Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Ejderin Nefesi – Bülent Bakan yazdı…

Günlerden Covid 19 zorbalığından bunaklaşmış çıkmaz sokaklı evde bayramlı stratosferin hemen üstünden Moğolistan’a baktığım günlerin birinde son günlerde en çok duyduğum kelimenin ‘Nefes’ olduğunu fark ettim. O sırada sigara dumanı boğazıma kaçtı ve ‘nefes’ bir kez daha kendini sevdirdi. Bir nano zorbanın nefesimi hepten keseceğinden korktuğum için sokak özürlü olduğumu fark ettim. Pencereyi açtığımda kentsel dönüşüme takılmamış yandaki sitenin bahçesinden gelen tavla sesleri yelkovan kuşu seslerine karıştı. İstanbul’un sülfür oranı ölçülmeyen semtlerinden birinde çıkmaz sokak günlerinde kurşunsuz benzin kokusu almadan görece rahat bir nefes daha aldım.

Son günlerde en çok duyulan ‘Nefes’ kelimesi sosyal medya fenomeni haline gelmiş bir dizeden geliyor. Zırt pırt öten akıllı kuş gözlerinden çiçeklerin arasına dalmış ‘Nefes almak bayramdır mesela’ diyor. Aynı dize dönüp dolaşıp farklı medyaların arasına karışmış dönüp dolaşıp yine önüme düşüyor. Üstünden 17 bin 564 gün geçmesine rağmen bulutsuzluk özlemi devam ediyor ve ‘Her nefes alışımız bayramdır’ diyor benim müzik kanalımda. Bir klasik olmuş parçayı dinlerken bile bir sürü nefes alıp veriyorum. Sosyal medya doktorları da nefes terapisi yapayım doktora hastaneye gidip de virüs kapma gel ben seni uzaktan bir tedavi edeyim nefesini bir de ben keseyim mesajları atıyor.

Bu sırada stratosferi delip geçen kürenin en yeni Flash Gordon’ları ejderhalarını ıslah etmiş Doug Hurley and Bob Behnken beyaz anglosakson ve protestan gündemimi tamamen ele geçirdi. Gün boyu medyanın içten yanmasız Tesla otomobiline binip ordan oraya savruldum. Yine dikkatimi ‘Nefes’ çekti. Yeni Flash Gordonlar Paris butiğine ısmarlanmamış Güney Afrikalı beyaz Anglosakson ve protestan bir terzinin kendi elleriyle diktiği bir kıyafeti giydi. Kıyafetin en önemli özelliği covid 19’dan yüzde yüz koruma özelliğine sahip olması. Ben o kıyafeti alabilsem Ay’a gidebilme ihtimalimiz olmadığından Bağdat Caddesi boyunca ‘Moonwalk’ yapardım. Kıyafet Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno María de los Remedios Cipriano de la Santísima Trinidad Ruiz y Picasso’nun kübik dönemine ait küçük bir tablo fiyatına mal olmuş ama pandemi nedeniyle zar zor dolan AVM’lerde arasanız o kıyafeti bulmanız mümkün değil. Kıyafeti tek başına giymek imkânsız. Bir düzine pamuk tarlalarındaki köleler gibi damgalanmış sırtlarına numaralar yazılmış köle yardım etti. Kıyafetin en ilginç aparatı dokunmatik özelliğe sahip eldivenler. Ejderhanın içine yerleştirilmiş ekranda iki saniyede bir çevrim yapan datayı kolay takip etsinler ve yaklaşık 3 dakika 22 saniyede bir muhabere çeki yapabilsinler diye her türlü kolaylığı sağlamışlar. 28 Ocak 1986 tarihinde kalkıştan 73 saniye sonra patlayan Challenger ile 1 Şubat 2003 tarihinde küreye dönüşte atmosferde parçalanan Columbia kazalarından ders çıkarıldığı bu kadar seyircinin gözüne sokulabilirdi. İyi ki de öyle yaptılar. Homo Sapiens’in sadece bu konuda değil insan hayatına dair her konuda böyle ders çıkarması gerekiyor. Ama en ilginç olana daha gelmedik. Kıyafet Flash Gordonlar her şartta slim fit olsun bir Tarzan gibi çevik ve bir Batman gibi hareket edebilsin diye (gerçi covid 19dan sonra Batman baya bir seyirci kaybetti ama) içinde saf oksijen dolaştırılıyor. Normal hava bu kıyafeti Cemal Nadir Güler’in Amcabey’i gibi yapacağından kürenin en kaliteli nefesini Flash Gordon’lar içlerine çekiyor yani. Yalnız saf oksijen hava ile temas ettiğinde ise kızgın kalabalıklar gibi ortalığı yakıp yıkıyor. Hücrelerde açığa çıktığında ise içeriden sizi tüketen kanser hücrelerinin artmasına neden oluyor. Saf oksijenin öfkesinden çekinmek ve biraz dikkat etmek gerekiyor.

Bu sırada bütün bu bezirgânı nefesini tutarak seyreden bir ressam vardı kürede. Bir terslik olsa resmi atmosferde yanıp küle dönüşeceği için altın tepsideki bu kariyer imkânı bir daha gelmeyebilirdi. Çinliler azot protoksit gazı çekmiş gibi sırıtan figürlerin ressamı Yue Minjun resmini ayın karanlık yüzüne yerleştirmemişler ise ilk ciddi sanat eseri uzaya çıkmak üzere idi. Neyse ki her şey yolunda gitti ve Trevor Paglen da yaşarken gün yüzü görmüş birkaç sanatçının arasında kendine yer bulabildi. Onunla beraber rahat bir nefes alabilen kaç mirasyedi olduğunu araştırdım ama bu konuda pek bir bilgiye ulaşamadım. Çünkü sanat eserlerinin hangi borsada işlem gördüğüne dair kürede bir EPIVERON henüz icat edilmediği için sanat eserlerinin takibi içler acısı. İşte bu nedenle bugün küre ortaçağ karanlığına mahkûm olmuş durumda. Sanat eserlerinin iklim kontrollü sıcak yataklarında değil meydanlarda köy yollarında kamunun seyrinde olması gerekir.

Bu arada nefes sorunları kürede ve stratosferin dışındaki yörüngede bitmedi tabii ki. Ejderhanın ve yolcularının Uslulararası Uzay İstasyonuna kenetlenmesini canlı seyrettik. Kıyafetlerini çıkarmadan önce istasyon ile ejder yuvasının aynı atmosferik şartlara gelmesi için uzun bir süre bekledik. Kürenin en temiz nefesini alan Flash Gordon’ları gördüğümüzde rahat bir nefes aldık. NASA merkezinden musluğun başındaki bürokratlardan biri soru sormaya başlayınca bütün heyecanım gitti. Yerçekimsiz ortamdan yerçekimli ortama bir can simidi atmalarını isteyince bir şeylerin ters gittiğini fark ediverdim. Küre yine sapıtmış ve tarihsel çelişkilerinin en büyüklerinden birini yaşayıvermişti. Nedense bu tarihsel çelişkiler de böyle anları seçip gözümüze meyve sineği gibi saldırıyor. ‘biri gider uzaya diğeri müebbet komada’ çaktırmadan gerçekleşiverdi. Flash Gordonlar kürenin en kaliteli havasını solurken bir köşede birinin nefesini kesiverdi bir zorba.

Ejderha başarıyla alçak yörüngeye yerleştikten sonra Windsor Kalesinde mahzun kalmış covidzede kraliçenin de seyrettiği beyaz anglosakson protestan terziyi tebrik töreninde yeniyetme şişko dünyanın muhtarı buyurdu. Yeni nesil uzay neferleri görevde. Artık evde savaş, kürede savaş, uzaydan savaş yetmez uzayda savaş. Yıldız savaşları filminden bir sahneyi seyrederken nefesim kesildi.

Kraliçenin mönüsüne isteyen herkesin ulaşabildiği -benim pek aram yok yemekle ben almayım- Flash Gordon’ların soluduğu kalitede havanın her yerde solunabildiği- dikkat-saf oksijen yakar- zorbalıkla insanların nefeslerinin kesilmediği, bilimin etik sanatın butik olduğu politikanın bitik olmadığı bulutsuz bir gökyüzüne sahip bir küre hayal etmeye devam ediyoruz.

Duvarlarınız boş kalmasın. Bu arada sokaklarımız caddelerimiz köy yollarımız ve köy meydanlarımız da etik bilim ve butik sanat ile tanışsın çocuklarımıza zorbalığın uğramadığı bir küre bırakalım. Nefes almak her ölümlünün hakkı zorbalık yapıp bir zahmet esirgenmesin sekiz milyarın saf oksijen kıvamındaki kalabalıklarından.

Bülent Bakan

5 Yorum

  1. Nefes ile ilgili yazını (😊 tabii sadece bununla ilgili değil ) yine nefessiz okudum. Kalemine sağlık güzel kalpli kardeşim.

  2. Nefes alınamayan bu ortamda bir nefes oldu. Sağol Hocam.
    I can’t breathe.

  3. Her zamanki gibi sıradışı bir yazı. Elinize , aklınıza sağlık.

  4. COVID’in yarattığı nefes darlığı yetmiyormuş gibi zorbaların insanların nefes alma özgürlüğünü elinden aldığı şu günlere uygun bir yazı olmuş. Kalemine sağlık kardeşim. Selam ve sevgiler…

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı