KÖŞE YAZILARIÖzlem Kalkan Erenus

Ay-Meriç

İlk müzisyenler tanrılardı…

İçlerinde en kurnaz ve oyunbaz olanı Hermes, doğduğu mağaradan henüz bebekken ayrılmış, kaplumbağa kabuğundan yaptığı lirini güzel sanatların koruyucusu, ışığın ve aydınlığın tanrısı Apollon‘a vermişti. Zeus‘un kızları ve yaratıcı gücün simgesi, dokuz kızkardeşten oluşan Musaların dillere destan korosuna liriyle eşlik eden Apollon, ezgileriyle Olymposluların kalbine girerdi. Oyuncu Hermes ise kendisine sakladığı kavalıyla büyüleyici melodiler çalar, dinleyenlerin aklını başından alarak tüm sınırları aşmasını bilirdi.

Ölümsüz tanrıların zamanlar ötesi müziğiyle boy ölçüşecek ilk ölümlü müzisyen Orpheus oldu.

Trakya‘da, Meriç nehri boylarında yaşadığı söylenen Orpheus‘un babası Apollon, Hermes‘ten devraldığı lirini, daha küçük bir çocukken, oğluna hediye etti. Adı “güzel sesli” anlamına gelen annesi Kalliope ise Musa‘ların en büyüğü, lirik şiirin ve destanların esin perisiydi. Orpheus‘a lir çalmayı ve şarkı söylemeyi Musalar öğretti.

Ve tarihin en yetenekli, en coşkulu müzisyeni Orpheus’un hikayesi böyle başladı…

Orpheus lirini öyle güzel çalarmış ki; doğadaki tüm sesler susar, onun müziğini dinlermiş. Ormanlar tüm ağaçlarıyla, dağlar ve tepeler her taşıyla, her kayasıyla büyülenmiş gibi Orpheus’un çevresinde toplanır, en vahşi hayvanlar sakinleşir, kuşlar, balıklar durup, en güzel duygularla dolarak onu dinlermiş. Nehirler bile akışını değiştirir, Orpheus’un müziğine doğru akarmış.

Orpheus her gece yarısı dağlarda, bayırlarda, ormanın en kuytu köşelerinde dolaşır, bir yandan lirini çalarmış. Güneşin de tanrısı olan babası Apollon, oğlunun büyülü ezgilerine tutulurak onu dinlemeye koşar, sabah olunca da semayı aydınlatmak için uykulu gözleriyle kıpkızıl doğarmış.

Bir gece onu dinlemeye gelen ağaç perisi Eurydike çimenlere uzanmış, iki gözü Orpheus’ta, nefes bile almadan öylece duruyormuş. Zaten hangi kız karşı koyabilirmiş onun müziğine? Neden sonra güzeller güzeli Eurydike’yi fark eden Orpheus da bir daha gözlerini ondan alamamış ve o andan itibaren yalnız onun için çalmaya başlamış.

Sonsuz bir aşkla birbirine bağlanan iki genç, kısa sürede evlenmişler. Evlilik tanrısı Hymenaios kutsamış düğünlerini, büyük bir şölen düzenlemişler. Heyhat, kader bu ya; sevinçle kucakladıkları mutluluğun ömrü bir kelebeğinki kadar bile sürmemiş. Zehirli bir yılan ısırıvermiş Eurydike’yi ayağından, alıp götürmüş ölüler ülkesinin karanlığına. Dayanılmaz bir acı kaplamış Orpheus’un her yanını. Kimsenin yapamayacağını, Orpheus karar vermiş yapmaya: Almış lirini eline, yeraltına inmiş canlı canlı… Orpheus sazının tellerine dokundukça; sakinleşerek uykuya dalmış üç başlı bekçi köpeği Kerberos. Tartaros‘ta, alevler saçarak dönüp duran İksion‘un çarkı ansızın duruvermiş. Bırakmış kayasını yuvarlamayı Sisyphos, çıkıp üstüne oturmuş. Tartaros bile susuzluğunu unutarak, kulak kesilmiş… Ölüler Ülkesi‘nde her kim varsa, hepsi Orpheus’un müziğiyle efsunlanmış. Lirinden yayılan büyülü ezgiler öte dünyanın efendisi Hades‘le, karısı Persephone‘nin yüreklerini de yumuşatmış. Eurydike’yi yanlarına çağırıp, geri vermişler gelinini Orpheus’a. Ancak bir şartları varmış: Yeraltı ülkesinin karanlığından yeryüzünün aydınlığına çıkıncaya kadar, Orpheus bir kerecik olsun bakmamalıymış ardı sıra yürüyen Eurydike’nin güzel yüzüne.’

orpheusİki sevgili, koyulmuşlar yeniden buldukları mutluluğun yoluna. Hades’in karanlık dehlizlerini tırmanmaya başlamışlar. Orpheus’un yürürken çaldığı ezgileri takip etmiş Eurydike. Orpheus biliyormuş bilmesine, sevgilisinin ardından geldiğini ama, içi içini yiyormuş. Ya Eurydike gelmiyorsa, ya sevdiceği yanlış bir dehlize dönüverdiyse? Yürümüşler, yürümüşler, karanlıkları aşıp, ulaşmışlar aydınlığa. Daha fazla dayanamayan Orpheus, gün ışığına çıkar çıkmaz dönüp bakmış sevgilisine ama, Eurydike mağaranın içindeymiş henüz. Bir an önce göreyim derken, kaybetmiş onu büsbütün. Belli belirsiz görmüş solmakta olan yüzünü, uzatmış kollarını yakalamak için ama, çekivermişler Eurydike’yi karanlıklar içine…

Orpheus yeraltına inmek istemiş yine, ama hangi ölümlü girebilmiş ki, ikinci kez Ölüler Ülkesi’ne? Çaresiz dönmüş Trakya’nın yabanıl ıssızlığına. Meriç kıyılarında dolanır, nehrin suyuna, çakıltaşlarına, balıklara, kuşlara söyler dururmuş şarkılarını. Artık hepten hüzünlü olan ezgilerini, durmak dinlenmek bilmeden çılgınlar gibi çalarmış. Sonunda bu çılgınlığa katılan Maenadlar parça parça etmişler Orpheus’u. Koparılmış başını, liriyle beraber atmışlar Meriç’in sularına. Derler ki; kesik başı ile liri son şarkılarını söyleyerek Meriç’le birlikte Ege Denizi’ne dökülmüş. Dalgalar onu alıp, ta Midilli kıyılarına götürmüş. Orada Musalar bulmuşlar Orpheus’un başını, alıp adanın tapınağına gömmüşler. Mezarından yaslı, ama bir o kadar da güzel nağmeler yayılırmış tüm adaya. Bu nedenle Midilli, pek çok ozan yetiştirmiş o günden beri. Orpheus’un ruhu ise Ölüler Ülkesi’nde sevgili Eurydike’sine kavuşmuş.

Orpheus’un ölümüne ağlayan Trakyalı kadınlara, su perileri, dağ ve orman perileri de katılmış. Öyle ağlamışlar, öyle ağlamışlar ki; gözyaşları sular, seller olup Meriç nehrine akmış ve Meriç belki de ilk defa o gün taşmış.

Özlem Kalkan Erenus

Ay Meriç!

Suyuna kurban Meriç!

Alıp başımı gitmeyesin uzaklara.

Sevdam hâlâ bir türküdür

Cansız dudaklarımda

Ruhum, Ay, Meriç

Huzur bulsun bu gece

Ege’nin tuzlu kollarında…

Şiir: Ali Erenus

Kaynakça:

Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1993

Bedrettin Cömert, Mitoloji ve İkonografi, De Ki Basım Yayım, Ankara, 2010

Edith Hamilton, Mitologya, çeviren: Ülkü Tamer, Varlık Yayınları, İstanbul, 1994

Ana Resim:

Özlem Kalkan Erenus, “Ay-Meriç”, 2016, 60 x 60 cm. tuval üzerine karışık teknik

Marcel Duchamp - Sanatı

 


Özlem Kalkan Erenus’un ‘Marcel Duchamp’ kitabına kitapdevrimi.com’dan ulaşabilirsiniz:

http://kitapdevrimi.com/urun/marcel-duchamp-sanati-ozlem-kalkan-erenus/

 

 

 

 

Kitap devrimi hayatt

Etiketler

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı