KİTAPKÖŞE YAZILARISalime Kaman

Hayata Dair – Salime Kaman yazdı…

Hayat hızla akıyor.
Bir insan kendi varoluşunun ya da bir başka deyişle yaratılışının anlamı ile doğmaz. Ancak herkesin çaba ve yargılarına yön veren idealleri vardır. Hayatı aydınlatan, hayatı iyi karşılamamızı sağlayan güç veren idealler.
İdeallerimiz!

Albert Einstein (1879-1955)’in hayata dair görüşlerini içeren ‘Benim Gözümden Dünya’ kitabında da bahsettiği gibi basit bir hayatın peşinde olmak, akan hayat içinde sade bir yaşamın peşinde olmak iyi bir yaşamdır. Sade yaşamak, sade bir hayat hem fiziksel hem de ruhsal açıdan herkes için iyi bir yaşamdır ve insana iyi gelir. Sade yaşam içinde, hayatını düşünmeye, sorgulamaya ve bilime adayan Albert Einstein, genel ve özel görelilik teorilerini ilk olarak geliştiren Alman fizikçi, bilim insanı ‘Fotoelektrik Etki’ çalışmasıyla 1921 yılında Nobel Fizik Ödülü kazanmıştır.

Albert Einstein’ın ‘Benim Gözümden Dünya’ kitabı, Demet Evrenosoğlu tarafından tercüme edilmiş, 2008 yılında Alfa Yayınevi tarafından ilk baskısı, 2012 yılında dördüncü baskısı yapılmıştır ve 127 sayfadır. Kitap, kişinin kendi tavır ve fikirlerini gözden geçirmeye ve kişinin inançlarının savunusunu yapmaya zorlayan, barışçıl bir dünyaya ve bilime inananların, kendi fikirleriyle bir kez daha buluştuğu, sorguladığı bir kitaptır diyebilirim.

Kitap, Albert Einstein konuşmaları, mektupları ve gündelik yazılarını da içermesi nedeniyle daha farklı bir okuma sunarken, Einstein hayatının geniş bir zaman dilimine de ışık tutuyor.

Albert Einstein kitapta da dediği gibi, yaratılışının anlamı ile doğmadı ama ‘O’ düşünceleri, sorgulamaları ve bilime adadığı hayatı içinde bilim dünyasına ve insanlığa çok şeyler kazandırmıştır. ‘Benim Gözümden Dünya’ kitabında, hayatın içinde, yüzeysel düşünce ve duygularının aksine, asil ve yüce olanı ortaya çıkaran yaratıcılığın, sezgisel birey ve kişilik olduğunu vurgulamıştır. Toplumda ki sürü doğasına ve onların yozlaştırılmış yüzeysel düşünce ve duygularına sahip olmalarını veba hastalığına yakalanması benzetmesi yaparak, ‘bulaşıcı pespayelik’ olduğunu ifade eder.

Sade olmak hiçbir şeye sahip olmamak değil tabii ki! Bu sade hayat da sınıf farklılıklarının adil olmadığı düşüncesi vardır.  Tıpkı bu kitapta, Albert Einstein’ın değindiği gibi;hayatı aydınlatan yegane şey idealler, hakikat, iyilik, güzelliktir. İnsanların mülkiyet, gösteriş ve lüks gibi sıradan hedefleri aşağılık bir durumdan farklı değildir.

Kitap beni kendi sade hayatımda bir yolculuğa çıkarttı. Yüzümde bir tebessüm. Bedenimde bir rahatlama, belli ki bu yolculuk çok zevkli ve hafif geçecek. Mutluyum.
Kendi sade hayatımı yaratmamda bana örnek olan güç veren kişiyi düşünüyorum.
Canım babam!
Bana hayal kurmayı, ideallerimi, hedeflerimi, gerçek olmayı, gerçeklerden kopmamayı, iyilik ve güzelliklerle bir ve birlik olmayı, babam öğretti. Hayatımı aydınlatan, hayatı iyi karşılamamı sağlayan bana güç veren ideallerimle temiz ve sade hayatı öğreten koca yürekli, güçlü bilekli babam! Nurlar içinde uyu.

Yıllar akıyor.
Benim en temel ideallerim de tıpkı senden öğrendiğim gibi, hakikat-iyilik ve güzelliklerdir. Biz bunları evimizde ailemizde öğrendik. Cumhuriyetle aydınlanan, aydınlanmayı kendine ilke edinen tüm dönem insanları gibi.

Okula bunları bilerek, inanarak başladık. İlkokula başladığımızda sadece okuma yazma öğrenmedik. Her öğretinin sade bir anlatıma yönelimi sağlanarak, toplumcu bir karakterimizin ortaya çıkarılmasına yön vermemiz gerekliliği de öğretildi. Tabii ki cumhuriyet eğitimi ile yetiştirilmiş öğretmenlerimizden öğrendik. Özellikle kız çocuklarının eğitimine büyük önem verildi. Aydınlığa susamış toplumlarla birlikte eğitim her yerdeydi. Cumhuriyetin eğitim sistemi içinde, matematiksel düşünmeyi öğrendik. Önce analiz etmeyi, analiz sonuçlarından giderek bütüne ulaşmayı, sağlamayı, bizler ailelerimizin sevgi dolu destekleriyle kısmen evde anne/babalarımızdan, okullardaki bilimsel anlatılarla öğretmenlerimizden öğrendik. Bizim için her yer, bir okuldu. Kişisel bütünlüğümüzü biz böyle kazandık. Hiç yarım kalmadık. Bütün ilişkilerin temeli, insanın kendisiyle olan ilişkisidir. Kendimizle ilişki kurmayı biz başardık. Doğan Cüceloğlu’nun dediği gibi, Kişisel bütünlük, geleceği yaratmanın en önemli öğesidir.’ Ve Tüm evrenle ‘biz’ bilinci içinde ilişki kurabiliriz.’

Matematiksel düşünme, bütün insan bilgisinin temelini teşkil eder. Doğa bilimleri ile insan bilimlerinin temeli matematiksel düşünmedir. Doğru bilginin kaynağına ulaşmak için neler yapacağımızın eğitimi küçük yaşlarda verildi bizlere. Nitelikli eğitimli öğretmenlerimizden, bizler ilk-orta-lise eğitimlerimizde yaşayarak ve yaparak öğrendik. Tıpkı John Dewey (1859–1952 Amerikalı filozof ve eğitimci)’in dediği gibi; Okul hayata hazırlık değil, hayatın doğrudan doğruya kendisidir.”

Kabul edilen gerçekçi bir anlayış içinde, gösteriş ve lüks gibi sıradan hedeflerden uzak durarak, yaşadığımız toplumdan kopmadan eğitimin içinde yer aldık. Okulda her türlü derse yer verildi. Kişinin toplumsal yeteneklerinin ve optimum kişisel gelişmesinin sağlanması için, Cumhuriyet eğitim sistemimiz de ‘yaşamda, hangi meslekler varsa, hangi sorunlar bulunuyorsa, hepsi okullarda yer almalı ve öğrenci de yaşama girmeli’ düşüncesiyle tüm derslere ve prensiplere yer verildi. 1925 yılında da Mustafa Kemal Atatürk sayesinde öyle de oldu.

Kabul edilen gerçekçi bir anlayış içinde, tüm bilim ve sanat hayatımı anlamlandıran, çağdaş anlayışlar ile zaman içinde daha da geliştirilen ‘vazgeçilmez’lerim olmuştur. Gösteriş ve lüks gibi sıradan hedeflerimiz hiç olmadı. Hedeflerimin başında her zaman sosyal adalet ve toplumsal sorumluluğa olan güçlü inançla aydınlatılan yolumuz/yollarımız vardı. Özellikle Anadolu insanının özellikleri göz ardı edilmedi, aksine daha fazla önem verildi. Hayat enerjimiz bu sayede hiç azalmadı. Duruşumuzun asla tekinsiz temeller üzerinde bulunmasına izin vermedik. Bedeli ne olursa olsun, tekinsiz olan her şeyden ısrarla uzak kaldık. Bunun için, gerektiğinde takatimiz kalmayana kadar çalışarak zor görevlerin başarıya ulaşabilmesi için sorumluluk alma işinden de kaçmadık. Başkalarından asla bir beklenti içinde olmadan, yüzeysel düşünce ve sürü doğasının o kötü duygularından uzak kalarak çalışmalarımıza derin bir akıl yoluyla devam ettik.!

Çok çalışarak zihinlerimizi güçlendirirken kendimize de daha geniş bir bakış açısından bakmasını öğrettik. Kendimizi, aydınlattık daha doğrusu değerli kıldık.

Biz olduk.

Adil, sade, hakikat ve iyiliklerle aydınlatılmış bir dünyada yaşamak isteyen herkesin, Albert Einstein’in de dediği gibi; ‘İnsanın gerçek değeri, her şeyden önce kendi kendisinden özgürleşmeyi ne ölçüde ve ne anlamda becerebildiğiyle belirlenir.

Ya sizce?

Salime Kaman
Ressam- Sanat Yazarı
Assos-Ağustos 2023

YEDİNCİ KEZ KARNAVAL KAFASI ADANA’DA SOKAKTA - Salime Kaman yazdı... 2

İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın – Elif Doruk yazdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu