KÖŞE YAZILARIMehmet Ulusoy

Postmodernizm Sona Mı Erdi? – Mehmet Ulusoy yazdı…

Postmodernizmi incelediğim ve tartıştığım 2000 sonrası yıllarda, konuyla ilgili biraz bir şeyler bilen çoğu aydın ve sanatçı, biraz da bilgiçlik taslama havasında “onun dönemi çoktan kapandı, Batı’da artık bu tartışılmıyor” diyerek entelektüel gösteri havası içindeydi. Diğer bazı sosyalistler de kafalarındaki Batı ile ilgili ideolojik-siyasal analiz kalıplarına pek uymadığı için, şablonlarla yetinen bir zihin tembelliği içinde araştırmanın zahmetinden kaçarak konuyu görmezden, duymazdan geldiler.

'Çürümenin Estetiği' çıktı! 2

2019’da yayımlanan “Çürümenin Estetiği-Yeni Ortaçağ’ın Kültürel Biçimi Postmodernizm ve Ulusal Kültür” kitabımdan bu yana postmodernizmin hâlâ önemini koruduğuna doğrudan veya dolaylı vurgu yapan çalışmalar yapıldı. Bugün şöyle bir göz gezdirdiğimizde, yayımlanan felsefe, kültür, sanat ağırlıklı kitapların, adına postmodern densin denmesin, çoğunun içeriğinin odağında postmodern düşünce ve ona ilişkin değini ve tartışmalar olduğunu görürüz.

Üstelik 20 yıllık AKP iktidarıyla birlikte bütün boyutları ve derinliğiyle ortaya çıkan kirlenme ve çürüme olayına baktığımızda bunun asıl kaynağının Batı’da olduğunu, onun da neoliberal-postmodern ideoloji ve kültür olduğunu görürüz. Özellikle medya ve sosyal medya üzerinden gerçekleşen bilime karşı güvensizlik; gerçekleri ve sorunları etraflıca araştırma, sorgulama ve derinleşme tutkusunun zayıflaması ve sığ, günübirlik bilgilerle yetinme; gerçeklikten kopuk içi boş söz ve imge oyunlarının hitabet ustalığında başat rol oynaması; doğru-yanlış, nitelikli-bayağı ayrımı yapaksızın laf yetiştirmenin, yani trollüğün, şarlatanlığın itibar görmesi; kısacası içeriğin ve niteliğin değil biçimin, gösterişin, bayağılığın (kitsche) baskın hale gelmesi postmoden düşünce ve kültürün tipik göstergeleridir.

Zihinsel kirlenme, kişilik bozulumu, her türlü toplumsal ve insani idealden kopartılmış gününü yaşamanın yüceltilmesi, kimliksizleşme, toplum dışılık, sorumsuz ve denetimiz bireycilik vb, kültürel çürüme ve kirlenme olayının hiç de gelip geçici olmayan ve yeni yeni keşfedilmeye başlayan Batılı, postmodern köklerini ortaya koyuyor.

Peki, bilir-bilmez ya da belli bir bilgiye dayansa da, postmodernizmin Batı kültüründe ve onun büyük etkisi altında olan Türkiye’de kültür ve sanat gelişmelerinin bütününü yansıtmaktan uzak bu “sona erdi” iddialarıyla ne anlatılmak isteniyor? Ya da bu iddialar gerçeğin ne kadarını yansıtıyor?

Anlayabildiğim kadarıyla çoğu zihin tembeli “aydın” ve sanatçımız, bütünlükten tamamen uzak, yarım ve yüzeysel bilgisiyle yorum yapıyor. Onların büyük yanılgısı ve cehaleti, bütüne değil parçaya, ormana değil ağaca bakarak kolaycı, yüzeysel fikirlerle yetinme hazırcılığı ve kopyacılığıdır. Oysa, 1960’lardan başlayarak söylersek, yapısalcılık, postyapısalcılık, enstelasyon, minimalizm, kavramsal sanat ve küratörlük, güncel sanat, çağdaş sanat vb, hepsi de, gerisinde aydınlanma, modernite, bilim ve akıl karşıtı derin bir felsefi-ideolojik gericiliğin yattığı postmodernizmin “yenilik” adı altında ortaya çıkan teknik, üslup ve tarzlarıdır. Bunlara, Oğuz Atay‘ın “Tutunamayanlar” romanıyla başlayan özellikle 1980’lerden 2000’lera altın çağını yaşayan postmodern romancılıkta uygulanan “metinlerarasılık”, “parodi”, “pastij” (yırtme yapıştırma, eklektizm), gerçek ve gerçekdışının içiçe geçtiği kurmaca vb üslup ve tekniklerini de ekleyelim.

Örneğin kapitalist yenilikçiliğin motoru olan modaların birbirini izlemese gibi, aynı emperyalist ideoloji ve kültürün ürettiği bu teknik ve üsluplar da biri batıp biri çıkar. Ve “yenilik” arayışına hep Batı’dan yanıt arayan bizim Tanzimat kafalı aydınımız da aynı düşünce ve kültürün içinden ülen ve eskiyen üslup ve tekniklere bakarak postmodernizm sona erdi sanıyor.

Edebiyattaki yukarıda saydığım üslup ve teknikler, gerek estetik gerekse edebiyat geleneğimizle öylesine kaba bir uyumsuzluk gösterdi ki, bir süre sonra, özellikle toplumsal gerçeklik ve ulusal kültürle doku uyuşmazlığı yaşadığı için en azından görünüşte, biçimde, ulusal devrimci geleneği inkar eden eski sivrilikler ve kabalıklar terkedilmeye başlandı. Ancak bunları üreten neoliberal-postmodern düşüce ve sanat anlayışı değişmediği için, postmodernizmin özü olan yüksek ideallerden uzak, estetik niteliği düşük, içeriksiz, anlamsız, toplumsallık karşıtı ve birey merkezli yapıtlar üretilmeye devam ediyor. İşte bu olguya, hâlâ Batıdan yenilik ve nitelikli sanat beklentisindeki sığ düşünceli, hazırcı, kopyacı aydın ve sanatçımız tav olabiliyor.

Son olarak, son yılların çok popüler bir Fransız kökenli Batılı aydının, Alain Touraine‘ın 2013’te yayımlanmış “Toplumların Sonu” adlı kitabından bir kesit aktaralım. Kitabının başlığından da anlaşılacağı üzere yazar postmodern kültür ve anlayışın hem tam ortasında hem de üreticisi olduğu halde ondan hoşlanmadığını ve eleştirdiğini söylüyor. Yazar bir yandan, “Hiçbir zaman açıkça tanımlanmamış, buna karşın ideolojik alana erimi hep sınırlı kalmış, buna karşın çok geniş ölçüde yayılmayı başarmış postmodernite fikri hiç çekmemiştir işte bu yüzden beni” diyor. Diğer yandan, “Bu noktada Lyotard’ın ifadesinden yola çıkmak uygun olur: Liberalizmin, milliyetçiliğin, sosyalizmin ve komünizmin çöküşü ‘büyük anlatıların sonu’na, yani tarihin aynı zamanda hem ekonomik, hem toplumsal, hem siyasal, hem de kültürel anlamda genel yorumlanışların sonuna inşa etti. Bu çözümlemeye katılıyorum” diyor.

Yani daha bundan 10 yıl önceleri açıkça itiraf etmese bile demek istiyordu ki yazar, içime sinmese de Batı kültürüne egemen olan postmodernist teori ve kavramlarla düşünmek zorundayım.

Mehmet Ulusoy

Bauhaus’tan Köy Enstitülerine Sanat ve Üretim Kültürü - Mehmet Ulusoy 4

Strese Karşı Sessizliğini Dinle Ve Ona Güven – Etingü Dönmez Durgun yazdı…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu