini inşaatlardan ç-aldı.

Bu kale direkleri yüzünden başına gelmeyen kalmadı. Gözaltına alındığı gece odaya giren her bekçi Hikmet’in suratına okkalı bir tokat atmaktan geri durmadı. Hikmet yediği tokatlardan kıpkırmızı olmuş suratıyla çilekeş mahallesinin yolunu tuttu. Eve gidemedi. Gitseydi ninesi üzülürdü; bilirdi! Karanlıkta, çaldığı kale direklerinden birine verdi sırtını ve uykuya dalmadan önce geçmişe gitti. Güvenspor ile karşılaştıklarını düşündü. Eğer oynanabilseydi 12 Eylül döneminin en önemli maçı olacağı kesindi. Bir tarafta SSCB temalı Dinamo Cingenlik diğer yanda cunta takımı Güvenspor. Öylece uykuya daldı.

Çok zamanlar geçti üstünden; toprak sahaların yerini inşaatlar aldı. Birbiri ardına yükselen konutlar mahalle futbolunun sonunu getirdi. Endüstriyel futbola direnemeyen amatör kulüpler tek tek kapısına kilit vurdu. Bu kapısına kilit vuran kulüplerden biri de Sancaktarspor namı değer Dinamo Cingenlik olacaktı.

Hayaller bir sahada baki kalacaktı belki. Hikmet, elleri dizlerinin arasında çömeldi. Cebinden yıllardır sakladığı solgun gazeteyi çıkardı ve Blokhin’in fotoğrafına baktı. İnşaat makinaları yanaştı. İmar planı geçen, toprak sahasına doğru son kez baktı. Arazi onun olsaydı yıktırır mıydı? Çıplak ayaklı gençten iki çingene oğlan çıka geldi. İnşaatçılardan önce davranıp, kale direklerini yerinden söküp götürmeye kalktı. Hikmet olanca gücüyle bağırdı:

“Yıkma o direği!”

Çingenelerden zayıf ve oldukça çelimsiz olanı sordu.

“Neden abi?”

Hikmet sırtını döndü her şeye ve elleri arkasında usulca yürürken mırıldandı:

“Kuş Konar.”

Ulaş Karakaya

Not: Sevgili ve çok değerli Hikmet Alkan hocama anlatımı ve katkılarından ötürü çok teşekkürler. Tüm kulüpler kapanabilir ama Dinamo Cingenlik ruhu baki kalır ruhumuzda. Güvenspor’u yenmek boynumuzun borcu olsun. Ve son olarak Metin Kurt’un dediği gibi “Futbol borsada değil arsada güzeldir.”

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR