Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Sevdim seni – Bülent Bakan yazdı…

Günlerden çıkmaz sokaklı, Covid 19’lu günlerinden birinde gözlem yapmanın ne kadar önemli olduğunu ama gözlem yapmanın sadece bize özgü olmadığını anlar gibi oldum. İrili ufaklı tüm canlılar gözlem yapıyor olabilir. Makro ve mikro evrenin hâkimi Flash Gordon olmadığımıza göre bu konuda daha fazla gözlem yapmaya ve beyin kıvrımlarını kıpırdaştırmaya karar verdim.

Trimates, bir ağır metal müzik grubunun adı olabilirdi, Jane Goodall, Dian Fossey ve Birutė Galdikas üçlüsünden oluşan ve Louis Leakey tarafından seçilen ve doğanın henüz balta girmemiş köşelerine gönderilip az yada çok uzun süre gözlem yapan üç bilim hanımından oluşan bir grubun adı. O kadar uzaklara gitmeden hane halkından biri olan güzel yaratıklar veya böcekler üzerinde gözlem yaptığınızda da benzer sonuçlara ulaşıyorsunuz. Her birinin bir karakteri olma olasılığı çok da gerçekdışı değil. Aynı genetik havuza giren canlılar olduğumuza göre bunda şaşılacak bir şey yok. Genetik seviyede verilen kararların ortak noktasının hayatta kalmak olduğunu biliyoruz. Acaba bu gözlemleri mikro seviyeye taşıdığımızda benzer bir sonuç ile karşılaşabilir miyiz? Acaba şu an gezegeni işgal kuvvetleri ile hallaç pamuğu gibi atan minik yaratıklar da benzer bir karaktere mi sahip? “Hayatta kalmak.”

Dinozorlar ile aynı gezegeni paylaşamadığımızı biliyoruz. Onlar gitti, biz geldik. Bu minik ayrıntı üzerine kurulmuş Jurassic Park serisini kaç kez seyrettiğimi saymadım. Üstelik dinozorların sonu ile ilgili benzer bir tezi daha çok dikkate almak gerekebilir. Dinozorların sonunu bizim yalıçapkını virüsün büyük dedesi getirmiş olabilir mi? Tüm kıtalar arasında geçiş olduğundan dinozorlar gönül rahatlığıyla o kıtadan bu kıtaya göç edebiliyorlardı. Göç etmek için tacirlere beşer-bin dolar verip yarı-yolda patlayan şişme botlara binmediklerinden ve can yeleği taşımadıklarından bir anda nesillerinin tükenme ihtimali üzerinde biraz daha düşünmek lazım. Göktaşının etkisi fazlaca abartılıyor gibi bir soru işareti de var. Dinozorların neslini de bizim ayran gönüllünün büyük büyük babası getirmiş olabilir. O yere göğe sığmaz yağ fıçısı kas azmanı özgüven abidelerinin sonunun nasıl geldiği hiç bu kadar önemli olmamıştı bence.

Resim yaparken bile ne zaman köşeye sıkışsam matematik imdadıma yetişiyor. Sorun varsa çözüm için başrolde mutlaka Oscar ödüllü aktör Matematik de vardır. Ancak matematiğin sadece bize özgü bir yetenek olduğu gibi yanlış bir algımız var. Kaynağı belli, insanı her şeyin merkezine ve mükemmel bir seri üretim sonucu gibi koyan ve bir seri teatral gösterinin merkezinde olduğu hissini yaratan pas tutmuş düşünce, matematik biliyor olabilecek gerçek bir tehditle karşılaşınca kuyruğunu kıstırıp ellerini yıkamaya gidebiliyor. O ellerin bilim, matematik ve sanat haricinde hiçbir işe yaramadığı da ortaya çıkmış oldu.

Gözlemi sadece biz yapmadığımıza ve matematik sadece bizim emrimize verilmiş bir hazır kıta olmadığına göre yontma taş devrine dönüp ilk mızrak ucunu bulan Edison’un büyük büyük dedesini ve belki de annesini göreve çağırmamız gerekebilir.

İlk günden itibaren insanların bir araya toplanmasının nedeni doğum sürecinin ve sonrasının uzun sayılabilecek bir süreye yayılması idi. Bugün ise hayatta kalmak için sosyal mesafe giderek bir türü yalnız kurt seviyesine getirmek üzere. Yaşam biçimi ve görüşü sosyalleşmek olan türün bu özelliğini nakde çeviren Starbucks kürenin her yerinde kapalı. Aynı şekilde davranan cep telefonlardaki aplikasyonlar ise 7×24 görevde. Nakit fazlasıyla başköşeye kurulup Mars’ın tecavüzünde ilk sırayı alırlarsa şaşırmayalım.

Bu arada merakımıza yenilip yerçekimsiz ortamda bu yalıçapkını virüs ne yapıyor acep deyip ISS’e bir numune şişesi göndermeye kalkmasak iyi olacak. Uzayda başıboş dönüp duran bir istasyon hiç romantik değil. Hafta sonu çıkmaz sokak uygulamasında astronotların da uzay yürüyüşü yapmasını yasaklamak lazım. Biz de yukarıya doğru hapşırmasak iyi olur. Ne olacağı belli olmaz. Bu azgın yaratık uzayda hayatta kalabiliyor olabilir. Acaba?

Hayatta kalma kavramını da iyi anlamak lazım. Bazı mercan türleri trilyonlarca yumurtlayıp nispi olarak çok azının başarıya ulaşması ile hayatta kalıyor ve sualtındaki işgalini gerçekleştiriyor. Biz de bu sevimli fraktal, çok renkli, sanatçı türü yok etmek için otomobilimize binip, birkaç kilometre gidip alışveriş merkezinden bol-kepçe plastik dolusu, tek kullanımlık, birkaç gram, bol sentetik gıda ürünü alıp gırtlağımızı doyuruyoruz. Bu gözü dönmüş saldırgan da kalabalık görünüp, çok azının ama çok azının hayata kalıp, mutasyona uğrayıp, yeniden-yeniden saldırıp gezegenin hakimi Flash Gordon olmanın planlarını çoktan kurmuş olabilir. İşte bu noktada mücadelede kendi tecrübelerimizi devreye sokmak gerekebilir. Sun Tzu’nun ‘The Art of War’ kitabını hatırlatırım. Radyo skeçlerinde olduğu gibi ‘Arkası Yarın’ yani başka bir yazıda.

Kürenin her yerinde salına salına dolaşan cepleri ve offshore hesapları dolu karar vericiler ölçeklerinin kafaları olduğunu iddia etmeye devam ederlerse dinozorlar gibi gezegeni azgın bir yalıçapkınına devir teslime hazır olmak gerekecek. Seni sadece bu yüzden sevdim biraz yalıçapkını. Etik bilimin insanları ve butik sanatın gecesi gündüzüne karışmış sanat insanları sayesinde hayatta kalabilirsek takkeyi çıkarıp ortaya çıkan kelde kaç tane saç teli kaldığını saymak gerekecek. Türün devamı hiç bu kadar dinozorların sonu ihtimali ile karşı karşıya kalmamıştı.

Duvarlarınız sadece şimdilik boş kalabilir. Dakikalarca bakıp bol bol düşünün bu çıkmaz sokak karantina günlerinde. Sağlıklı kalın ama lütfen. Türün devamı biraz da size bağlı.

Bülent Bakan

Etiketler

Yorum yaz

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı