KÖŞE YAZILARIMehmet Ulusoy

Yaratıcılık Budalılığı – Mehmet Ulusoy yazdı…

Küreselci postmodern kültürün sanat ve edebiyatta en çok içini boşaltıp anlamsızlaştırdığı, sahteleştirdiği kavramlardan biri de yaratıcılıktır. Öyle ki yaratıcılık, insanın doğayı, kendini daha ileri ve nitelikli bir yaşam doğrultusunda değiştirme amacından tamamen kopartılmıştır. “Yenilik”, “ilginçlik” adına yaratıcılık, her türlü saçmalığın, zırvalığın, sapıklığın kutsanmasının örtüsü haline getirilmiştir.

Bunda hiç kuşkusuz, sanat ve estetiğin bir kurum olarak toplumsal hayatta seçkin ve saygın bir yere sahip olmasının önemli bir rolü vardır. Tüketim Kültürü ve onun ipini koparmış tüketicisinin en çok yağmalayıp, bozuma uğratıp kirlettiği alanların başında gelmektedir ‘estetik ve sanatsal değerler.’ Tıpkı, kutsal, saygın tarihsel değerlerin parodileştirilmesi ve çarpıtılması, tarihsel şahsiyetlerin metalaştırılarak, hatta komikleştirilerek bir fantezi, eğlence unsuru haline getirilmesi gibi…

Yaratıcılık nedir? Günümüzde yaygın kabul gören, moda deyişle iyi-kötü, güzel-çirkin, toplumsal-insani ya da insanlık dışı, sapkınca amaçlar ayrımı yapılmaksızın her türlü yeniliğin, icadın, ilginçliğin adı mı? Yaratıcılık, usta polisiye romanlarda sıkça karşılaştığımız gibi, bir cinayeti o güne kadar kimsenin aklına-hayaline gelmeyecek yepyeni yöntem ve tekniklerle kurgulayıp sunmak mı?

Yaratıcılık, alçaklığın, sahtekarlığın, ihanetin, dolandırıcılığın, yalanın insanı şaşkına çeviren, “şoke eden” ilginçlikte ve ustalıktaki marifetlerini sanat diye sunmak mı? Örneğin, dostluğun, sevginin, vatanseverliğin yaratıcı sanatsal bir anlatımı vardır. Peki vatan hainliğinin, emperyalizme piyonluğun, yardakçılığın, uşaklığın pozitif anlamda bir estetiği ve sanatsal yaratıcı bir anlatımı olabilir mi?

Yaratıcılık, mafyalaşmış emperyalist haydutluğun azami kâr uğruna dünyayı kana bulayan, ezilen dünya uluslarına bin bir acılar çektiren yeni silahlar, yeni savaş teknikleri ve yeni işkence ve zulün yöntemleri üretme becerileri mi? Dahası, bütün bu insanlık dışı amaçlarını ve girişimlerini hem gizleyebilmek, üstelik hem de mallarını daha da çok satabilmek için milyarlarca dolar harcadıkları reklamlarda kullandıkları üstün sanatsal yaratıcılık örnekleri (!) mi?

Kısacası katilliğin, hırsızlığın, yalancılığın, tercih edilmiş eşcinselliğin, ensestin, işkenceciliğin, haydutluğun yaratıcılığının (!), geliştirilen binbir yeni biçiminin anlamlı, düşünmeye, övülmeye değer bir yanı var mı? Bütün bunları estetik/sanatsal bir yüceltmeyle, sanat yapıtlarının konusu yapıp, özgün ve benzersiz olarak olumlayabilir miyiz? Özetle yaratıcılığın da insanlık için anlamlı bir içeriğinin olabilmesi için kırmızı çizgileri yok mu, olması gerekmiyor mu?

Küreselci postmodern kültür ve sanat anlayışına göre yaratıcılığın sınırları, kırmızı çizgileri ortadan kalkmıştır. Gerici-ilerici, özgürleştirici-köleleştirici, toplumsal ve toplumkarşıtı, ahlaklı-ahlaksız, gelişen ve çürüyen her yönde “yaratıcılık” geçerlidir, “özgürleştirici”dir. “Reklamın iyisi, kötüsü olmaz” sloganı, bu omurgasızlığın ve onursuzlaşmanın amentüsüdür diyebiliriz.

Son yıllarda, “yaratıcı yazarlık” dersleri veren kurslar açıldı, kitaplar yayımlandı. Yaratıcılık öylesine moda ve kolay bir beceri oldu ki, günlük hayatta, TV’lerde sanatla ilgisi olmayan her türlü insan avlama tuzağının estetikleştirildiği reklamlarda, dizi filmlerde, skeçlerde, basit, anlamsız ve yapay/yavan imge ve söz oyunlarından geçilmez oldu. Bütün bunlar, küreselci gericiliğin “yenilik”, “değişim”, “dönüşüm”, “tabuları yıkma”, “kuralsızlaştırma” adı altında yürüttüğü, aydınlanmacı/modern ulusal kültürlerin çökertilmesi projesinin parçalarıdır. Söz konusu kurslarda, seminerlerde veya benzeri çalışmalarda, postmodern yazında vurgulanan yaratıcılık, sanat eserinin bütününde ancak görülebilen, insanlık gerçeğinin önemli bir boyutunu, bilinmeyenini estetik bir biçimde dahice sunabilme yetisini değil, sadece biçimsel, içerikten ve anlamdan uzak bir “kurmaca” tekniğidir.

Nasıl demokrasi budalalığı varsa, özgürlük budalalığı, insan hakları budalalığı vb varsa, yaratıcılık budalalığı da vardır. Bunlar hepsi de neoliberal-postmodern “sınırtanımaz”lığın saçmalığa varmış, gerçek anlamının tam zıddı bir içeriğe dönüşmüş sonuçlarıdır. Buradaki sınırtanımazlık, temelindeki aydınlanmacı ve akılcı ilke ve değerlerin kırmızı çizgilerinin “aşılması”, yani yıkılmasıdır. Bu değerler, insanlığı özgürlük, eşitlik ve kardeşlik idealleri doğrultusunda ilerleten, yetkinleştiren değerlerdir. Girişte belirttiğimiz gibi, bu amaçların tam tersi yöndeki, negatif nitelikteki özgürlük ve yaratıcılık ise, insan olmanın, insanlaşmanın kırmızı çizgilerinin dışında kalmaktadır.

Gerici modernist ya da postmodernist sanat anlayışında, 20. yüzyılda “sanatta devrim” olarak nitelenen Dada hareketi ve daha sonra onun devamı/türevleri olarak ortaya çıkan, gerçeküstücüğün ve soyut dışavurumculun bir çok biçimi, sanatta yaratıcılığın ufkunu açan “devrimin” ögeleri olarak gösterilmektedir. Nedir bunlar? Örneğin, resimde; klozetin, insan dışkısının, kül tablasının, boş çerçevenin, pornonun, kullanılmış atıkların resim olarak sunulmasıdır. Vermek istedikler mesaj ne olursa olsun, bunlar bir yaratıcılık olayı olarak görülemez. Gerçekte sanatçı açısından da hiçbir anlam taşımayan renk, çizgi ve şekillerden oluşmuş anlamsız gariplikler ve tuhaflıklarda bir estetik yaratıcılık ve değer aramak boşunadır.

***

Demek ki, herşeyin bir eksisi olduğu gibi yaratıcılığın da eksi yanı vardır. Bunu, insanlaşmanın, insani amaçları, değerleri, yaşamı gözelleştirmenin tam karşıtı niteliklerle tanımlarsak daha iyi kavranacaktır. İnsanlaşmanın karşıtı hayvanlaşma değildir; bu, kendi doğal yaşamını sürdüren hayvanlara hakaret olur. Buradaki insanlaşma karşıtlığını toplumsal entropi (çözülme, dağılma, çürüme) düzleminde ele alabiliriz ancak. Böyle bakınca, eksi yöndeki ya da insanlaşma karşıtı yaratcılık, alçaklığın, namuzsuzluğun, hainliğin, hırsızlığın, yalanın, zulmün, vurgunculuğun daha da inceltilmesi, daha da mükemmelleştirilip yatkinleştirilmesi ve bütün bunlara karşı yürütülen toplumsal-insani mücadelelerin sabote edilip yozlaştırılması biçimlerinde ortaya çıkmaktadır.

Özellikle 1950’leden sonra, Batı’da, modernizmin tamamen gericileşmesiyle birlikte, özellikle sanat ve edebiyatta akıldışılığın yükselişi, bilinçdışılığın, bilinçaltının yaratıcılığın tek kaynağı haline gelmesi, bu konudaki tartışmayı ciddi boyutlara taşıdı. Bütün sanat dallarında etkisini gösteren akıldışılık, sanatçılarda özgünlüğün ve yaratcılığın kaynağını toplumdışı ve akıldışı alanlarda arama modasını yaygınlaştırdı. Soyut Dışavurumculuk ve Gerçeküstücülükte görülen düşler, delilik ve çocukluk, en çok önemsenen ve benimsenen deneyimler oldu. Çocukların ve delilerin yaptıkları resimlerde, edebiyata yansıyan anlatılarda yaratıcılığın, özgünlüğün kerametleri arandı. Akıl yaratıcılığın düşmanı ilan edildi. Bu moda öyle noktalara vardı ki, bir kısım sanatçı, yapay/sahte çocuk ya da delilik rollerine girerek gerçek çocuk ve deli resimlerini taklit eden uyduruk resimler yaptılar.

Paul Gauguin & Van Gogh ‘Sunflowers’ı yaparken

Kuşkusuz, Van Gogh gibi bir çok sanatçı, yaratıcılığın o derin kendinden geçme, esrime süreçlerinde genellikle deliliğin sınırlarındadırlar. Ancak onlar, akıldan ve toplumsal gerçeklerden, insanlık sorunlarından, insanlığın büyük dramından asla kopmadan, onları bütün benliklerinde duyarak yaratıcı deha ürünlerini verdiler.

Alçaklığın, çürümenin, hainliğin, piyonluğun, işkencenin de estetiği olabilir; ancak bu ironik bir estetiktir. Estetiği, insaniliği reddetmenin, insanlık dışılığın, çirkinliğin estetiğidir bu. Çirkinliğin güzelliği nasıl oluyorsa bu da öyle bir estetiktir.

Gerçek estetik-sanatsal yaratıcılık ise devrimcidir. Doğayı, toplumu ve bireyi, daha eşit ve özgür, daha toplumcu ve paylaşımcı, daha insani bir gelecek için geliştirip yükseltme, yetkinleştirme amacını taşır içinde. Bu içerikteki devrimci eylemler yaratıcı bir enerjiye sahiptir ancak. Çöküşün ve çürümenin değil, yaşamseverliğin, umudun ve iyimserliğin; köleleşmenin değil özgürleşmenin; vatansızlığın değil vatanseverliğin; yıkıcılığın değil yapıcılığın; yalnızlaşmış, topluma düşman bireyin değil, toplumla bütünleşmiş bireyin estetik güzelliğinden sözedilebilir ancak.

 

 

Mehmet Ulusoy

 

 

 

 

Etiketler

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı