Elif DorukKÖŞE YAZILARI

Acımadı Ki! – Elif Doruk yazdı…

Annemden izin almadan bir seri katil olmak istiyorum bu gece. İlk önce kendimi öldüreceğim, kan görmeye dayanamam yoksa. Tanıyorum kendimi yüreğim kalkar, içimdekileri kusarım sonra.
Evet evet önce kendimi öldürmeliyim yoksa ellerim titrer harflerin ipi ile boğamam hiçbirinizi, kıyamam.

Çocukluğumdan bu yana gelen tüm yaşanmışlıklarla biliyorum kalemimin parlak yüzünü ve ben bu gece suç aleti olarak neden bunu seçtiğimi kestiremiyorum. Aynaya bakıyorum. Kendimi Sylvia Plath‘a benzetiyorum. Gülümsüyor, onunla birlikte melankolik prenses  oluyorum.

Aynaya en büyük suçlarımı işlediğim çalışma masam yansıyor. Ahh diye geçiriyorum içimden, kaç kez öldürdüm o kalemle kendimi, o kağıt kaç kez tanık oldu buna… Usulca olay mahalline yanaşıyor, kendi resmimin çizili olduğu fincana uzanırken Van Gogh, ölüm sırrının ipucunu verircesine gözlerimin altını mora boyuyor ve ben gözlerimi nasıl oyacağımın planını yapıyorum.

Kahvemden bir yudum alıyorum. Günlerdir bardağın içinde beni bekleyen sıcaklığı gırtlağımı yakarken Balzac‘ın kaleminden çıkan gıcırtı sesi işliyor içimde bir yerlere. “Kahve olmadan yazamam” deyişi “bir yudum daha kahve olmadan ölemem” ile yer değiştiriyor.

Gözlerimin oyulmuş hali küçücük odamda dolanmaya başlıyor ve tüm duvarlarda Virginia Woolf‘un “Kendine Ait Bir Oda” adlı kitabının özeti geçiyor. Ellerimi başımın arasına alıyor ”sevgili Virginia; Ben aklımı kaybetmekten korkmuyorum, çünkü zaten kaybettim” diye bir kahkaha patlatıyorum. Ouse Irmağı’na kendini atacağı an yanında beliriyor, ceplerine doldurduğu tüm taşlara adımı yazıyorum. Bu eylem beni kan ter içinde bırakıyor. Susuyorum.

Arınmak için banyonun küflü kapısından adım atarken Oğuz Atay‘ı selamlıyorum. O yine son esprisini patlatıyor, “Sevinmeyin daha ölmedim” derken gözlerini bana dikiyor ve “İstemiyorum Olric. Onların istediği gibi yaşamak istemiyorum” dediğinde ise adımın Olric olduğunu öğreniyorum.

”Evet evet” diyorum şimdi yok olmanın tam sırası derken Tolstoy‘a sesleniyorum. ”Beni de bu hayatta çekmeleri imkansız” diyerek onunla birlikte karısına mektuplar yazıyorum. Astopova İstasyonu’na ardından çamurlu sular dökerek uğurluyorum.

İçimdeki canavar canlanıyor yine, öldüreceklerimin listesini tekrar inceliyorum. İlk sırada adımı gördüğümde içim ferahlıyor, kendimi daha cesur yakalıyorum.

Bir an Zweig‘in kanı akıyor şah damarımdan, 1942 yılına ışınlanıyorum. Elinde kristalsi bir toz ile umuda uçarken yakalıyorum onu. Göz göze geliyoruz. “Bekledim, bekledim, seni kaderimi beklercesine bekledim” diyor. “Sebepsiz yere kaçmaz insan” sözünü yerleştirip dudaklarıma bir veda busesi konduruyorum kaçamadığı savaşın dudaklarına.

Gözlerimi yumduğumda bir rüyadan “kimse prense dönüşmüyor ve ben bir Tanrı değilim” diye uyanıyorum sessiz çığlıklarımla. Kalemimden irin akıyor ve bu beni ölmekten vazgeçiriyor.

Sonra ne mi oluyor? Bir kez daha katil olamıyorum. Kendimi öldüremediğim için içimdeki seri katili, Tanrı’ya yalvarırken buluyorum. Ama ama ama ahd ediyorum; ”bir gün öldürebilirsem kendimi, irin değil umut akıtabilirsem kalemimden o gün hepinizi tek tek yok edeceğim” diye de sözlerimi buraya yazıyorum.

Ve başardığım da ise ilk söyleyeceğim sözü çocukluğumdan çalıyorum;
”ACIMADI Kİ!”

Elif Doruk

İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın – Elif Doruk yazdı…

2 Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu