KÖŞE YAZILARI

Sanatta Seks Ve Erotizm – Kani Kaya yazdı…

İlk çağlarda resmin mağara duvarlarında oluşmaya başlamasının arkasında masküler erkeklerin ilk sanatçılar olduğu gerçek. Mağara devrinin bu ilk sanatçılarının duvarlara resim çizmelerinin nedeni avladıkları avların ne kadar güçlü avlar olup verdikleri mücadeleyi anlatmak ve ölümsüzleştirmek belki de klanda ki diğer feminen bireylerin hayranlığını ve dikkatlerini çekip ne kadar güçlü bir erkek ve iyi seks yapabildiklerini göstermekti. O zamanlar insanoğlunun içgüdüsel olarak tek amacı vardı; yaşamak için yemek, soyunun devamı için seks, soyunun en iyi şekilde devam etmesi için karşı cinsin en sağlıklı ve güçlüleri seçmek. Çok basit olarak, geniş kalçalı iri göğüslü kadınlar ile kaslı ve güçlü erkekler ön plana çıkanlardı. Masküler bir erkek kadınını her türlü tehlikeden koruyabilmeliydi.

Ancak Roma zamanında İtalya’daki Pompei, erotizm ve sekste en uçlardaydılar. Tüm Pompei’de sanki erotizm üzerine imar edilmiş erotik sanat eserleri pornografiye varan biçimleri ile her köşede sergilenebiliyordu. Mimari yapılar seks partilerine göre tasarlanmış yaşam seks ve sefa üzerinde dönüyordu. Bu da sanatı erotizm etkisine alıyordu. Özellikle fresk ve heykel sanatçıları sanatta erotizmi zorluyor ve eserleri pornografiye dönüşüyordu.

Uzak doğu sanatında da erotizm kendi sanatı ve kültüründe yerini almıştır. Minyatür resimler ve Kamasutra gibi eserler tapınaklarda günümüzde pornografi sayılacak rölyef ve heykellere dönüşmüştür. Çünkü uzak doğunun kültüründe seks kutsal ve bir ibadet şekli olarak sayılmaktaydı.

Erotizm, Rönesans döneminde de farklı bir şekilde devam etti. Bu dönemde kilise için yapılan dini amaçlı eserlerde özellikle kadınların daha erotik çizilmelerine karşı erkek figürlerde çıplaklık vardı. Bu bazen bir mücadeleyi veya yok oluşu anlatan eserlerdi. İsa her zaman genç ve sportif vücut ölçülerine sahipti.

Bu dönemde aristokraside başlayan erotik sanata olan merak daha sonra ki dönemlerde de devam edecektir.

Toulouse-Lautrec, Yatakta: Öpücük, 1892

18. ve 19. yüzyıllarda erotizm artık sanatçıların daha özgün ve özgür yorumları,  teknikleri ile biçimleniyordu.  Bu konuda bütün hayatı bir genel evde geçen Toouluse-Lautrec, erotizm ve renkleri bir araya ustalıkla getirmiştir. Kadınlara düşkünlüğü ile bilinen Picasso için erotizm sadece kadın ile anlatılırdı. 1914 deki ‘Les Demoiselles d’Avignon’ adlı eser ile Picasso, kadın ve erotizmi kendi tekniği ile tuvalde biçimlendirdi.

Manet’in 1862 de yaptığı Olympia ve Ingres’in 1814 dekii ‘Grande Odalisque’ adlı eserleri kadının anlatan en başarılı ve usta erotik yapıtlarından kabul edilir.

Avusturyalı ressam Egon Schiele yapıtlarında kadını sekste en erotik halleriye tuval üstünde kendine özgün çizimleriyle göstererek ün kazanmıştır.

Yakın dönemde de artık sanatçılar sanatta erotizm sınırlarını zorlamaya başlamışlardır. Pornografi, erotik sanat adı ile sanatçıların tuvallerinde şekillenmeye başlamıştır. Artık kadın ve erkeğin cinselliği en ekstrem haliyle sergilerde görünmeye başlamıştır.

Sanatçının, sanatında erotizmi bir araç olarak kullanması yok olmasına neden olur. Bunun nedenleri bir daha ki yazımda…

Kani Kaya

Ana Görsel: Picasso – Kiss

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı