Araç çubuğuna atla
SÖYLEŞİ

“Sanat, insanca yaşayabilmek adına bu dünyadaki var olma çabamızın en etkili silahıdır.”

AHU AKKAN İLE SANATI VE SERGİSİ ÜZERİNE...

İstanbul’da ilk kişisel sergisini açan sanatçı ve öğretim elemanı Ahu Akkan ile Antonina Sanat Galerisi’nde buluştuk ve sergisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Eserlerinde varoluşu ve faniliği sorgulayan sanatçı, aynı zamanda sergisinin başlığını oluşturan “Memento Mori” kavramını anlattı. Yaşam ve sanat üzerine önemli mesajlar taşıyan bu söyleşiyi zevkle okuyacaksınız.

KitaptanSanattan.com / Oğuz Kemal Özkan

  • Kısaca Ahu Akkan’ı tanıyabilir miyiz?

1980 Ankara doğumluyum ancak büyüdüğüm şehir Uşak. Lise öğrenimimi İzmir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde tamamladım. 2003 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun oldum. Yüksek Lisans derecemi Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim Anasanat Dalı’ndan aldım ve aynı kurumda Sanatta Yeterlilik Programı’na devam ediyorum. 2009 yılından beri Uşak Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim elemanı olarak görev yapmaktayım ve Uşak’taki atölyemde çalışmalarımı sürdürüyorum.

“Fani olduğunu hatırla”

  • Antonina Sanat Galerisi’nde “Memento Mori” başlıklı İstanbul’daki ilk sergini açtın. Öncelikle İstanbul’da ilk kişisel sergini açmak nasıl bir duygu?  “Memento Mori” nedir? Bu sergini kısaca anlatır mısın?

Daha önce Kıbrıs’ta ve Ankara’da kişisel sergi açtım. Uzun zaman sonra ve uzunca süren çalışmaların ardından üçüncü kişisel sergimi İstanbul’da açabilmekten dolayı oldukça mutluyum. Ne kadar çok insana ulaşabilirsem o kadar iyi benim için. Pek çok karma sergide eserlerim İstanbul seyircisiyle buluştu ancak tamamen size ait bir enerjiyle izleyicinin karşısına çıkmak bambaşka bir duygu ve bu anlamda heyecanlıyım.

Sergimin ana teması olan memento mori, geniş kapsamlı bir kültürel olgudur. Latince uyarı deyişi memento mori, genellikle Türkçe olarak “fani olduğunu hatırla” veya daha doğrudan “öleceğini hatırla” şeklinde ifade edilir. Sanat alanında bu uyarı görüntülerin, metinlerin ve performansların dahil olduğu, izleyiciyi kişinin nihai ölümünün bilincine doğru yönlendiren, düşündüren eserler içinde veya eserler olarak verilir.

Kültür tarihinde memento mori, özellikle Orta Çağ halk kültüründe ve sanat tarihinde ise veba dönemine yakın Orta Çağ’daki öncülleriyle birlikte on altıncı ve on yedinci yüzyılların Hollanda vanitas resminde yaygın olarak görülür. Aslında neredeyse herkesin dünyadaki yaşamın sadece bir öbür dünyaya hazırlık olduğuna inandığı dini bir çağda popüler olmuştur. Ancak memento mori gerek sanatsal gerek kültürel bağlamda bu noktaların ötesine uzanır. Günümüz sanatçıları tarafından da farklı yönleriyle çok çeşitli tarzlarda işlenmeye devam eden bir konudur.

Ben memento mori kavramına en geniş anlamda insan yaşamını dönüştürücü güce sahip bir deneyim olarak yaklaşıyorum ve bu deneyimin en derinlikli biçimde sanat aracılığıyla edinilebileceğini düşünüyorum. Memento mori deneyiminin “carpe diem, günü yakala, anı yaşa” düşüncesiyle bağlantısına odaklanıyorum ve uzunca bir zaman diliminde, bu düşüncelerin etkisinde ürettiğim eserleri bir araya getiriyorum sergimde. Bu sergi aslında benim memento mori deneyimimin görselleşmiş, vücut bulmuş hali.

“Hiç bilmediğim bir teknik ya da malzemeyi deneyimlemekten çekinmiyorum.”

  • Bu serginde de gördüğümüz gibi farklı malzemeler kullanmayı seviyorsun. Kumaş, seramik, porselen, taş vb. Neden farklı malzemeler?

Genel olarak bakacak olursak işlerimin büyük kısmını kumaşı malzeme olarak kullandıklarım oluşturuyor.  Kumaş derken de tül ve organze çeşitlerinden bahsediyorum aslında. Yani transparan özelliğe sahip kumaşlar. Bu benim için önemli, çünkü boyayla tuvali ya da herhangi bir yüzeyi boyayarak yapabileceğim bir resmi farklı bir malzemeyi kullanarak oluşturmak değil amacım. Ben bu şeffaf kumaşların sağladığı olanaklarla ilgileniyorum. Kumaşları dikerek ortaya çıkarttığım işlerimin ışığın şiddetine, rengine ve yönüne bağlı olan değişken yapısı cezbediyor beni. Şöyle ki düz bir duvara astığınızda ve önden ışık verdiğinizde organze kumaşın parıltılı özelliğinin ağır bastığı bir etki oluşurken, arkadan ışık alabileceği farklı bir yerleştirmede dikişlerin ön plana çıktığı bir etki oluşuyor. Aynı zamanda transparan özelliği sayesinde her mekanla bütünleşebilen bir düzenlemeye dönüşebiliyor. Ancak tüm anlatımlarımı bu teknikle gerçekleştirmiyorum. Bir tasarı kafamda oluşmaya başladığı zaman genellikle malzemesiyle birlikte gelişmeye devam ediyor. Kafamdaki tasarıyla ve kavramla sezgisel olarak en iyi örtüşebileceğini düşündüğüm malzemeyi ve tekniği tercih ediyorum. Ayrıca, her malzemenin farklı bir enerjisi olduğuna inanıyorum. Mesela mezar taşlarından yola çıktığım ‘Baş Taşı Serisi’nde yarı değerli taşları kullandım. Asıl o seriye beni yönlendiren obsidyen taşının çok eski zamanlarda ayna olarak kullanıldığı bilgisine sahip olmamdı ve izleyicinin mezar taşı şeklindeki taşa bakarken kendi suretini görmesini istememdi. Tabi o taşları bulmanın, işlemenin ve ayna işlevi görebilecek kadar perdahlayabilmenin ne kadar zor olabileceği bilgisine sonradan sahip oldum. Yine “Kara Sevda” isimli heykel işimde de gerçek kafatası kullanamayacağım için kemiğin duygusuna en yakın olacağını düşündüğüm porselen malzemeye yöneldim ve aylar süren çalışmalarımın sonunda bir sonuca ulaşabildim. Sonuç olarak hiç bilmediğim bir teknik ya da malzemeyi deneyimlemekten çekinmiyorum.

“Sanat, insanca yaşayabilmek adına bu dünyadaki var olma çabamızın en etkili silahıdır.”

  • Varoluş üzerine odaklanarak eserler üretiyorsun. Sanat ile varoluş bağlantısını biraz açar mısın?

İnsanı diğer varlıklardan farklı kılan şey, kendi varlığını ve bir varlık olarak var olmanın anlamını sorgulayabilmesidir. Diğer taraftan bir gün bu varlığın son bulacağını bilerek yaşayan tek canlı da insandır. İşte, insan sürekli olarak yaşam ve ölüm diyalektiği içerisinde varlığını sürdürmeye çalışır. Kaçınılmaz olarak yaşamın anlamı sorusu insanlık için çok belirleyici bir etken olmuş ve sanat, din, felsefe ve bilim gibi alanların da ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İnsanoğlunun ortaya koyduğu tüm değerler ve başarılar insanın hayatta kalma çabasının bir ürünüdür. Sanat, insanca yaşayabilmek adına bu dünyadaki var olma çabamızın en etkili silahıdır.

“Sanat benim için yaşama umutla tutunabilmemi sağlayan güçlü bir bağ.”

  • Hem bir öğreten hem de bir sanatçı olarak sence sanat nedir? Neden sanat yapıyorsun?

Sanat nedir? Basit bir soru gibi görünüyor ancak benim hiçbir zaman şudur diyemeyeceğimi düşündüğüm bir soru bu. Sanatın kaç tanımı vardır? diye bir soruyla karşılaşmıştım zamanında. Bana yöneltildiğinde hiç düşünmeden kaç tane sanatçı ve onların ürettiği kaç eser varsa o kadar demiştim. Yani sanatın neliği konusunda sözel bir tanım yapamıyor oluşum aslında cevabın sözel olarak verilemeyeceğine inanmamla ilgili. Bu konudaki düşüncelerimin oluşmasında ve netleşmesinde önemli bir rolü olan, kendisinden ders alma ve çalışma fırsatı bulduğum değerli akademisyen ve sanatçı Oğuz Haşlakoğlu’na da teşekkürlerimi iletmek isterim buradan. Yakın bir zaman önce konuk olduğu bir sanat programında da  kendisine yöneltilen ‘sanat nedir?’ sorusuna verdiği yanıtı paylaşmak isterim.  “Basit bir soru gibi görünüyor da aslında sanatla ilgili en temel sorun onun bir tanım içerisine konulamaması. Bu tanımı yapanlar var. Ben onlardan biri değilim. Ben bu soruyu sorup şu cevabı veriyorum derslerimde: Ne değildir ki? Çünkü içinde bulunduğumuz yüzyılda artık malzeme ve tekniği sınırlayarak sanatı tanımlamanın bir anlamı kalmadı, ama diğer taraftan sanat nedir sorusunun bir anlamı var elbette ki, çünkü sanat nedir sorusunun bir anlamı olmasa sanat yapılamaz. Sanatın yapılması, yapılıyor olması doğrudan doğruya sanat nedir sorusunun bir cevabı. Dolayısıyla ben o cevabın sözel olduğuna inanmıyorum. Sanat nedir sorusunun cevabı her oluşturulan, meydana getirilen yapıtla verilir. Örneğin bir ressam olarak sizin bu soruya cevabınız kendi resminizdir. O resme baktığımda ben sizin sanat nedir sorusuna ne cevabı verdiğinizi görebilirim. Meseleye böyle bakmak lazım.  Yoksa genel bir çerçeve içinde mesela bilimi tanımlarız. Hoş bu bilimsel bilginin ne olduğunu mutlak anlamda kavramamıza sebep olmaz. İşler orada da o kadar kolay değil ama en azından yöntemleri itibariyle açıktır, ama sanat tam olarak aslında bu gizemiyle vardır. Dolayısıyla sanat açıklama girişimi değildir. O yüzden sanatta tanım meselesine sözel anlamda biraz dikkat etmek lazım.” Ben de hocamın sözünü dinliyorum ve dikkatli davranıyorum.

Neden sanat yaptığım konusuna gelince, sanat benim için yaşama umutla tutunabilmemi sağlayan güçlü bir bağ. Dolayısıyla bu soruyu ‘yaşama sıkı sıkıya tutunmak için’ diyerek yanıtlayabilirim.

  • Bundan sonra yeni projeler ve yeni işler var mı?

Yakın zamanda farklı şehirlerde çeşitli karma sergilere katılacağım. Bir sonraki kişisel sergimin de çok uzak bir tarihte olacağını düşünmüyorum hatta kafamda tasarlamaya başladım. Teknik anlamda da kumaş işlerimde bazı yeni denemeler yapmayı planlıyorum ve çok merak ediyorum sonuçlarının ne olacağını. Umarım yanılmam hissiyatımda da güzel sürprizlerle çıkarım karşınıza.

  • Genç sanatçılara neler tavsiye edersin sanat yolculuklarında?

Sanatla olan bağlarını samimi ve güçlü bir şekilde kurmalarını tavsiye ederim.

KitaptanSanattan.com / Oğuz Kemal Özkan

Not: Sergi 13 Mart 2020 tarihine kadar Antonina Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilir.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı