Cemil BiçerKÖŞE YAZILARI

Türkçe Benim Ses Bayrağım – Cemil Biçer yazdı…

Kürt ayrılıkçılar, her darbe yediklerinde geri adım atıp “sil baştan” yapıyorlar ama direndikleri ve direttikleri tek bir konu var “Anadil de eğitim”.
İşin püf noktası da burada düğümlü zaten dostlar, “İnsan konuşan hayvandır” derken Aristo, sanıyorum varoluşun kaynağına vurgu yapıyordu.
Dil deyip geçmeyin öyle an olur ki can yakar, öyle an olur ki can kurtarır.
Yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsüdür aşağıda okuyacağınız, empati yapma ferasetiniz varsa Kürd’ün de, Çerkes’in de niçin “Ana dile özgürlük” feryadını anlarsınız.
Velakin öyküde ki PEŞTEMALCIYAN‘ın yaşamını ve dahi namusunu kurtaran bu coğrafyanın ortak dili olan TÜRKÇE olduğu gerçeğini de göz ardı etmeyin lütfen.
Eğer bu topraklarda birlikte, kardeşcesine barış içinde yaşamak ülküsünde müttefik isek TÜRK DİLİ ortak dilimiz olmalıdır, velev ki herkes ana dilinde şarkısını, türküsünü söyleye…

-ŞİMDİ BOKU YEDİK-

İkinci Dünya Savaşı öncesinde Bakırköylü Ermenilerden Doktor Peştemalcıyan ailesiyle birlikte Türkiye ’den Almanya’ya göç edip Berlin’de bir halı ve kilim mağazası açmıştı. Savaş başlayıncaya kadar işleri yolunda gitmiş, baba Peştemalcıyan işleri oğlu Aram Peştemalcıyan’a bırakmıştı ama savaşla birlikte zorlu günler beraberinde gelmişti. Her geçen gün bir öncekini aratmaktaydı.

Savaş bütün hızıyla sürerken 1943’ün sonuna doğru Almanlar için savaşın gidişatı belli olmuş, daha fazla savaşacak gücünün kalmadığı ortaya çıkmıştı. Sovyet askerleri 1944 yılının Ocak ayında Oder Irmağı’nı geçerek önce Budapeşte’ye, Nisan başında ise Viyana’ya girerek Berlin’e doğru ilerlediler ve 25 Nisan’da Berlin’i kuşattılar.
Kentin merkezindeki bir yeraltı sığınağında kalan Hitler ise, savaşın kaybedildiğini anlayarak 30 Nisan’da intihar etti.

Ruslar artık Berlin’deydiler. Şehrin hemen her noktası Rus işgali altındaydı. Yağma ve talan Almanya’da artık sıradan bir işti. Taciz ve tecavüzün bininin bir para olduğu o günlerde asıl mesele hayatta kalmak ve tatlı canını kurtarmaktı. Bu zor şartların hüküm sürdüğü günlerde Rus İşgal Komutanlığı bir bildiri yayınlamıştı. Bildirideki kesin emre göre her yer, Rus askerlerine açık tutulacaktı.

Savaşın acımasız yüzünü bütün çıplaklığıyla çoktan gören Peştemalcıyan ailesi de emre mecburen uymuştu. Halı mağazalarının kapılarını açarak Rus askerlerinin yağmaya gelmesini endişe ile bekleyen ailenin bu bekleyişi fazla uzun sürmedi. Peştemalcıyan Halı-Kilim Mağazası’ndan içeriye gürültü ve patırtı ile kılıksız, vahşi görünüşlü, Moğol tipli ve silahlı iki asker yüksek sesle bağıra çağıra konuşarak girdi. Askerlerden biri halılarla ilgilenirken diğeri, genç kızlarını da aralarına alarak hareketsiz bir şekilde endişe ile olup biteni gözleri ile takip eden Peştemalcıyan ailesine yöneldi. Etrafa şöyle bir göz atıyormuş gibi yaptıktan sonra genç kıza doğru yaklaştı ve elini uzattı. Aram Peştemalcıyan gayrı ihtiyari ve seri bir hareketle askeri bileğinden sıkıca yakaladı. Çekik gözlü asker bu ani tepki üzerine tabancayı çekti ve Peştemalcıyan’ın şakağına dayadı.

Aram Peştemalcıyan, adeta taş kesilmiş karısına dönüp ağzından:
“Şimdi boku yedik” cümlesi döküldü.
Bu sözleri işitince irkilen asker silahını indirerek sordu:
“Ne dedung? Ne dedung?…”
Baba Peştemalcıyan olayın şoku içerisinde, ister istemez söylediği sözleri tekrarlamak zorunda kaldı:
“Şimdi boku yedik.”

O anda sanki bir mucize oldu. Asker ani bir hareketle silahını indirerek yıllar sonra bir dostunu görmüş biri gibi büyük bir sevinçle Peştemalcıyan’ın boynuna sarıldı. Peştemalcıyan şok üstüne şok yaşıyordu. Olayı kavramaya çalışıyor ve askerin Kırgız ağzıyla;
“Miz gan gardaşiz, min sinig gardaşmam” yani “Biz kan kardeşiyiz, ben senin kardeşinim” derken sevinçten çılgına dönmesini hayretler içinde seyrediyordu.

Mağazayı basanlar, Rus ordusundaki Kırgız askerlerdi ve karşılarında Türkçe konuşanları görünce büyük şaşkınlık yaşamışlardı. Olay anlaşılıp şok atlatılınca Peştemalcıyan ailesi rahat bir nefes aldı. Askerler özür dilediler, çaylar içildi, konuşmalar uzadı ve iki asker sonraki günlerde mağazaya gönüllü bekçilik yaptılar.

Peştemalcıyan ailesi savaştan sonra Berlin’de tanıştıkları bir gazeteciye bu hikayeyi anlattı ve “hayatlarını kurtaran sihirli cümleyi bir hattata yazdırıp evlerinin en güzel yerine asmak istediklerini” söyledi. O gazeteci de hat levhayı Emin Barın’a yaptırıp Almanya’ya yolladı…

“şimdi boku yedik” vecizesi altın varakla yazılı bir tablo olarak adı bizde saklı bir koleksiyoncunun arşivinde saklıdır, meraklısına özelden bil-a ücret söyleriz.

Cemil Biçer

 


Yazarımız Cemil Biçer’in ‘Çarşamba Köprüsü’nde Rapsodi’  kitabına buradan ulaşabilirsiniz:

http://kitapdevrimi.com/urun/carsamba-koprusunde-rapsodi-cemil-bicer/

 

 

 

 

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı