KÖŞE YAZILARIUlaş Karakaya

Bugün Nazım Hikmet’in Doğum Günü..

Kabadayılıkla mafya adamları arasında yüksek ve aşılmayacak bir duvar vardır. Kabadayı güçlü ve zalimin yanında değil karşısındadır. Mafya sırtını devlete dayar. Bu şekilde gücünü ve yaşamını devam ettirir. Haklı ve haksız durumuna bakmaz. Her zaman güçlünün yanında yer alır. Kabadayı devletin sistemine karşıdır. Adaletini kendisi sağlar. Mahallede ki insanların hamisidir. Mafya devletin sistemine entegredir. Ondan bağımsız hareket edemez. İş yaptığı sermayaderların koruyucusu ve kollayıcısıdır. Kabadayı modern çağın eşkiyasıdır. Kabadayılar fakir fukaranın yanındadır. Mafyalar ise burjuvalar ile ortak hareket ederler. Kabadayı bir nevi Robin Hood‘dur. Mafya ise Nothingham Şerifidir.

Kabadayılar ile aynı mahallede yaşarsın. Mafyalar ile aynı mahallede yaşayamazsın. Kabadayılar racona uyar. Mafya düzeninde racon yoktur. Devlet ile iyi geçinmek her zaman çıkar yoldur.

Bugün Nazım Hikmet‘in doğum günü ve gündem Aydın-Mafya çekişmesiyle meşgulken bir kabadayı ile Nazım’ın hikayesini paylaşmak istedim.

Adı Abdullah Palaz’dı. 69 Yıllık ömrünün 46 senesini cezaevlerinde geçirdi. 38 ayrı cezaevinde sayısız vukuata karıştı. Yediyüz küsür sene ceza aldı. Cezaevinden çıktığında geride haksızlığa karşı dik durmanın ve ezilenden yana tavır koymanın ağırlığı vardı.O adaletin olmadığı yerde silahına başvuruyordu. Şöyle diyecekti Dr.Turhan Temuçin’in hayatını anlattığı Azrailin Öbür Adı Abdullah Palaz’ın Gerçek Hikayesi isimli kitapta:

”Balta en güçlü silahtır. Amanı yoktur, bağışlaması yoktur”

Konya cezaevine gelişiyle eski mahkumların keyfi kaçacak ve idare ile iş birliği yaparak Abdullah Palaz ve arkadaşlarını sindirmeye çalışacaklardır. Ancak Palaz’ın sinmek gibi niyeti hayatı boyunca olmamıştır. Dik kafadır. Kumar oynatılmasını ve fakir fukaranın ezilmesini istememektedir. Yakınlık kurduğu gardiyanlardan temin ettiği sürmene bıçakları ve Antepli altı hemşehrisi ile beraber hasımlarının odasına dalacak ve verdiği baskın neticesinde 15 mahkumun hepsini yaralayacaklardır.

Artık sürgün zamanıdır. Afyon cezaevine sürgüne gönderilen 7 Antepli ve Palaz’dan yana tavır koyan 5 Konyalı mahkumu Afyon’da yine aynı karşı konulamaz kader beklemektedir.

Ama bu kez 59 yaralının yanında bir de ölü vardır.
12 arkadaş zincirlenerek hücreye konur. Arkadaşlarına dönen Abdullah ‘Bize neden hiç bir şey olmadı biliyor musunuz?’

‘Biz de haklılığın verdiği güç var.Birde ölüm korkusu yok biz de çünkü ölüm korkuyla ortak çalışır.’

Yeni rotaları Bursa cezaeviydi. Donlarına kadar soydular sürgünleri.

Hani Adile Naşit Kibar Feyzo filminde falaka yedikten sonra diyor ya o sopa bir gün bizim elimize de geçer. O hesap şöyle yanıt verir:

Gardiyana döner; ‘Bir gün senide soyarlar’

Soyunma nedenlerinin banyo olmadığını bilmektedirler. Hapishanenin bok çukuruna atılırlar. Abdullah 1.90 boyunun avantajı ile pisliğin ağzına girmesinden kurtulmuştur. Ama kısa boylu arkadaşları için durum hiç iç açıcı değildir. Öğürtüler içinde hepsi birden direnmeye çalışırlar. Sekiz saat sekiz asır gibi gelecektir her birine.

Dışarı çıkarıldıklarında ayazda her birisi soğuk su ile yıkanır. İçlerinden üç tanesinin ise ayakta duracak bile mecali artık yoktur.

Abdullah Palaz dayanamaz bağırır…

‘İnsanoğluna bu eziyet yapılır mı? Seni kim alet etti bunlara?’

Başgardiyan mağrur bir şekilde yanıtlar:

‘Ben kimseden emir almam, ben yaptım.’

”Unutma başefendi bunun hesabı sorulur.Kuş olup uçsan, bulut olup göçsen, duman olup kaybolsan, bunun hesabı sorulur ki nasıl sorulur”

Başefendiden ses çıkmaz.

On iki mahkum volta atan mahkumların görebileceği bomboş bir odaya konulup teşhir edilir. Volta atanların hiçbirisi geçmiş olsun demez on iki mahkuma…

Pislik ve soğuk su yüzünden hepsi zor durumdadır…
Konyalı Cafer ‘ben ölüyorum’ der. ‘Benim acımı koma bunların yanına Abdullah.’ Cafer’i diğer 10 mahkum takip eder.

Abdullah intikamımızı al…

Abdullah demir parmaklıkların ardına doğru arkadaşları için var gücüyle bağırır.

”Bir maşraba su verin bari Allahsızlar”

Hiç kimse oralı olmadı. Sadece bir adam dışında. Asker bozması paltosuyla yürüdü. Demir parmakların önüne geldi. Yerde yatanların durumuna baktı ve üzüldü. Sonra koşarak gitti. Geldiğinde elinde bir maşraba su ve bardak vardı. Bardağa su koyup içeri uzattı. Abdullah, bok yutan arkadaşlarının ağızlarını temizledi. Sırayla su içtiler…

‘Sağol abim’ dedi. Abdullah çakmak çakmak gözlerine bakarak adamın. ‘Allah razı olsun’ dedi… Adam hiç bir şey söylemedi. Sigara paketinden üç tanesini kendine ayırdı. Paketi içeriye uzattı. Sigara Abdullah Palaz’ın dediğine göre o kadar olaydan sonra cennet gibi gelmişti ..

Giderken içeriye baktı tüm mahkumlara dönerek.. ‘Geçmiş olsun ağalar gene görüşeceğiz…’

Kimdi neciydi bu adam. Kimsenin yüzlerine bakmadığı sırada karanlıktan çıkıp gelmişti. Koğuşuna dönen bir mahkuma sordu kimdir bu adam?

Mahkum giden adamın arkasından korkan gözler ile baktı.

‘O mu şairdir, yazardır, ayrıca vatan hainidir…’

Abdullah mosmor olmuştu. Titriyordu.

Adı ne ?

Koşar adımlarla kaçan ve çok büyük bir sırrı söylemekten imtina eden adamların güvensizliği ile söyledi adını…

‘Nazım Hikmet, Komünist Nazım Hikmet…’

Şöyle yazıyordu bir şiirinde Nazım:

fakat kederli değilim.
yalnız bize mahsus bir imtiyazdır :
kış günleri hapisanede,
sade hapisanede değil,
bu kocaman
bu ısınası
bu ısınacak dünyada
üşüyüp
kederli olmamak…

‘Ulan pust!Hiç birinizin kıçı sıkmadı bize bir yudum su vermeye, o verdi de onun için mi vatan haini oldu…’

Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın…

Cezaevi müdürü Abdullah’ı odasına çağırdı. Burada olay istemiyorum diyecekti. Abdullah’ın tek bir şartı vardı.

”O adamı bizim koğuşa vereceksin”
Hangi adamı diyecek oldu. Keşke sormasaydı suratı kıpkırmızı oldu cezaevi müdürünün.

Nazım Hikmet’i deyip kestirip attı.

Çaresiz kabul etmek zorunda kaldı…Olay istemiyordu çünkü…

Nazım koğuşa geldi. Abdulah eline eğildi. Nazım elini çekti ve yanaklarından öptü.

Abdullah ‘suçun ney abi’ diye sordu…

Nazım ‘insanları sevmek, memleketini sevmek, haksızlık karşısında durmak, şiirlerim en büyük suçum’ dedi.

Abdullah ‘Bizde biz yazmasını bilmeyiz ama, biz de insanları severiz, insanlara kötülük gelmesin diye işler yaptık. Haksızlığa tahammül etmeyiz, haksızlığa uğrayanın yanında oluruz. Bizim de bu suçlardan suçlanmamız gerekmez mi ?’

-Size bunlardan bir şey demezler. Bana derler..

‘Neden’ diye sordu Abdullah …

-Çünkü bana komünist diyorlar.

Komünist ne diye sorularına devam ediyordu…

-İşte sana anlattığım haksızlık karşısında durmak komünistlik oluyor…

Abdullah Palaz gülümsedi.

”O zaman deme bende komünistmişim haberim yokmuş”

Nazım yeni koğuşunda mahkumlara okuma yazma da öğretecektir. Antepli Abdullah, Nazım’ın şu şiirinde kendi babasını bulacaktır. Adeta babamı anlatıyor diyecektir…Şiir şöyledir…

Antepliler silahşor olur/
Uçan turnayı gözünden vurur/
Kaçan tavşanı ard ayağından vururlar/
Ve Arap kısrağının üstünde /
Taze yeşil selvi gibi ince dururlar…’

Abdullah Palaz 1991 yılında cezaevinden çıktıktan sekiz ay sonra hayatını kaybeder.

Hayatını yazan Dr.Turhan Temuçin kendisine neden tabancanın ağzına mermi taşıyorsun tehlikeli değil mi diye sorunca şu efsane yanıtı verir:

Tehlikeli olan gecikmektir…

Bugün Nazım Hikmet’in doğum günü. Doğum günün kutlu olsun büyük usta…

Haykırdı avaz avaz
Ömrünün ilk düşüncesini .
İbret al, deli gönlüm,
Demir sandıkta saklansan bulur seni,
Ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm…

Antepliler silahşör olur…

Ulaş Karakaya

Kaynaklar:
*Nazım Hikmet Kurtuluş Savaşı Destanı
*Dr.Turhan Temuçin ‘Azrailin Diğer Adı Abdullah Palaz’
*Milliyet Gazetesi Arşiv
*Son Kabadayılar Hakan Türk..

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı