KÖŞE YAZILARI

Karagöz Ve Şiir – Aziz Murat Aslan yazdı…

Uzun bir şiirin bir kaç dizesi şöyle tınılar kulaklarda ve gönüllerde;

“Çamurlu karanlık sokakta bata çıka
Karagöze gidiyorum Ramazan Gecesi
Önde körüklü kâat Fener
Belki böyle bir şey olmadı
Belki bir yerlerde okudum
Sekiz yaşında bir oğlanın
Karagöz`e gidişini Ramazan Gecesi
İstanbul`da dedesinin elinden tutup
Dedesi fesli ve entarisinin üstüne
Samur yakalı kürkünü giymiş
Ve harem ağasının elinde Fener
Ve benim içim içime sığmıyor sevinçten”

Sene 1962, tarihler 28 Mart`ı gösteriyor. Sekiz yaşında bir çocuğun peşine takılarak Karagöz`ü seyretmeye beraber gitmemize ön ayak olan bu dizeler[1], Nazım Hikmet`in “Severmişim Meğer” adlı şiirinden. Londra menşeli sanat merkezi “Southbank Center”, son 50 yılın en güzel 50 aşk şiiri arasına bu şiiri de dahil etmiş hatta[2]. Şiirler, Southbank Center`ın şiir alanındaki uzman ekibinin bir yıllık etütleri neticesinde 30 ülkenin şairlerinin arasından oluşturulan bir seçkiden mürekkep. Modern döneme ağırlık verilerek meydana getirilen seçkide ekip üyelerinden James Runcie, Gerçekten uluslararası ve üslup bakımından da çeşitlilik barındıran bir liste oldu ve zor olanı bunların arasından yalnızca 50 şiiri seçmekti. diyerek sürece dair düşüncelerini ifade ediyor.

Bu 50 şiire dair yazılı medyadaki bir haberde ise, 20 Temmuz 2016 tarihinde Southbank Sanat Merkezi`nde benzersiz bir etkinlikle aralarında aktörlerin olduğu 50 farklı kişi tarafından bu eserlerin okunacağı ifade ediliyor.[3] Nazım Hikmet`in bu şiiri de etkinlikte ana dilinde okunacak şiirler arasında yer alıyor. Etkinlik ise İngiliz şair Ted Hughes`un 1967 tarihinde başlattığı ve iki yılda bir düzenlenen Uluslararası Şiir Festivali ile Aşk Festivali`nin bir parçası konumunda. Bu bilgiye ulaştığım anda aklımdan ilk geçen hadise “Southbank Center” ile iletişim kurmak ve mümkünse Nazım Hikmet`in bu şiirini hangi aktörün seslendirdiğinin önce izlerini sürmek, sonra imkânlar dahilinde ise, bir ses kaydı ya da görsel videosuna erişebilmek.[4]

Karagöz Sanatının edebi sahada kimliğini belirginleştiren en mühim geleneklerinden bir diğeri ise Hacivat`ın perdeye gelirken okuduğu Semai ve Gazeller. Divan edebiyatımızın bu estetik şiirsel ve mûsîkî teması bulunan formları oyunların adeta olmazsa olmazı. Hatta aralarında Metin Özlen gibi klasik Kar-ı Kadim Karagöze gönül vermiş ustalardan, modern yorumlarla Karagöz Sanatını bambaşka bir noktaya taşıyan Cengiz Özek`e kadar pek çok isim bir performansın “Karagöz” sanatı olarak adlandırılabilmesi için Tekniği`nin ve dramaturjik yapısının bozulmaması gerekliliğinin altını ısrarla ve dikkatle çiziyorlar. Mukaddime, Muhavere, Fasıl ve Bitiş bölümleri Karagöz Sanatı`nın olmazsa olmazı. Mukaddime bölümünün alt iskeletinde yer alan en önemli unsurlar arasında ise Hacivat`ın seslendirdiği Semai ve Perde Gazelleri yerini alıyor. Profesyonel yazarlığa 1945 tarihinde Karagöz Gazetesi ve Yedigün Dergilerinde redaktörlük ve yazarlık yapmak sureti ile atılan Aziz Nesin ise 1968 tarihinde kaleme aldığı ve Karacan Armağanına layık görülen ve içeriğinde Karagözün Kaptanlığı, Karagözün Berberliği ve Karagözün Antrenörlüğü oyunlarını ihtiva eden “Üç Karagöz Oyunu” adlı eserleri haricinde bir de Perde Gazeli[5] kaleme almış.[6]

İşbu meydan başkadır, Şeyh Küşteri Meydanıdır,
Sanmayın oy avlanan bir müşteri meydanıdır.
Perdemiz naylon değildir, ar ü namus perdesi,
Söyleyen dil perdemizden herkesin vicdanıdır.
Kıssamızdan hisseler, çok ders-i ibret almalı,
Yoksa taşlaşmış beyinler kendinin zindanıdır.
Güldürür sözler deriz amma ki gerçek söyleriz,
Kim alınsa yergimizden toplumun nadanıdır.[7]

Perde Gazelleri ve Semailer, Karagöz sanatının önemli karakteristiğini oluşturmakla beraber başlı başına bir araştırma konusunu meydana getirmektedir. Bu bölüm kapsamında Modern Dönem Şairlerimiz ve Türk Şiiri üzerine Karagöz Sanatının Etkisi incelenmek istendiğinden söz konusu kapsamda içerik çerçevesi sınırlandırılmıştır.

Hacivat`ın şiir ile iştigali genellikle oyunun Mukaddime bölümünde okuduğu Semai ve Perde Gazelleri etrafında gelişirken, Muhavere kısmında da Karagöz ile aralarında mizah ve hiciv ağırlıklı ve uyaklı kimlikte bu şiirsel melodi varlığını sürdürmektedir. Ve lakin Televizyon reklamlarında olmasa dahi Oktay Rıfat`ın “Pandispanya Reklamı” adlı şiirinde Hacivat, Sunay Akın`ın ifadeleri ile kendisine bir dizelik “rol” bulabilmiştir.

“Bir yiyen bu pandispanyadan
Ruhçu olur
Sanatçı olur
Zehir misali
Acı olur
Hacı olur
Hacivat olur
Adam olur adam”[8]

Merhum gazetecilerimizden “Orhan Tahsin” 15 Ağustos 1977 tarihli Tercüman gazetesinde yer alan siyasi hiciv muhtevalı bir yazısında, yine Karagöz oyununun tekerlemelerinden ve manilerinden yola çıkarak böylesi bir şiirsel göndermede bulunuyor:

 “Politika oyunumuza tam 8 parti katılmıyor mu? AP, CHP, MSP, MHP, DP. CGP, TBP. TIP…Ama “Büyük Evlenme” birisiyle olacak!…

“Ahretimin elinde
Ütüye bak ütüye
Sekiz tane yar olmaz
Gidersin gümbürtüye”

1914 ve 2008 yılları arasında yaşamış ve şiir hayatımıza önemli izler bırakmış bir diğer şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca`nın kaleminde ve dizelerinde ise Karagöz Sanatı kendisine Türk Dili Dergisi 292. sayısı 1976 tarihinde yayımlandığı şekilde “Karagöz`le Hacivat`ın Çocukluğu / Korku” adlı eserde yer bulmuştur. Alacaklı ile karşılaşmaktan mütevellit korkuyu Dağlarca, Karagöz ile Hacivat arasındaki vuruşma yoluyla şu dizelerinde dile getirmektedir:

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Fotoğraf: Cengiz Cıva, 1982

“Neden korkarsın Karagöz
Ayıdan mı?
Hayır Hacivat
Kurttan mı?
Hayır
Filden mi?
Hayır
Sırtlandan mı?
Hayır
Kaplandan mı?
Hayır
Yiğit çocuksun be
Devden mi?
Hayır
Korkusuz musun yoksa sen?
Hayır hayır çöreği borca
Almıştım ya Simitçi
Gelirken korkarım[9]

Sevdiğimi hep kuşlar ile özdeşleştiririm. Hem küçücük bedeniyle özgürlüğüne inatla düşkünlüğünden, sevindiğinde pır pır hassas biçimde heyecanından, hüzünlendiğinde ise kırılgan hüznünden gözyaşlarından, gezmeye yeni yerlere gidip tecrübe etmeye hevesinden, küçük bir yorgunlukta bir serçe gibi üşümesinden yorgun düşmesinden ve büyük dertlere karşılık beklemeksizin deva olmak uğruna olmayan kanatlarını çırparak, hasta bebeklerin şifalarını uzak diyarlarda bulması noktasında onların kanatları olmasından ötürü. Metin Eloğlu`nun Hacivat ve Karagöz`ü kuşlar arasında oynattığı şiirinde ise Nazım Hikmet`te olduğu gibi bir Harem Ağası ile karşılaşırız:[10]

“Ne kuşlarası, karşında Hacivat yok, ne kuşlarası
En vıcık vıcığı sula, kıpkıvırcık İstanbul`ları kırp da sen
Ne güvercinleresi, ne evet kırlangıçlarası
Allahın Karagözü, papağan sızıyor ceplerinden
Sarhoş musun nesin, tırnaklarını kemiriyor cumbada bak
Bunca cumhuriyetin en erkek harem ağası”[11]

Şair ve diplomat Ece Ayhan ise düzyazı formundaki bir şiirinin dizelerine Karagöz ve Hacivatın tezatlığını tekdüze bir zıtlığın şikayetiyle taşıyacaktır:

“İster Hacivat`ın, ister Karagöz`ün olsun,
Ölü bir altyapıya dayandığı için,
Birbirinin tersi olmaktan öte.
Bir anlamı,
Karşıtların çatışması olmayan bu düşünceler, topraklarda,
Halkın arasında, bir halife, bir oğul bırakmayacaktır,
Bırakmıyor.”[12]

Türk akademisyen, şair, yazar ve mütercimlerinden 1933 Darıca doğumlu Cevat Çapan ise, 1974 tarihli Kültür Bakanlığı Karagöz Kursuna katılmasının ardından bu eğitim esnasındaki eğitmenleri arasında yer alan Karagöz Tasvir Sanatçısı merhum Ragıp Tuğtekin`e “Hayali Ragıp Bey Amcanın Ruhuna” adlı eserinin şu dizeleri ile Adam Yayınlarından çıkan 1989 tarihli Doğal Tarih yayınında seslenmektedir:

“Tek başına yaşayan bir ihtiyar
Şimdi hızla karışıyor o ölüler kalabalığına.
Düzenli evinde herşey yerli yerinde
Sokağa bakan pencerelerin dibinde sedir,
Temiz patiska kılıflı minderler,
Küçük ahşap kutulara yerleştirilmiş
Karagöz tasvirleri: Tiryaki ile Frenk kol kola,
Bursalı Leyla`ya yan bakıyor Tuzsuz Deli Bekir
Sonra bütün o kök boyalı öbür tasvirler,
Renk renk göstermelikler[13].

 Hepsi onun titrek ellerinin eseri
Ve duvarda asılı
Sapı Hint Meşesinden tanburu,
Yıllarca önce, Kısıklı Nahiye Müdürüyken
Abdülaziz`in Eugénie`yi ağırladığı köşk
Yıkılıp yağmalandığında,
Kendi payına düşen kapı rezelerinden
Murat Ustaya yaptırdığı.”[14]

 National Geographic Society dergisi 1970 senesindeki Çingenelere ait sayısında Karagöz görselinin altında “Çingene oyuncu sakallı Karagöz`ün bir Türk Kadınını Aldatması” başlığı yer almaktadır. Karagöz`ün çingene olması ihtimali Felix Von Luschan, Georg Jacob gibi pek çok Oryantalist`in araştırmalarında yer alan oyun metinlerinden hareketle öne sürülürken, XVII. ve XVIII. Yüzyıl tasvirlerinde Karagöz`ün ışkırlağında ızgara, maşa ve kürek yer alması onun Demirci Ustası olması durumunu kuvvetlendirmekte ve demircilikle uğraşanların çingene olması gerçeği ile buluşmaktadır. Bazı efsanelerde de Karagöz`ün Demirci Ustası olmasına dair vurgular bu ihtimali arttırmaktadır.

Hellmut Ritter`in Hayali Nazif Bey`in ifadelerine göre derlediği oyun metinlerinden birinde ise Karagöz çingeneliğine dair şu ifadeleri bizzat dile getirmektedir:

Bizim pederden mirastır çeribaşılık intikaal,
Çingeneyim nam kazandım,
Çingene vücudumun üst kısmı Güruh-i
Kıptiyan`dan olduğum cihetle,
Hiç efendim benimkisi çingenelik,
Sulukule`de mevludum düşüp meydana geldim ben,
Sorarsan hâl ü şânımdan sual et var Selâmsızdan,
Temürcü Karagöz nâmında bir Çingâne geldim ben.”[15]

1919 tarihinde İstanbul`da dünyaya gelen Salah Birsel, Türk Şairi ve Deneme Yazarı olarak Kültür Tarihimizde önemli bir yer tutmakla beraber “Salah Bey Tarihi” adı altındaki denemelerinde Kahveler Kitabı[16], Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu[17], Boğaziçi Şıngır Mıngır[18], Sergüzeşt-i Nono Bey ve Elmas Boğaziçi[19], İstanbul-Paris[20] eserlerinde İstanbul`un Kültür Tarihine adeta düz yazı biçimiyle en şiirsel yaklaşan edebiyatçı olarak okuyucularının karşısına çıkmaktadır. İstanbul’un gündelik hayatı, tiyatroları, kahvehaneleri, gelenekler ve kültürel faaliyetleri bu eserlerde en lirik anlatımı ile ve olağanca bilgi veren ayrıntıları ile iz bırakmıştır. “Hacivat`ın Karısı”[21] adlı şiir kitabı ve “Hacivat`ın Günlüğü”[22]  adlı eserleri de çalışmalarına ekleyen Birsel`in Hayal oyunundaki favorisinin “Hacivat” olduğu her halinden anlaşılmaktadır. Birsel, Hayal oyunundaki “Ev Göstermeliği”ni usta bir dille betimlerken, dizelerinde şu ifadelere yer vermektedir:

“Hacivat`ın evi
Köşede ufaktan
Bir tüfek atımı duraktan
Kapı pencere elekten
Döşemeler zemberekten
Dökülmekten
Sökülmekten
İncelmiş süprülmekten”

Salah Birsel, “Hacivat`ın Karısı” isimli şiirinde ise Hacivat`ın zevcesini “Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu” adlı denemesinde sokaklarda salına salına şu mısralar ile yürütmeyi tercih etmektedir:

Hacivat`ın karısı
İncecikten yeldirmeli
Göz kaş oynatmalı
Gerdan kırmalı
Belden sarmalı
Gülmeli güldürmeli
Rakı süzmeli
Aşık üzmeli
Şiir düzmeli
Hacivat`ın karısı
Beyoğlu`nda gezmeli

Bu dizeler bir vakitler “Kayık” oyununda maddi koşullardan ötürü isyan bayraklarını kaldıran Karagöz ve Hacivat`ın karısını, Karagöz ve Hacivat`ın kayıkçılık çözümünden daha memnun edecek gibi görünse de, Peyami Safa`nın “Fatih Harbiye” eserinde olduğu üzere o döneme özgü başka türlü Nev-i İcat şikayetler yaratacağa benzer. Benden söylemesi. Merhum Rasim Öztekin`in “Seksenler” dizisinde alışılmamış hadiselere karşı verdiği tepkideki “İcat çıkarmayın yaw” repliğini, Hacivat`ın duruma ne tepki vereceğini bilemeyip mız mızlanırken, mırıldanırken, net bir tavırla Karagöz`ün ağzından duyar gibiyim.

Bir diğer şiirde ise Karagöz, Hacivat ve diğerleri gizli. Belki doğrudan Karagöz ismi geçmiyor ama “Hayal”, “Hayali” ve “Gölge Oyunu” haykırıyor dizelerde. Behçet Necatigil`in “İki Başına Yürümek” adlı eserinde yer alan şiirlerden biri “Gölge Oyunu” başlığı ile bize göz kırpıyor. İşte bu eserde de; Necatigil’in dizeleri ve Burhan Uygur’un resmettiği detayları ile taçlanıyor bu şiir.

Titreşir perdede bir sırlı ışın –
Bir makine birden tutukluk yapar
Gevşer ellerde kasnak –
Hız kesilir, ay tutulur, silinir arazi.
Görmesi bir uçurum gibi aştığı beli
Çarpar sessiz bir kurşun: sanrılarda ses –
Düşer sazlık bir yere bir kaşıkçın kuşu.
Söner Göstermelikte mum
Çekilir Hayali.

Karagöz ve Halk Şairliği geleneği ise Karagöz`ün şiir ile bir diğer ilişkisini ortaya koymaktadır ve başlı başına kapsamlı bir araştırma konusudur. 1933 tarihli Orientalia I eserinde Hellmut Ritter`in “Karagöz`ün Aşıklığı” oyununun etraflı tahlilinde Halk Şairliği geleneği ve Karagözdeki yeri aleni biçimde görülebilmektedir. Salah Birsel`in “Kahveler Kitabı” ve Musahipzade Celal`in “Eski İstanbul Yaşayışı” adlı eseri ise Semai Kahvehanelerinden, Tulumbacı Kahvehanelerine, Aşıklar Muammasına Halk Edebiyatı, Şiiri ve Karagözün kesişmesini ve buluşmasını yansıtmaktadır.

Netice itibarı ile kanaatimce “Karagöz Sanatı” başlı başına bir şiir. Siyasi hicvindeki yüksek sesli, progresif ve protest tavrı ve akılla örülü nüktedan haykırışı ile, aşkı tekdüze nesre sığdıramayıp hem halk hem de divan edebiyatı formunda aksettirme şekli ile, Kültür Tarihini gündelik yaşamı gelenekleri kendinden emin ve bilgece sunan üslubuyla zaten bütüncül bir şiir olmayıp ne olabilir. Şiir uzun uzadıya anlatmanın yorgunluğuna mola verip, ardından derin bir suskunluk ve idrak sürecinin gelişi ve onun da bitiminin ardından öz ve en yoğun biçimde kendini ifade etme şekli benim bedenim ve ruhumdaki aksiyle. Şahsen olağan koşullarda ulaşabildiğim bir ifade biçimi değil, ama benimde şiirsel ruhumun odalarına sığamadığı bir taşma noktası var. Odalarımdan taştığım an, Karagöz ile mısralarımı yazmaya başladım. İlmek ilmek, mısra mısra, dize dize, beyit beyit, dörtlük dörtlük bir şiir Karagöz ve Ben ve iç dünyam.

Aziz Murat Aslan
28 / Mart / 2021 Pazar – 21:15

Aziz Murat Aslan

[1] Cumhuriyet Dergi, 21 Mart 1993, Sayı: 365, S. 24
[2] https://www.sozcu.com.tr/2015/kultur-sanat/nazim-hikmetin-siiri-en-iyiler-arasina-girdi-992984/
[3] https://www.sozcu.com.tr/2015/kultur-sanat/nazim-hikmetin-siiri-en-iyiler-arasina-girdi-992984/
[4] https://www.sozcu.com.tr/2015/kultur-sanat/nazim-hikmetin-siiri-en-iyiler-arasina-girdi-992984/
[5] Divan Edebiyatımızın an yaygın nazım biçimleri arasında yer almakta olup, kasidenin baş kısmında aşktan, sevgiliden söz eden kısımlara verilen addır. Beyit formunda ikili mısralardan meydana gelen gazellerde kafiye örgüsü “aa,ba,ca” şeklindedir. İlk beyite “matla”, ondan sonraki beyite “hüsn-i matla”, son beyite ise “makta2 adı verilmektedir. En güzel beyit “beyt`ül gazel” ya da “şah beyit” isimleri ile adlandırılır. Şairin mahlasının geçtiği beyit ise “Taç Beyit” veya “Tahallüs” biçiminde isimlendirilir. Türk müziğinde ise şiirin hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak ta bilinir. Gazelleri makamlı okuyan kimselere “Gazelhan” veyahut gazel yazan usta şairlere “gazelsera” adı verilir. Saf, temiz ve iffetli duyguların işlendiği gazel türüne Arap şiirinde “Uzri Gazel” adı verilir. Diğer iki tür arasında ise (Açık) yani “Sarih Gazel” ve Yapay yani “Sınai Gazel”yer almaktadır. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Gazel). Karagöz sanatında yer tutan “Perde Gazelleri” detaylıca Ünver Oral`ın aynı adlı eserinde incelenebilir. Genel geçer yapısıyla KAragöz Sanatının tasavvufi yapısını yansıtan bu gazellerde sanatın Pir`I Şeyh Küşteri selamlanırken, Sultan`a methiyeler düzüldüğü ve Allah`a imanın vurgulandığı oyunun “Mukaddime” bölümünde genellikle rastlanılan bir hadisedir.
[6] https://www.turkcebilgi.com/%C3%BC%C3%A7_karag%C3%B6z_(oyun)
[7] Halk Tiyatrosu Dergisi, Sayı 1, Ocak 1995, Perde Gazeli Aziz Nesin
[8] http://www.siirparki.com/sunayakinduz2.html
[9] Halk Tiyatrosu Dergisi, Sayı 4, Nisan 1995, s.9
[10] http://www.siirparki.com/sunayakinduz2.html
[11] http://www.siirparki.com/sunayakinduz2.html
[12] http://www.siirparki.com/sunayakinduz2.html
[13] Behçet Necatigil, İki başına Yürümek, Yapı Kredi Yayınları, s.108, 2016
[14] Halk Tiyatrosu Dergisi, Sayı 11, Kasım 1995, s.9
[15] http://www.siirparki.com/sunayakinduz2.html
[16] 1975, Koza Yayınları
[17] 1976, Sander Yayınları
[18] 1980, İş Bankası Yayınları
[19] 1982, İş Bankası Yayınları
[20] 1983, İş Bankası Yayınları
[21] 1955, Seçilmiş Hikayeler Yayınları
[22] 1982, Ada Yayınları, (Günlük ve Kuşları Örtünmek ikisi bir arada)

 

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı