Bülent BakanKÖŞE YAZILARI

Soytarının ‘So’su – Bülent Bakan yazdı…

Kürede soytarı mı arıyorsunuz? İstemediğiniz kadar bol var. Bugün olduğu gibi dün de soytarıdan bolca bulabilirdiniz Tarih boyunca soytarı sayısı hiç sıfır olmamış. Geçenlerde soytarının biri koltuğundan kalkıp yazlığına çekildi. Yazlıkta rahat edemeyince kaldığı otelde soytarmaya devam ediyor. Bu soytarının soytarılığı ezelden beri bilindiğinden bir dereceye kadar anlaşılabilir. En yakın arkadaşı, Roket Adam da soytarmaya, bu küreden aldıklarını başka bir küreye aktarmaya devam ediyor. Üstelik köy kütüphanesinden edindiği birikimi de Harvard mezunlarının maaşlarını verirken sonuna kadar tüketmeye devam ediyor. Reklam promosyon kokan bu soytarılık da anlaşılabilir bir şey. Koltuğa yeni oturanın ruhban bir şekilde yalandırmasına ve soytarmasına şaşırdık mı? Şaşırmadık…

Soytarı zor bir kelime. Söz ve davranışlarıyla halkı güldürüp eğlendiren kimse, maskara ve aynı zamanda hileci, yaltak kimse ve kaşmer demek. Kökünü bulmak zor. Etimolojisinden bir şey çıkarmak için biraz uğraşmak gerek. İlk defa nerede kullanılmış merak ediyor Homo Sapiens. Soytarılık zaten Homo Sapiense yakışan bir beceri. Hayatta kalmak için Homo Sapiens’in yapmayacağı şey yok. Uçlarda dolaşmayı seviyor ve iştahının her alanda sınırsız olduğunu biliyoruz. Her durumda başının derde girmesi de kürenin içine etmesi de bu soytarılıktan kaynaklanıyor. Soytarı kelimesini karpuz gibi ortadan ikiye ayırıp ilk yarısını Kırım Kongo kenesinin sırtına yüklediğinizde ortaya Ergin İnan’ın tabloları kadar güzel ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi kadar da tehlikeli bir anomali çıkıyor ortaya. Bu kelimeyi duyar duymaz bu topraklara hiçbir zaman uğramamış tesisler gözümün önüne gelir. Sabun fabrikası, gaz duşlu tatil tesisleri, Homo Sapiens altın maden işleme tesisleri, toplama-çıkarma-bölme ve çarpma kampları, şok havuzlu buzlu yüzme tesisleri hem de olimpik, frankeştayn genetik deney laboratuvarları gibi. Bu tesislerin zoraki konaklamacılarının aynı tesislere çoluk çocuk komşusunu, akranını renkdaşını yollamasını anlamakta zorlanırım. Homo Sapiens hiçbir şeyden gereken dersi çıkarmamıştır. Tarih de sona ermez tekrarlar durur densizliklerini. Sonra gözümün önünden bizon sürüleri geçer. Hintliler ile karıştırılıp yanlış adlandırılanlar çatış dansı yapmaya başlar. Onları aç bırakmak ve diz çökmelerini sağlamak için günlük öğünleri olan bizonların sonu gelecek yetişemeyeceğim diyen soytarıların bindikleri Afrikalı Amerikalı trenler gelir gözümün önüne. Vagonlar boş dönmez, milyon tane deri kas ve kemik taşır dönüşte. Yedi yüz milyondan iki yüze düşer sayıları. Neredeyse iki Hintliye bir bizon düşüyordu. Kıta dolgularının köküne neredeyse kibrit suyu dökülüyordu.

Bir de adı anılmayanlar var. Balkanlaştırmak diye bir tabir de bu soytarılıktan çıkar. Her iki sokak başından sıkıştırıp sonra da etrafını kuşatıp orada bizon burada bizbin son kalana kadar yok etme niyeti gizlenir. Üstelik o sıralarda kuzey güneye küser bilek güreşine tutuşur. Ona rağmen her köşeye dört bin okul açıp karadul örümceği gibi zehir akıtıp mekân düzenlemesi yaparlar. Göçeben genler ve isyan alışkanlığı ile bir deha ve arkadaşları sayesinde kürenin en güzel dilini konuşan bizonlar hayatta kalır. Kök sorun da zaten bu dilin göçmen karakteri, adaptasyon yeteneği, insanı merkeze alan, halk edebiyatına ruh veren gücünden kaynaklanır. Aslında tüm çatışma ve çekişmeler dillerin birbirine husumetinden kaynaklanır. Yeni kıtanın üst komşusunda ve alt komşusunda buhar olmuş dillerin sayısı gökyüzündeki bir buçuk kadir Sirius ayarı yıldız sayısı kadardır. Bu dillerin tamamının sırtı yere gelmiştir. Sırtı yere getirilemeyen tek dil, bu diller adına da konuşabilecek bu dillerin abisi olan dildir. Aha ondan kaynaklanır bu soytarılıklar. Daha has bir soytarılık ise bu yalın gerçeği görmeyen sanatçı olarak yine bizbinlerdedir.

Kürede en değerli şeyi iyi bir hikâyedir. Ondan daha iyisi iyinin iyisi bin hikâyedir. Kürenin en güzel devrimi öncesinde esnasında ve sonrasında iyi hikâyelerden bolca bulunur. Bunlardan tonlarcası Nazım’ın dizelerinde senaryolamaya bile gerek olmadan durur durduğu yerde. Bir çeken bulunmaz, bir yazan bulunsa, bir yorumlayan olmaz.

İyi bir hikâyeden daha iyi bir şey daha var. O da veridir. Ortalık soytarılara kalınca; veriler ile konuşmak gerekir. Bu hikâyeleri arayıp üstündeki toprağı kaldırıp açık etmek gerekir. Bunu yapmayan bizbinler aslında gerçekten birer şaklabanız, kaşmeriz, soytarıyız. Bu soytarılara ben de dâhilim yani. Hem de ilk sıralardan. Bu göçebe alçak gönüllüsü topraklarda binlerce Oskar Schindler hikâyesi vardır. Bunları yazanlar Nobel alamaz, bunu filme alanlar Oscar’a aday bile olamaz. Bunun için bir anlığına göçebe genleri kenara bırakıp veriye saygılı davranmak gerekir. Veri ürkektir. Veriyi bulunca sanat eserine çevirmek gerekir. Bu konuda son dönemlerin en iyi işini Refik Anadol, ‘Makine Hatıraları:Uzay’ ile yaptı. Verinin ne demek olduğunu en azından bana gösterdi Bu kadar güzel bir zamanlama ve bu kadar özel bir işi en son İspanyol Gribi salgınında görmüş gibiyiz. Gerçekten çok iyi.

Veriler yanıt hakkını kullanan bir fırça darbesine, kamera obscura karesine, bir senaryo cinliğine, bir başyapıta dönüşmedikçe bizbinlere bizon olmaktan kurtulma şansı yok. Bir başyapıt ise verilere saygıdan ve evrensel dilden geçiyor. Evrensel dil çok değerli, nadir bulunan bir şey midir? Bu çoklu evrende nadir olan hiçbir şey yok. Dolayısıyla nadir olan değerli de değildir. Gönülden ve küreye seslenen kümesini küreden seçenler başyapıtlara imza atıyor. Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno Crispín Crispiniano María Remedios de la Santísima Trinidad Ruiz Picasso, Malaga’da kalsa ve Malaga peyzajleri yapsa bugün onu tanımıyorduk bile. Bir yapıt nadir olduğu için Neandertaller ile beraber Homo Sapienslere seslendiği için başyapıt oluyor.

Haydarpaşa garında 
1941 baharında 
        saat on beş. 
Merdivenlerin üstünde güneş 
                                            yorgunluk 
                                                        ve telaş.

Uzunca bir süre Haydarpaşa Garından sabah beş yirmi trenine bindim ve sonrasında geri döndüm. Memleketimden Neandertal Manzaraları bir sinema başyapıtı olsaydı Homo Sapiens gözlüğü takıp o abideye bir restoran, bir otel veya bir alışveriş merkezi kondurmayı aklına bile getiremezdi. Her sabah Nazım Hikmet ile beraber yola çıktım yıllarca. Bir Bedri Rahmi sahnesi olsaydı bir Fikret Mualla veya bir Cevat Şakir ile mavi yolculuğa çıkabilseydik daha mavi bir kürede yaşıyor olabilirdik. Bu soytarılık değil de nedir? Soytarılık sazlı sözlü trubadurlara, göçebe ozanlara ve Homerosa kadar gider. Ezop da bunların arasındadır. Homeros İzmirli, Ezop da Edirnelidir zaten. Soytarılık ile sanatçılık arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu devler gezegeninin vahşi yüzüne eğlenceli bir gülümseme oturtmuştur. Ama soytarı değillerdir. Sanatçıdırlar. Gezegen yine dinozorlara verdiği gibi alarm sinyalleri veriyor ve soytarılar soytarmaya devam ediyor. Sanatçılar başyapıtlar üretmek için iş başına…

Bülent Bakan

"Yazı"nın Sanat Serüveni 1 - Bülent Bakan yazdı... 2

Not: Bu yazı, file özenen kurbağa gibi, ne bulursa okurken, sanat ile uğraşan bir ressamın Türkçe ile ilgili denemeleridir. Gündemdeki bir kelimeyi hiç kullanmadım. Bu ‘Türkçe’nin gücüdür. Bu denemeyi yapanın kafasında da tenekeden bir kolonya hunisi vardır. Bu bol kayıplı, karantinalı aç kapalı günlerde oynatmaya az kalmadı, oynatmayan az kaldı. O oynatmayanlara da dikkat etmek gerekir. Bu ortamda oynatmayan kimse soytarı odur.

Bir Yorum

  1. Bu yazınınız muhteşem,her kelimesinde soytarmak için bu kadar bilinçsiz çabayı geçerli akçe sayan millet değil illet ve halk değil halt görevi üstlenmiş güruhun uykulu halini çok iyi anlatmışsınız. Yalakalığın onursuzluğunu yandaşlık sayan güruh için mesleki çeşitlemelerin az kaldığı bir dönemde homo sapiensin bilinçsiz bir erektuslukla hareketi fütursuz saldırganlığa dönüşmüş durumda.Hangi savunma sistemi hücum durumundadır bu duruma karşı bilemiyorum; çünkü cehaletin bilinçsizliği nezaman ne yapar bilinmez.Saygılarımla sizi okumak çok iyi geliyor , lütfen devam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı