KÖŞE YAZILARIUlaş Karakaya

Başka Ne Var Heybenizde – Ulaş Karakaya yazdı…

Uzun zamandır egemenlerin kontrolünde olan ülkemiz sanatının, sineması ve dizisi de kendi pratiğinde gelişir. Bunun dışına çıkılmasına müsaade edilmez.

12 Eylül düzenine ve yeni rejime uygun olarak hayat bulan, son günlerin fırtınalar koparılan dizisi “Bir Başkadır” bu düzlemde gelişiyor. Anlaşılmaz olmanın toplum tarafından entelektüel olmak sayıldığı, postmodern bir düşüncenin çocuğu olarak doğuyor ve minimalizme oldukça uzak bulunan Türk izleyicisine adeta bir mucizeymiş gibi sunuluyor.

Tabi bunu yaparken küresel sermaye ile iş birliğine gitmenin özgüvenini ve dijital platformun popüler gücünü de yanına alıyor.

Dizi tüm sosyolojik tabanlara değinme çabası ile bir çorbaya dönüşürken; çoğunluğun Türkiye gerçeğini suratımıza bir tokat gibi çarpıp ayna olarak yansıtması gibi asılsız iddialarına maruz kalıyor(!)

Bektaşi’nin dediği gibi “siz ya dayak yemediniz ya da sayı saymasını bilmiyorsunuz.”

Aslında dizi Orhan Pamuk’un okunulmaz romanlarından “Kar”ın atmosferinin bir benzerini ekrana taşıyor.

80’lerin soluk renkli atmosferi ile başlayan dizideki ana karakter Çiçek Abbas’ın sevgilisi Nazlı gibi giyiniyor; onun gibi yürüyor. Ama tek farkla, dönemimizin köyden kente göçen Nazlıları artık başörtüsünden türbana geçmiş bulunuyor.

Oysa sosyolojik olarak ülkenin bir fotoğrafını çekme, bireyin açmazlarını ve diğer siyasi tabanlar ile ilişkilerini, anlaşmazlıklarını, birbiriyle yabancılaşmasını anlatma çabasıyla yola çıkan dizi, 80‘lerin müziğini kullanarak günümüzde nefes almaya çabalıyor ama AKP iktidarının öncesine sıkışıp kalıyor.

Yani bu açıdan sınıfta kaldığı gibi her kesimin kendisiyle yüzleşmesini isterken; yazar Kemalistlere, muhafazakarlara, küçük burjuvalara kendince dokunuyor. Yazarın, okuduğu okulun isim babası olan, Koç ailesi gibi aileler ise nedense es geçiliyor. Çünkü onlar dokunulmazlar. Onlara dokunmak koçun bir şeysini istiyor.

Vurun abalıya! Vurun altta kalanlara!

Zaten dizide sosyoloji var kendince; psikolojide var ama Türkiye gerçeği, ekonomi yok; ekonomik çelişki yok. Her türlü eleştiri yüzeysel ve birey üzerinden verilmeye çalışılıyor. Bu da dizinin egemen retoriğine uygun.

Karakterlerin çıkış arayışları irrasyonel bir durumda kilitleniyor. Muhafazakârlar çıkışı din kavramının çevresindeki hare ile aşmayı denerken laiklerin arayışı “Şamanizm”de kilitleniyor.

Yani materyalizm dizide gösterilmeden usulcacık kapı dışına itiliyor.

Karakterlerin hepsi bir ruhsuzluk girdabının içinde kayboluyor. Karakterlerden sadece seks düşünen erkek oyuncu, durmadan kadınlara “Eee bu gece kalacak mısın?” diye soruyor. 3 bölüm boyunca tek repliği bu arkadaşın. Bu da Türkiye gerçeği ve sanatı olarak karşımıza çıkıyor.

Yeni rejimde sanat ve aşk bir geceye sığıyor ama anlatmak için 3 bölüm gerekiyor.

Kürt kardeşler üzerinden HDP ve AKP alegorisi ise yazarın büyük buluşu. Onları kavga ettirip tekrar barıştırarak kendince postmodernitenin boşlukları doldurmayı izleyiciye ya da okuyucuya bırakan limanına sığıyor. Buluşlardan birisi de sadece Halk TV izleyen ve Yılmaz Özdil konuşan kopuk aile bağları olan cumhuriyetçi ve çağının gerisinde kalmış aileler(!)

Yeşilçam’ın konken oynayan ve çocuğu ile ilgilenmeyen anne tipi gerilerde kaldı be kardeşim! Sana ekmek çıkmaz oradan. O senin kafasını kuma gömdüğünü söyleyen insanların hepsini Gezi’de bulabilirsin. Türbanlısı, Kemalist’i ve solcusu ile.

Beraber coplandılar beraber ıslandılar yağan yağmurda.

Ama sizin düzen ile savaşınız yok. Çünkü düzenin devam etmesi için egemenlerin dilinden bir uzlaşı mantığı getirmeye çalışıyorsunuz. Kızcağız, sevdiği çocuğu bir çorap ile mutlu etmeli; etliye sütlüye karışmamalı, ev işine gittiğinde sigorta yapıyorlar yapmıyorlar mı diye sorgulamamalı!Neden büyük binaların diplerinde gecekondularda yoksulluk, adaletsizlik var diyememeli” soramamalıyız.

Gerektiğinde tecavüzcünüzle hesaplaşmak yerine, hiçbir şey demeden onu kendi içsel hezeyanıyla baş başa bırakmalıyız. Yani affedersiniz milletin aq diyen müteahhitleri kendi vicdanları ile baş başa bırakmalıyız. Kendileri ile yüzleşmeliler.

Öyle demiyor, diyemezsiniz. Postmodernizm de insanlar kendi boşluklarını dolduracak ya her izleyici gibi bende kendi boşluğumu dolduruyorum.

Tabi Netflix’in vazgeçilmez teşebbüsü lezbiyen karakteri de bir imamın kızında can buluyor. Sonunda yazar tefe konulmamak için imama kızın evlatlık olduğunu söyletiyor ve bu şekilde zevahiri kurtarmaya çalışıyor. İmamın kızı büyükşehirde mutluluğu bulamıyor. Lezbiyen sevgilisi ile Konya otobüsüne biniyor. Türbanlı kızımız özgürlüğün başörtüsünü atmakta ve lezbiyen olmakta olduğunu gösteriyor izleyiciye. Mevlâna diyor ya ‘’ne olursan ol gel’’ onlarda bunu bildikleri için Konya’ya doğru yola çıkıyor.

Ama bilmedikleri, Mevlana’nın ‘’ne olursan ol gel’’ dediği Moğollardı ve gelip Tüm Anadolu’yu kılıçtan geçirirken nedense bir tek Mevlana’ya dokunmadıkları.

Dizideki karakterler büyük bir buhranın içinde ama bu buhranın nedeni, geçmişteki yaşadıkları kişisel sorunlar, hiçbirisinin ekonomik bir açmazı yok.

Bu mudur Türkiye gerçeği?

28 Şubat öncesine sıkışmış ve kendi açmazında kaybolmuş; televizyonun günah olduğu olgusu ile yetişmiş bu kızların hepsi spiker oldu abisi.

Bir lokma bir hırka diyenler,bir yüzükle gelenler penis yüzüğüne geçtiler haberleri yok.

Öyle Cihangir’den dizi-roman yazmak yok. Geleceksin bir ay kalacaksın gecekonduda. Bak bakalım o zaman çokomelin içinden çıkan bir yüzüğe mi seviniyor türbanlı kızlar ya da bu akşam evlerine ekmek götürebilecek olmanın eminliğine mi?

Dizideki karakterlerin bulundukları sınıf ile ilgili hiçbir hareket yok. Bu şekli ile, müştemilat da yaşayan konak hizmetlisi kişilerin yan unsur olarak anlatıldığı dizilerden bir adım öteye gidemiyor. Yani herkes hayatından öyle ya da böyle mutlu. Birey kendi sorununu çözecek. Toplumsal sorunlara uzak duracak.

Tam yeni düzenin istediği gibi işliyor.

ATV haberin, ekmek israfını önlemek için yumurtalı ekmek önermesiyle, sarayın israfını gizleme işlevi görmesi gibi dizide izleyicisini gerçekle yüzleştirmekten ziyade arka sokaklarda zengin bir fotoğrafçı gibi dolaştırıyor. Fotoğrafladığı yerde kişisel buhranlar var, estetik var ama açlık yok, sefalet yok. Çıplak götlü çocuklar var ama neden çıplak oldukları yok.

İbo-Show’un ekranlara dönüşü ile dizinin Ferdi Özbeğen ile arabesk-taverna külte ruh vermesi de 80’ler de yaratılan teslimiyetçi insan profiline uygun düşüyor.

Yeni rejimin buna ihtiyacı var.

Üst tabakaya dokunmadan ve etliye sütlüye karışmadan bizi uzlaşıya ya da birbirini anlamaya davet eden bu dil geçmişin ANAP’ına ait olan dört eğilim ruhunu tekrar canlandırıyor ve onun mirasını taşıdığı söyleyen Ali Babacan’ın partisi DEVA’ya bir selam çakıp bünyeyi acı reçetelere hazırlıklı hale getiriyor.

Yani dizinin ismine atıf yaptığı yahudi halk ezgisi olan şarkı ne kadar Türkiye gerçeğini yansıtıyor ise dizide o kadar gerçeği yansıtıyor.

”Gözü pek, yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim.”

Bütün çobanlar mutlu. Zenginleri fakirleri hepsi sevdalı bir de olayı tanrıya havale ettik mi…

Ulaş Karakaya

Sunay Akın'dan 'İntihal' İddiasına Cevap! 2

Etiketler

Bir Yorum

  1. Yalnızlığın Son Çizgisi

    Sabaha ilerliyor,
    Kötüleme üstüne inşa edilen yaşam,
    Çoktan ölmüş karanlık,
    Gecenin gönüllü kurbanı yalnızlığı,
    Bırakıyor çırpınan uzaklığın kayıtsız tavrına,
    Karagözlü karıncanın sessizliğinde,
    Bir yüzü karanlık gün,
    Atlıyor zamanı,
    Gecenin kostümünü giyen sessizlik,
    Fıtrattan sayılan karanlığın,
    Yeniliyor adaletsizliğine,
    Çirkin maske,
    Çıkarılmıyor Yaşamın üzerinden,
    Maskeli leş yiyici,
    Gece sessizliğinin,
    Gizli yalnızlıkları içinde,
    Kutluyor kendi yaş günü balosunu,
    Karanlığın ayak izlerini saklayan sessizlik,
    Sensizliğin sığındığı karanlıklar kolunun,
    Saklanıyor gizlenmiş ışıkları altına,
    Rengini solduran ay ışığı,
    Fikri ve zikri aynı karanlığın,
    Gözlerindeki hain bakışı,
    Ekliyor yalnızlığın son noktasındaki,
    Son çizgisine,
    Üzgünüm,

    Hikmet Alkan
    Her şey için çok teşekkür ederim. Mutlu oldum.
    Cingenliğin taşları Hikmetin gözyaşları. Bir insan başka nasıl yazılabilir ki?

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı