KÖŞE YAZILARI

Gün Doğmadan Neler Ölür ?

Gün doğmadan neler doğar sözü külliyen avuntu.
Gün doğmadan her şey birer birer ölüyor.
Doğdu sandıklarımız, hastalıklı çocuklardan başka bir şey değil.
Ölü doğan çocuk, yavaş yavaş hastalanıp ölen kadar acı verir mi?
Birinde, daha en başından bağlanmayan bir umut var. Kabulleniş ve geri çekiliş.
Diğerinde ise an be an büyütme, var etme. Hepsinin bir kıvılcıma bağlı olduğunu anladığında ise tam bir çöküş.
İşte o noktada, koltuğa çöküp halının desenlerini incelemekten başka yapacak bir şeyin olmadığını anladığın an. Neye güvendiysen, üst üste gelerek, dominoyu sana öğretmeye çalışıyorlar sanki.
Tek bir hatalı dokunuş tüm doğru bildiklerimizi yıkıyor. Sonra başa dönüş ve tekrar diziş.
Bazen dizerken el çarpıyor. Küçük çaplı hüsran.
Oysa ki en başta, asla yıkılmayacağına dair inancı tamdır insanın. Hayatı boyunca tüm mızmızlandıklarını düşünür. Hepsini toplasan, şu an hissettiğin sıkıntı kadar etmez. Ve şu anki sıkıntı da, yarın yaşanacakların tırnağı olamaz. Kısacası, gün doğmadan doğan şeyler, şafak sökünce teker teker ölüyor.
Buna rağmen, insanoğlu, içinde hep yeni fikirlere, umutlara gebe.
İnsanların, bebeğini, bir gün öleceğini bile bile dünyaya getirmesi gibi bir şey bu.
Ve doğan, ne kadar uzun yaşarsa, ölümü o kadar aşılmaz oluyor hayatta.

Ve işin en en kötü yanı, yirmi birinci yüzyılda bu yazdıklarımın hiçbirisi, para etmiyor azizim.

Sedef Subölen

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı