KÖŞE YAZILARI

Ziya Gökalp’i Yeniden Anlamak – Haluk Erdem yazdı…

Asıl ismi Mehmet Ziya olan Ziya Gökalp 1876 yılında Diyarbakır’da doğmuştur. Genç yaşta babasını kaybeden Gökalp’in eğitimini amcası Hacı Hasip Efendi üstlenmiştir.

Diyarbakır Mülki İdadisi’nde sınıfa girmeden önce bütün öğrencilerin “Padişahım çok yaşa” diye bağırmaları gelenektir. Genç Ziya “Milletim çok yaşa” diye bağırınca hakkında açılan soruşturmayı öğretmenlerin desteğiyle atlatır. Yaşadığı bunalım sonucunda giriştiği intihar eyleminden -kurşunun alın kemiğine saplanmasına rağmen- şans eseri kurtulur. İstanbul’a giden Gökalp parasız yatılı okumasına olanak sağlayan Baytar Mektebi’ne yazılır. Hürriyet düşüncelerinin etkisi altında kalır ve tutuklanır. Taşkışla’da on ay hapis yatar. 1909 yılında İttihat ve Terakki Partisi’nin Selanik’teki Kongresi’nde Genel Merkez üyesi seçilir. Bağımsızlık yolunda Mustafa Kemal’in Samsun’a hareket ettiği yıl (1919) Ziya Gökalp de Limni ve Malta’ya sürgüne gönderilir. 1921’de Mustafa Kemal’in yoğun uğraşları sonucunda Gökalp, yirmi bir kişiyle birlikte serbest bırakılır. 1923 yılında Diyarbakır Mebusu olarak Meclis’e girer. 25 Ekim 1924 tarihinde İstanbul’da yaşama veda etmiştir.

ÜÇ FELSEFİ VASİYET

Tarihten felsefeye, sosyolojiden halk kültürü incelemelerine kadar pek çok alanda eserler vermiş olan Ziya Gökalp’i her zaman vasiyet gibi yaşadığı üç düşünce yönlendirmiştir. Gökalp sözünü edeceğimiz bu üç vasiyeti “felsefi vasiyetler” olarak adlandırır. İlk vasiyet babasından gelmektedir. Gökalp bu vasiyetin aklına sonsuz özgürlük ve bağımsızlık verdiğini yazacaktır: “Daha on dördüme yeni giriyordum.Bir gün babam bir dostuyla konuşuyordu. Dostu ona, benim okumaya olan merakımdan bahsetti. Tahsil için Avrupa’ya gönderilirsem, memlekete bir âlim yetişebileceğimi söyledi. Babam dedi ki: Gençlerimiz bir taraftan Fransızcayı, diğer taraftan Arapçayı iyi öğrenmeli! Ondan sonra, hem Batı ilimlerine, hem Doğu bilgilerine mükemmel olarak vakıf olmalı! Sonra da, bunların mukayese ve birleştirmesiyle milletimizin muhtaç olduğu büyük hakikatleri meydana çıkarmalıdır!”

Gökalp İstanbul’a geldiğinde özgürlük ve millet idealleriyle karşılaşır. Kelâm ve tasavvuf, genç Gökalp’in kalbinde ve aklında kurtuluş düşüncesi ve ümit felsefesi oluşturmaktan uzaktır; çünkü onlar bugünkü hayata ait ideallere değer vermemektedir. Bugünkü hayatta insaniyeti, insanı yücelten, milleti ve vatanı kurtulmuş görmeyi isteyen Gökalp’in karşısına hocası Doktor Yorgi çıkar.

İkinci vasiyete kaynaklık eden sözler etkili olacaktır: “Türk gençleri siyasi bir inkılap yapmak, bir meşrutiyet idaresi tetkik etmek istiyorlar. Yalnız, bir cihet var ki, inkılap taklitle olmaz. Türkiye’deki inkılap, Türk milletinin sosyal hayatına, milli ruhuna uygun olmalı! Yapılacak Kanun-i Esasi Türk milletinin ruhundan kopmalı! Sosyal bünyesine uymalı! İyi bir Kanun-i Esasi yapabilmek için, önce Türk milletinin psikolojisini ve sosyolojisini tetkik etmek lazım!” Bu vasiyetten sonra Gökalp Türk Milletinin sosyolojisini ve psikolojisini incelemek için bu bilimlerin genel esaslarını öğrenmeye başlayacaktır.

Üçüncü vasiyet Gökalp’in on ay hapislik yaşamında karşılaştığı yaşlı bir meşrutiyetseverin, pirinin sözleridir: “Millet derin bir uykudadır demiştim. Onu uyandıracak şey, millete kendi varlığını, hayatı için tehlikenin ve selâmetin hangi taraflarda olduğunu, hulâsa, gelecekteki hedeflerini, gayelerini öğrenmesidir. Hangi fikirler bu milleti, dalmış olduğu derin uykudan uyandırabilir, hangi idealler onu yeni bir tekâmül istikametine doğru yürütebilir, hangi prensipler onu medeniyete doğru yükseltebilir? İşte bütün bu noktaları keşfetmelisiniz!”

Vatan ve millet yolunda nasıl çalışılması gerektiğini bu pirinden öğrenen Gökalp tüm bu vasiyetler doğrultusunda tarihte olup biten olayları değerlendirecek ve fikirlerini ileri sürecektir. Elbette, onun tüm çalışmalarını, tüm eserlerini sözünü ettiğimiz üç vasiyetle açıklanabileceğini söylemek istemiyoruz; ama bu üç vasiyet Gökalp’in tarih ve toplum düşüncesini anlamak için bir yol haritası çizebilir. Babasının vasiyeti aklın özgürleşmesini, hocasının vasiyeti içinde yaşadığı toplumunu tanımasını ve pirinin vasiyeti de topluma yön vermesini anlatmaktadır.

‘YENİ HAYAT’ İDEALİ

Ziya Gökalp’e göre toplum, çok sayıda insanın bir araya gelmesiyle oluşan, birçok insanın bir yerde toplandığı yapı ya da karışım değildir. Karışım içindeki insanda ön plana çıkan “ben” ve “kendini beğenmişlik” iken, toplumsal bileşimde yaşayan kişide idealizm ve ruh söz konusudur. Gökalp, döneminde egemen yapı olan ümmet anlayışıyla Türk toplumunun oluşamayacağı düşüncesindedir. Onun ileri sürdüğü “yeni hayat” düşüncesinde bugünden geleceğe uzanan yeni bir toplum oluşturma ideali yer alır. Yeni hayat idealinin memlekette gerçekleşemeyeceğini düşünenlere karşı Gökalp umutla aksini savunmuştur: “İnsanları yükselten tek sebep ideallerdir. İdealler belirsiz gayelerdir. Onlardaki belirsizliğin çekiciliği ve sihridir ki insanlığı sürükler ve ilerlemeye doğru götürür. Hem ben size yeni hayatın kıymetleri şunlardır, desem ve hepiniz de inansanız ve buna göre çalışsanız sanır mısınız ki muhakkak istediğiniz olur. Bir de bakarsınız hiç ümit etmediğiniz, hiç beklemediğiniz neticeler meydana geliverir. İdealinizin gerçekleşmemesine rağmen bu olan şeylerin de bir gelişme, bir ilerleme olduğuna asla şüphe etmemelisiniz; işte size hepinizin bildiği birkaç örnek: Madenleri altına çevirmek idealiyle çalışan simyacılar emellerine ulaşamadılar; ama kimyayı buldular.”

Ziya Gökalp’in yalnızca İttihat ve Terakki Partisi’nin ideologluğunu yaptığını, Meşrutiyet yönetiminin ilkelerinden başka bir şey düşünmediğini, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muassırlaşmak adlı eserinde düşünsel tutarsızlık bulunduğunu ileri sürenlerin yalnızca “yeni hayat” kavramını yeniden incelemeleri gerekiyor. Yeni hayat anlayışı önce kendi aklını kullanan bağımsız düşüncenin toplumun çağdaşlaşmasına yön vermesidir. Ziya Gökalp kendi zamanını aşan bir düşünürdür. Her türlü dogmatik yaklaşımın ötesinde tarih, kültür ve toplum problemlerine eğilmiş, kafa karışıklığının yoğun olduğu bir dönemde düşüncelerini özgürce ortaya koymuştur.

Atatürk, “Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir” der. Düşünce mimarlarımızdan Ziya Gökalp’i yeniden anlamak ve onu genç kuşaklara yeterince tanıtmak gerekir.

H. Haluk Erdem
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi

KAYNAKÇA:

– Mehmet Emin Erişirgil, Bir Fikir Adamının Romanı Ziya Gökalp (Hazırlayanlar: Aykut Kazancıgil-Cem Alpar), İkinci Basım, Remzi Kitabevi, stanbul, 1984.

– Ziya Gökalp, Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri I (Hazırlayan: Rıza Kardaş), Milli Eitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1997.

– Ziya Gökalp, ‘‘Yeni Mecmua’’, Hilmi Ziya Ülken Seçme Eserleri. Ziya Gökalp, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2007.

Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı