Asya KafkasyalıKÖŞE YAZILARI

Acılara Veda Günü – Asya Kafkasyalı yazdı…

'Bu çocuğa dikkat edin, ileride tüm dünya ondan bahsedecek' -Mozart

‘Onu takip edenler buradan devam edemezler, yeni baştan başlamaları gerekir; çünkü o, sanatı son noktasına getirdi.’

Üç gün sonra, takvimler 29 Mart 1827 tarihini gösterirken, kendisi için yapılacak olan görkemli cenaze töreninde, hakkında bu sözler söylenecek olan orta yaşlı adam, yattığı odayı aydınlatacak kadar güçlü bir şekilde çakan şimşekle birdenbire gözlerini açtı, sağ yumruğunu havaya kaldırarak hafifçe salladı, sonra başı geriye düştü, ölmüştü.

Boyu kısa olmasına rağmen, atletik yapılıydı. Geniş ve kabarık alnının üzerinde adeta Medusa’nın yılanlarını andıran sık ve kalın saçları daima darmadağınık görünümdeydi. Esrarengiz bir güçle parlayan gözleri yapılı gövdesinde, karşılaştığı herkesin biraz ürpertiyle ilk dikkat ettiği yer oluyordu, Çocukluğundan itibaren başlayan, yüzündeki çaresiz ve mutsuz ifade yaşamının ilerleyen safhalarında ortaya çıkan ve kendisini bedbaht eden o korkunç sağırlık yılları boyunca daha da artacaktı.

1770 yılının soğuk bir aralık ayında Almanya’nın Bonn şehrinde fakir bir evin çatı katında doğdu Ludwig Van Beethoven. Ailesi Flaman kökenliydi. Sert koşullar içinde süren çoçukluğu Mozart’ın aksine, kendisi de müzisyen olan babasının ayyaşlığı yüzünden, aile şefkati ve sıcaklığından son derece yoksundu. Mozart’ın ailesini örnek alan babası, onun müzikal yeteneğindan faydalanmak suretiyle ailesinin maddi gelirini arttırmayı amaçlıyordu. Ama küçük Ludwig baskılara boyun eğecek bir kişiliğe sahip değildi. Bu yüzden, çocukluğu, babası ve diğer müzik öğretmenleriyle daima çatışma halinde geçti. Yine de tüm olumsuz şartlara rağmen, deha seviyesindeki yeteneği hızla kendini göstermeye başlamıştı. Henüz on üç yaşında iken orgu ustalıkla çalabiliyordu.

1792 yılının sonlarına doğru Viyana’ya taşındığında, Fransız devriminin etkisi ruhunda çoktan çalkalanmaya başlamış ve kişiliğinde çok güçlü bir Cumhuriyet sempatizanlığı yaratmayı başarmıştı. Nitekim ilk zamanlar hayranı olduğu, insanlığın kurtarıcısı ve saltanat düşmanı olarak gördüğü Napolyon‘un kendisini imparator ilân etmesi üzerine, çok sinirlenecek ve o sıralar bestelediği üçüncü senfonisini (Eroica) ona ithaf etmekten vazgeçecekti.

Gerek iç dünyasındaki korkunç çalkantılar ve onu haşince zorlayan sağlık sorunları, gerek yaşadığı dönemin fevkalâde acımasız şartları, hantal ve sert görünümüne karşın Beethoven’ın kalbinin taa derinliklerinde, ömrünün son gününe kadar yaşatmaya devam ettiği aşk ve insan sevgisi gibi en yüce duyguları yok etmeye yetmedi. Yaşadığı dönemin sert şartları, sadece bazı yapıtlarına savaş ve marş ritimlerinin enerjisini hediye etmekle kaldı ama onun ruhundaki ana temalar daima aşk ve sevgiydi. Fil derisi altında minicik bir serçe kalbi taşıyan bu adam bazı yapıtlarını aşık olduğu kadınlara ithaf etti daima (Ay Işığı Sonatı gibi). Ve yaşadığı onca katlanılması zor acıya karşılık, yine de ızdıraptan kurtulup neşeye ulaşmayı amaç edindi sonsuza dek. Kim bilir, 1827 yılının 26 Mart günü yaşama veda ederken havaya kaldırdığı yumruğu, büyük olasılıkla, dayanılmaz acılarla dolu yaşam trajedisinin finalini işaret ediyordu belki de.

Dünya mirasına bıraktığı eserlerden bazıları: İlâhiler, Fidelio operası, Oratoryo ‘İsa Zeytin Dağında’, senfoniler, piyano ve keman konçertoları, sonatlar, kuartetler, triolar ve o muazzam 9. Senfoni.

Asya Kafkasyalı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu