SÖYLEŞİ

Onur Duru: ‘Sis Makinesinin Seyirciyi Öksürttüğüne İnanan Rejisörlerimiz Var’

Tiyatro dünyasının deneyimli isimlerinden Onur Duru ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, sanatçının kariyerine dair ilham verici detayları ve tiyatro sanatının toplum üzerindeki etkisi gibi önemli konuları ele aldık.

Onur Duru‘nun tiyatro macerası, amatör tiyatrolardan başlayarak Ankara Sanat Tiyatrosu‘nda edindiği deneyimlerle zenginleşmiş ve kendi tiyatrosunu kurma süreci ile perçinleşti. AST‘ten ayrıldıktan sonra İstanbul’a geçiş sürecinde yaşadığı deneyimler ve Proje No2 Tiyatrosu‘nun kuruluş aşaması da röportajımızın önemli konularından biriydi. Ayrıca, tiyatro dünyasında karşılaşılan zorluklar ve bunların üstesinden gelme stratejileri, tiyatro sanatının toplum üzerindeki etkisi, yönetmenlik ve oyunculuk arasındaki denge, gelecek projeler ve genç yeteneklerin desteklenmesi gibi konular da detaylı bir şekilde ele alındı. Onur Duru’nun tecrübeleri ve bakış açıları, tiyatro sanatının önemine dikkat çekerken, sanatçıların karşılaştığı zorluklara direnme ve örgütlenme çağrısı da röportajın önemli bir mesajını oluşturuyor.

Onur Duru: 'Sis Makinesinin Seyirciyi Öksürttüğüne İnanan Rejisörlerimiz Var'

 

Oğuz Kemal Özkan / KitaptanSanattan.com

  • Tiyatro kariyeriniz nasıl başladı? Sizi tiyatro sanatına çeken şey ne idi ve bugüne kadar size en büyük katkıyı sağlayan deneyim hangisi oldu?

Ben aslında amatör tiyatro sayesinde meslekle tanıştım. O zamanlar üniversite öğrencisiydim. Sonra Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sınavlarına girdim. Kazandığıma ben bile inanamadım aslında. Çok heyecanlıydım, çünkü Rutkay Aziz, Erol Demiröz, Altan Erkekli, Altan Gördüm gibi hocalarımız vardı. Ayrıca bir tiyatronun mutfağında yer alma şansım olacaktı. Eğitimin yanı sıra dekor da yaptım, tuvalet de temizledim, seyirci de ağırladım. O genç yaşınızda haftanın yedi günü tiyatroda olmak, bazen ekiple beraber turneye gitmek, kurumsal bir tiyatro idaresinin nasıl yapıldığına şahit olmak, repertuvarın oluşturulmasında fikir sahibi olmak hem çok şey öğretiyor hem de kendinizi oraya ait hissediyorsunuz. Öyle de oldu. 10 yıl boyunca oyunculuk, yazarlık, yardımcı yönetmenlik ve daha birçok şey yapmamı sağladı. Hatta kendimi oraya çok ait hissetmiş olmalıyım ki, şimdi Tiyatro Mitos’un Sanat Yönetmeni olan sevgili dostum Şenol Önder’le beraber  AST hakkında bir belgesel ve kitap yaptım. Benim baba ocağım, bugüne gelmemi sağlayan en önemli yer Ankara Sanat Tiyatrosu’dur elbette.

  • Proje No2 Tiyatrosu’nun kuruluş süreci ve amacı hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

AST’tan ayrılıp artık İstanbul’a gelmeye karar verdiğimde tabii çokça sürünerek ve bambaşka deneyimler yaşayarak bir beş yıl geçirdim. Önce Dilek Türker ile sevgili dostum Ebru Saçar sayesinde tanıştıktan sonra Tiyatro Ayna’nın tiyatro müdürü olarak çalıştım. Dilek Hanım ile birlikte hiç bilmediğim bir alanı hem öğrenmeye başladım hem de yeni bir okul oldu benim için kendisi. Tabi o süreçte, İstanbul Devlet Tiyatrosu ve başka özel tiyatrolarda da çeşitli görevler aldım. Ama nihayet Can Ali Çalışandemir ile yıllardır niyet edip de başlayamadığımız kendi oyunumuzu yapma kararını verdik. Tabii bir yapımcımız ya da yapımcı olabilecek kadar bilgimiz yoktu. ‘Hizmetçiler’ oyununa çalıştık, “nasıl olsa evini bulacaktır” diyerek. Buldu da… Sevgili Selen Uçer ve Eyüp Emre Uçaray provaları izlediler ve İkinci Kat Tiyatro adı altında ortak bir yapıma dönüştü. İşte o günlerde ortaya çıkan bir kelimeydi “Proje No2”. Çünkü artık Can Ali ile birlikte, şimdiye kadar hep başka tiyatrolarda çalıştık. Hep başkalarının projeleri bir numara oluyordu bizim için. Biz de kendi projelerimizi gerçekleştirmek için “Tiyatro Proje No2”yi kurmaya karar verdik. ‘Hizmetçiler’ oyunu sürecinde ise tiyatromuzun alt yapısını oluşturmak için çabaladık. Bir sene sonra sahnelediğimiz ‘Bernarda’ ise ilk oyunumuz oldu.

‘Çözüm yöntemi olarak örgütlülüğe inanıyorum’

Onur Duru: 'Sis Makinesinin Seyirciyi Öksürttüğüne İnanan Rejisörlerimiz Var'

  • Tiyatro dünyasında karşılaştığınız zorluklar nelerdir ve bu zorlukları aşma stratejileriniz nelerdir?

Bu konuda üç gün boyunca konuşabilirim. Ama kısaca özetlemeye çalışayım. Öncelikle problemleri ikiye bölebiliriz. Birincisi; tiyatrocuların kendi içlerindeki anlaşmazlıklar. Bu biraz kişisel gelişimle alakalı bir sorun. İkincisi ise; devlet ve organlarının sanatsız insanlar tarafından idare ediliyor olması. Dolayısıyla yapılan kanunlar, alınan kararlar, hatta inşa edilen tiyatro sahneleri bile uygunsuz ya da yetersiz. Çok yüksek vergiler ile tacir sıfatıyla değerlendirilmemiz, ısrarla bunun yanlış olduğunu anlamamak istemeleri de cabası. Düşünsenize trilyonlar karşılığında işlevsiz kültür merkezlerimiz, vergilerimiz karşılığında kültürsüz kültür müdürlerimiz, hevesimiz karşılığında ise ulaşılamayan makamlar, anında vergilendirilen az bir gelirimiz karşılığında ise ispatlama şansımız olmayan giderlerimiz var. Bütün bu başlıklar ve daha sayamadığım nice konunun çözüm yöntemi olarak örgütlülüğe inanıyorum. Başka türlü bir şansımız da yok. Bu nedenle ilk sorun olarak saydığım anlaşamayan tiyatrocuların bir araya gelip anlaşmanın bir yolunu bulmasını şiddetle tavsiye ederim. İyi örnekler de var Oyuncular Sendikası gibi, Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi gibi… Ben de hem Oyuncular Sendikası üyesiyim hem de İnisiyatif’in Yürütme Kurulunda görev alıyorum. Hemen örneklemek gerekirse yıllardır tiyatrocular “Tiyatro Yasası” talep ediyorlar mesela. İşte biz İnisiyatif olarak bu yasanın oluşması için, yakın zamanda kaybettiğimiz değerli Ragıp Ertuğrul öncülüğünde ilk adımı atabildik. Mesleki Yeterlilik Kurumu ile uzun bir süredir devam ettirdiğimiz çalışma sonucu tiyatronun bazı kavramları tanımlanmış oldu. Şimdi bunun ikinci seviyesi yapılacak. İkinci seviye de bittikten sonra yasa oluşturulabilecek. Yıllar öncesinde aynı çalışmayı Oyuncular Sendikası “Oyuncu” kavramı için yapmıştı.

  • Sizce tiyatro sanatının toplum üzerindeki etkisi nedir ve Proje No2 Tiyatrosu’nun bu etkiye katkısı nasıl oluyor?

Tiyatro çok katmanlı bir sanattır. Gerek içinde barındırdığı birçok sanat ve sanatçı, gerek sözü söyleme biçimi ile hemen hemen bütün sanatlardan yararlanarak yeni bir eser ortaya koyar. Nihai arayış sanatçıdan sanatçıya değişiklik gösterse bile bazen bir oyun şarkısı topluma mal olur, öyle bir etki yaratır ki, “1 Mayıs Marşı”na dönüşür ve kitleleri coşturur. Bazen bazı replikler oyunu hiç izlemeyenlerin, sonraki kuşakların bile diline pelesenk olur. Ama Rutkay Aziz’in cümlesi ile cevap vereyim; “Tiyatro ile devrim yapamayız, ama bir kişinin kalbinde bir ışık yakarsak tiyatro amacına ulaşır.” Proje No2 olarak şimdiye kadar üç oyunumuzda da toplumcu gerçekçi bir tutumla ilerledik. Oyun sonralarında seyirciyle sohbet de ediyoruz. Oradan yola çıkarak diyebilirim ki, söylemek istediğimiz birçok şey seyircinin bilinçaltında yer ediniyor ve bir de bakıyoruz ki aynı meseleyi tartışmaya başlamışız. Bu tam da istediğimiz durum. Proje No2’nin topluma etkisini henüz bilemiyorum ama şimdiden birilerinin kalbinde ışık yakmayı başarabildik sanırım.

  • Yönetmenlik ve oyunculuk arasındaki dengeyi nasıl koruyorsunuz? Hangisini size daha yakın hissettiriyor?

Yönetmenlik ve yöneticilik son yıllardaki tiyatro gerçeğim oldu. İnanın zor, ama istediğim şey. Türkiye’deki sanat hayatına eserler üretirken fikirlerimin seyircide ve güvendiğim çevredeki karşılığını görmek beni çok mutlu ediyor. Ama bu sırada hiçbir şeye vaktim kalmıyor. Bir süredir oyunculuk yapamaz oldum. Her gün tiyatro ile yaşıyorum ama oynayamıyorum. Kendi tiyatromuzda henüz sahneye oyuncu olarak çıkabilmiş değilim. Yani yönetmenlik ve oyunculuk arasındaki dengeyi pek de koruyabildiğim söylenemez.

  • Gelecek projelerinizden bahseder misiniz? Proje No2 Tiyatrosu’nun gelecek planları nelerdir?

Yakında yeni bir oyun için çalışmalarımız başlayacak. Şimdi kastı oluşturmaya çalıştığımız bir dönemdeyiz. Bu kez iki kişilik bir kara komedi. İlginç bir konusu var. Adaleti ve gerçeği tartışıyor. Şimdilik bu kadar bilgi verebilirim sanırım.

‘İyi aktör kendini belli eder’

Onur Duru: 'Sis Makinesinin Seyirciyi Öksürttüğüne İnanan Rejisörlerimiz Var'

  • Tiyatroda yeni yeteneklerin keşfi ve desteklenmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Bu konuda ne gibi girişimleriniz var?

Keşif deyince kendimi gazinocular kralı gibi hissettim. Bilemiyorum keşif mi değil mi? Çünkü iyi aktör kendini çok belli eder. Ben de iyi aktörlerle çalışmaya devam etmek istiyorum. Bunlar bazen gencecik insanlardan karşınıza çıkar. Henüz tiyatromuzda gençlerle sahne çalışmaya fırsat bulamadım. İlerde bir sahnemiz olursa ücretsiz tiyatro kursları oluşturmayı hedefliyorum. Belki o zaman çok daha net cevap verebilirim bu soruya. Ama konservatuvar öğrencileri ile gelip gidiyor oyunlarımıza. Sahne hazırlığına yardım ediyorlar, gözlemliyorlar, sohbet ediyoruz. Ben onlardan çok şey öğreniyorum. Ayrıca web sayfamıza girdiğinizde göreceğiniz ilk şey, oyunlarımızın konservatuvar öğrencilerine ücretsiz olduğudur. Ama tabii bütün bunlar benim bireysel davranışlarım. Asıl mesele devlet çapında bir şeylerin olması. Mesela, konservatuvar öğrencileri mezun olunca çoğunlukla işsiz kalıyorlar. Mesleği bırakanlar bile var. Halbuki gelecek kaygısı yaşamamızı önleyen bir tiyatro yasası, özel tiyatroların vergilerden arındırılması, desteklerin insani düzeye çekilmesi, bağımsız tiyatrolarda istihdam çapını genişletecektir. Kamu tiyatroları da var zaten. Dolayısıyla yeni mezun arkadaşlarımız, mesleklerinde başarılarını ispatladıkları sürece işsiz kalmayacaklardır.

  • Tiyatroda teknolojinin rolü hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleneksel tiyatro ile teknolojinin entegrasyonu hakkında düşünceleriniz nelerdir?

Artık klasik tiyatro algısının çok ötesinde bir dünyada yaşıyoruz. Tiyatro dışında da her geçen gün teknoloji hayatımıza yenilikler katıyor. Tiyatronun teknolojiden yoksun kalması son derece anlamsız. Estetik araçlarımızı teknoloji sayesinde kuvvetlendirebiliriz. Dünyada bu çok uzun zamandır yapılıyor zaten. Ben ülkemizdeki bu sorunu anlamakta güçlük çekiyorum. Hala sis makinesinin seyirciyi öksürttüğüne inanan rejisörlerimiz var. Ama kim ne derse desin önlenemez bir biçimde teknoloji sahnedeki yerini alıyor. Çok pahalı tabii. İstediklerimizi yapma şansımız her zaman olmuyor. Bu aynı zamanda Türk Tiyatrosunun estetik anlamda dünyanın gerisinde kalmasına yol açıyor. Yine devlete ve destek kabiliyetine dayandı konu. Ben aynı zamanda bir tasarımcıyım. Video Mapping tasarım yapıyorum. Kendi geliştirdiğim bir tekniğim var. Teknisyen yetiştiriyorum aynı zamanda. Devlet Tiyatroları’ndan ve bağımsız tiyatrolardan tasarım teklifi alıyorum. Ama ne yazık ki o kadar sıkıntı yaşıyorum ki, dekor tasarımı ile video tasarımının aynı şey olmadığını, ışık ile paslaşarak uygulanması gerektiğini anlatmaktan dilimde tüy bitti. Böyle olunca iş yapmak bile gelmiyor insanın içinden. O kadar bilinmiyor ki maalesef; geçenlerde tasarım yaptığım bir oyun için son derece güzel bir eleştiri yazısı yazılmış. Çok mutlu oldum, ama bir de baktım ki eleştirmen, video tasarımını “dekor tasarımı” ile karıştırıyor, dekor tasarımının bir parçası olduğunu sanıyor. Bunu da önemsemiyorum, ama tiyatro yönetmenleri ya da yöneticileri tarafından bile “görüntü yönetmeni” sanılmak ve hatta afişte bile bu tasarıma yer verilmemesi ilginç geliyor. Kısacası, teknolojinin tiyatrodaki rolünü tartışacak bir şey yok. O zaten hayatımızın tam ortasında. Biz önce sanatçılarımızın teknolojiyle tanışmasını ya da barışmasını dileyelim.

‘Her vazgeçiş daha büyük bir zorluğun davetiyesi’

  • Son olarak, ülkemizde sanatçıların çektiği zorluklara karşı direnmeleri adına sizden öneriler ve belki de pes etmemeleri adına tavsiyelerinizi istiyoruz.

Bir törende yaptığım konuşmanın özü de buydu; “direnmek”. Hayatta her şey için direnmeli. Başka türlü hiçbir şey olmuyor. Her vazgeçiş daha büyük bir zorluğun davetiyesi. Meslektaşlarımdan özellikle yeni başlayanlara söylemek zorundayım ki, çok zor bir meslek icra ediyoruz. Neden? Daha önce de söylediğim gibi, henüz bir tiyatro yasamız yok. Dolayısıyla haklarımızın, ihtiyaçlarımızın, karşılığını göremiyoruz ya da çok ileri bir tarihte ulaşabiliyoruz bazı şeylere. Direnin diyorum ya, direnmek ilk önce kendi hayatlarımızda başlıyor ama orada tıkanır. Örgütlü olmak lazım. Sendikaya ve tiyatro kooperatiflerine üye olmak gibi, tiyatro platformlarına katılmak gibi, Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi ile iletişimde olmak gibi… Bir gün mesleğimizi çok daha iyi yapacak şartlara ulaşırsak saydıklarım gibi örgütlenmelerin varlığı sayesinde olacak ya da bireyselliğimiz içinde kaybolup gideceğiz.

Onur Duru: 'Sis Makinesinin Seyirciyi Öksürttüğüne İnanan Rejisörlerimiz Var'

Motivasyonunuzu Artırmaya Yardımcı 5 Harika İpucu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu