KÖŞE YAZILARI

POST-MODERN UYGULAMALARIN MUHAFAZAKAR HALLERİ – Saadet Toksöz

Sosyo-kültürel değişimin ve ekonomik rekabet koşullarında aynı zamanda bireysel özgürlükler adı altında popüler kültürün insanları iki ayaklı hayvanlar haline dönüştürdüğü tezinin doğruluğu ekseninde konuyu irdeleyecek olursak…

Modernizmin kendi içinde varılan sınırların sonrası, o sınırlardan itibaren geriye dönük bir kökten sorunsallaştırma girişimi ve yeniden değerlendirme çabası olarak belirtilen duruma postmodernizm deniyor. (AKP’nin sistemi ve toplumu değiştirme uygulamaları)

Postmodernizm, belirli bir durum içinde ve olumlu ya da olumsuz anlamda modernizmden farklılaşan, tüm siyasal ve maddi/toplumsal değişimleri, öte yandan düşünsel ve kuramsal ürünleri ve kültürel pratikleri kapsayan bir formülasyondur.

Modernizm ve postmodernizm arasındaki farkı incelediğimiz zaman, toplumsal eğilimleri belirleyici özelliği sebebiyle, bugün topluma empoze edilmek istenilen postmodern normların hangi amaca hizmet ettiğini anlayabilmemiz açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Modernizm, aydınlanma ilkelerini temel alan toplumsal projenin adıdır. Aydınlanma ise, inanca karşı bilgiyi, teolojiye karşı bilimi ön plana alan bir düşünce sistemidir. İlerlemeye inanır. Akıl ve bilimi ilerlemenin aracı olarak görür.

Postmodernizmde ise, önemli olan daha doğru bilginin araştırılması değil, doğruluk kategorisinin işleyiş mekanizmalarının deşifre edilmesi ve bu bağlamda yeni doğrularının oluşturulmasıdır. Genel ahlaksal anlayışlar ve ilkeler postmodernizm içerisinde geçerliliğini yitirmiştir. Ahlaksal normların kaynağı yaşanan koşullar, çağın gerekliliğidir. Postmodern etik, modernizmin evrensel ve sabit ahlak ilkelerinin geçersizliğini göstererek, genel ahlak ilkelerini görelileştirir.

Günümüzde yaşanan en önemli sorunların başında, mevcut rejimin ve toplum tarafından kabul görmüş ahlaki doğruların sorgulanması ve bu doğruların sorunsallaştırılmasıdır. Toplumsal ve siyasal söylemler ve uygulamalar bireysel özgürlükler ya da demokrasi adı altında toplumsal ve siyasi eğilimleri yönlendirmekte ve bireyleri arayış içine sokmaktadır. Kapitalizmin bir sonucu olarak sadece tüketici haline dönüştürülen insan, sistem yöneticilerinin empoze ettiği bireysel özgürlükler adı altında doyumsuz hale getirilmiştir. Bireyler materyalist zihniyetin etkisiyle elde ettiklerinin sürekli bir üst modelini talep eder olmuştur. Bu durum ister istemez toplumsal yaşamı kaotik hale dönüştürmektedir.

İnsan ihtiyaçlarının ve özgürlüklerinin sınırsız hale getirilmesi, kişiyi hem psikolojik hem de ekonomik açıdan büyük bir yük altına sokmaktadır. Özellikle de sosyo-ekonomik gelişimini tamamlamamış toplumlarda postmodern anlayış, birkaç beden büyük gelmektedir. Modernizmi özümseyememiş Feodal bir topluma postmodern anlayış formatlamaya çalıştığınız zaman, modernizmin ötesi olarak algılanan şey, eşcinsellik, çok eşlilik, pedofili ya da ensest ilişkileri onaylamak şeklinde gelişiyor. İşin komik tarafı ülkemizde bunun muhafazakarlık adı altında yapılıyor olmasıdır.

Eğitim ve kültür düzeyi henüz modernizmi yakalayamamışken, bir üst seviyeden yaşam modellerinin empoze edilmesi toplumu bir arada tutan mevcut dokuyu bozduğu gibi aynı zamanda insan psikolojisine de ciddi hasarlar vermekte ve insanları mutsuz kılmaktadır.
“ Epiküros M.Ö. 4. Yüzyılda antik yunanda kurduğu okulda insanın acıdan kaçınması ve mutlu olabilmesi yolunda gerekli bir koşul olarak dostluğu önermekteydi. Maddi olarak bir kap yemek ve barınacak bir çatı altı maddi olarak yeterliydi. Ancak dostluk, insanın mutlu bir yaşantı geçirmesi için önemliydi.” Mutlu olabilme yolu bu kadar basitleştirilebilirken, kapitalizmin insanlığa dayattığı yaşam biçimleriyle iki ayaklı hayvanlara dönüştürüldüğümüz tezini desteklememek mümkün değil. Modernizm insanı ehlileştirme metotları geliştirirken, postmodernizm ilkel benliği ön plana çıkararak zihinsel ve ruhsal gelişimi engelliyor.

Modern zamanların rasyononalitesi insan mutluluğunun doyurulma biçimlerini oldukça değiştirmiştir. Liberal-demokratik toplumda hem vicdan hem de toplum, yasalara karşı gelinmemesi kaydıyla ahlaki düzenin hamisi olmaktan çıkmıştır. “Herkesin, herkesi sevemeyeceği”, “önceliğin şahsi çıkarlarda olması gerektiği, öncelikle kendini değil başkalarını düşünen insanın safça hareket ettiği” günümüzün popüler mottaları olmuştur.

Beşeri ilişkilerin rekabet ve üstünlük egoları üzerine şekillenmesi çok küçük yaşta başlıyor. Kardeşler arasında, okulda, mahallede, iş hayatında sosyal çevrede, hatta kadın erkek ilişkilerinde materyalist, egosantrik davranış biçimleri ilişkinin temelini oluşturduğu için, duygusal ya da vicdani değerlerin zayıflatıldığı toplumlarda ortaya çıkan kalabalıklar içinde bireysel yalnızlıklar maddesel tatminlerle ya da farklı cinsel arayışlarla doyurulmaya çalışılıyor. Bağlanma duygusunun insanın özgürlüğünü sınırladığı düşüncesiyle, duygusal formların bir alt kültür olarak benimsenmesi, aynı şekilde sorumluluk duygusunun da özgürlükleri sınırlayıcı özelliği bakımından yaşanan her türlü ilişkide birbirlerine karşı gelişebilecek sorumluluk duygusunu ortadan kaldırıcı formüller aranması postmodernizmin üst medeniyet öngörüsü içerisinde sunduğu bu yaşam modelleri güçlü ama mutsuz ve yalnız insanlar topluluğu meydana getirmektedir.

Günümüz insanının mutluluğu, yukarıda yaptığımız değerlendirmelere bakacak olursak büyük ölçüde maddi refaha dayandığı görülmektedir. Cinsel duyguların geçmişte olduğu gibi din ve töre yoluyla bastırılmadığı, ekonomik iradeyle veya farklı arayışlarla fantezilerin yaşanmasına açık kılındığı görülmektedir. Bu görünmeyen saldırganlığın “ince bir biçimde” arttığı anlamına gelir. Evet, “ince bir biçimde artmaktadır” zira kişisel menfaat ve tatminleri elde etmek uğruna “ruhu inciten tüketim savaşları” yaşanmaktadır. Vicdan postmodern zamanlarda Freud’un öngördüğü gibi kişinin cinsel ve saldırgan fantezilerini denetleyen ve yasaklayan bir yapı olmaktan çıkmış, kişinin diğer bireylere göre ekonomik statüsünü ölçen bir aygıt haline gelmiştir.

Siyasal ve ekonomik statüyü koruma amaçlı her türlü şiddetin, ahlaksızlığın, haksız kazancın toplumsal ve siyasal söylemlerle desteklenmesi toplumun dokusunu bozmaya yönelik postmodern uygulamaların muhafazakarlık adı altında monte edilmeye çalışılması, “Yeni Dünya Düzeni” denilen sisteme hizmet etme çabasıdır. ( Yeni Dünya Düzeni denilen sistem, tüm devletlerin ve toplumların tek elden yönetilmesi ilkesine dayanır.)

Politik paradigmalarla yeniden oluşturulmaya çalışılan toplumsal paradigmalarla, kişinin saldırganlık ve ahlaki değerlerini yöneten vicdan duygusuna yabancılaştırma çalışmalarındaki art niyeti muhafazakarlık kılıfıyla örterek, kişinin zihinsel ve duygusal yönetimini ele geçirme ve yönetme gayesi güdülüyor. Toplumun her kesimi aynı zeka ve bilgi düzeyinde olmadığı için gelen tepkilere göre, göreceli kavramlarla gerçekle yalanın ayırt edici özelliğini ortadan kaldırarak bu uygulamaları hayata geçirmeleri hiç zor olmuyor. (Algı yönetimi)

Özellikle bundan sonra yetişecek nesillerin sisteme hizmet eden iki ayaklı hayvanlar haline dönüştürülmesi insanlık açısından çok ciddi tehlike oluşturuyor. Bu anlayışla yetişecek ruh sağlığı bozuk nesillerin güçlü ve özgür toplumları oluşturabilmesi mümkün kılmadığı gibi en önemlisi mutlu olabilmelerini ve insanca yaşayabilme imkanını tamamen ortadan kaldırıyor. Ancak “Yeni Dünya Düzenine” başarıyla hizmet eden köleler olacağı kesin.

Buna “DUR” diyebilmek, toplumun başkaldırıcı anarşist ruhunu her daim canlı tutmakla mümkün olur.

saadet-toksoz

 

Saadet Toksöz

 

 

 

 

 

 

Ana Fotoğraf: Annika von Hausswolff, Back to Nature, 1993

tema-gonullusu

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı