Chaplin tarafından canlandırılan The Tramp, Avrupa’lı izleyici tarafından Charlot olarak tanınmakta. Ülkemizdeki sinemaseverler ise yıllar boyunca Şarlo olarak telaffuz ettiler. Dünyanın dört bir yanında olduğu üzere, Türkiye’de de Şarlo ve Charlie Chaplin isimleri tek bir vücut haline geldi.
Charles Spencer Chaplin, 16 Nisan 1889’da Güney Londra’nın Charles Dickens’ın romanlarının baş konusu olan yoksul kenar mahallelerinin birinde müzikhol şarkıcısı Hannah ile müzikhol oyuncusu Charles Chaplin’in çocuğu olarak dünyaya geldi. 25 Aralık 1977’de Corsier-sur-Vevey’deki de 25 yıl yaşadığı Manoir de Ban adlı malikanesinde uykusunda yaşamını yitirdi.
Şarlo’nun kişiliği çok zengin ve çok değişik unsurların bileşimidir. Annesiyle babası bir yaşındayken ayrılınca annesi Hannah’la kalan Charlie her gece sahnenin arkasında uyur annesini beklerdi. Beş yaşındayken acı bir deneyim yaşadı: Sahneye çıkıp sesi çatallaşan annesine yardım etti. Bu hüzünlü olaydan sonra annesinin sahne yaşamı sona erdi.
Babalarını içki yüzünden yitiren (1894) Charlie’yle üvey kardeşi Sydney, Londra sokaklarında dans edip para toplayarak annelerine baktılar. Anneleri hastanedeyken iki kardeş öksüzler yurduna (Lambeth Çalışma Evi) gönderildi. Annesi Hannah’ın tanıdıklarının desteğiyle Charlie değişik oyunlarda çocuk rollerine çıktı.
1913’te Charlie, Fred Karno topluluğuyla ABD’ye gidince ilk filmi Making a Living ve Kid Auto Races’in Venice’te (1914) bol pantalonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, bastonlu Şarlo tiplemesini yarattı. Kısa filmlerini kendisi yazıp yönetti. Yıldızı giderek parladı. Filmleri kısa, komik ve yalındı.
Aykırı düşünceleri pantomimle aktarma yeteneği vardı. Yarattığı makyajı, giysisi onu soyut ve evrensel bir figür yaptı. Bedeni herkesin tanıdığı bir form oldu. Nesnelere can verebiliyor, bir nesneyi bambaşka bir şeye dönüştürüyordu. 28 yaşında milyoner, dünyanın en ünlü adamı oldu. 1918’de ABD savaşa girince halka özgürlük tahvili sattı, bu bir yıldızın gücünün ilk kanıtıydı. Büyük ününe karşın hümanist yaklaşımını korudu.
Büyük Diktatör’le sessiz dönemden sesli döneme geçiş yaptı. Monsieur Verdoux’da (Bay Verdoux/ 1947) kapitalizmi, burjuva toplumunu eleştirdi. Şarlo görüntüsünden çıktı, kadın kasabı Landru’dan esinlenerek yeni bir tip çizdi.
1940’ların sonunda 1950’lerin başında Amerika ilk yıllarında idealize ettiği Şarlo’ya sırtını döndü. Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komisyonu onu üst üste komünist olmakla suçladı. McCarthy komisyonunun neden Amerikan yurttaşı olmadınız sorusunu Şarlo “Ben dünya vatandaşıyım, ulusçu değilim, ulusçuluk savaşları kışkırtır” diye yanıtladı. Annesi başta olmak üzere tüm kadınlara adadığı, hem sevdiği hem nefret ettiği Londra’yı betimlediği Limelight’ın (Sahne Işıkları /1952) ilk gösterimini Londra’da yapan Şarlo ABD’ye dönmek için göçmen vizesi alması gerektiğini öğrenince İsviçre’ye yerleşti.
Şarlo insanların yüreklerine seslendi, hep erke meydan okudu, dehasıyla kendi zamanının sevinçlerini, acılarını yetkinlikle anlattı. Büyük bir görsellik, zamanlama ustasıydı. Öylesine ustalaşmıştı ki her yaptığı doğal görünür, filmlerine koşulsuz gidilirdi. Sinemanın gelmiş geçmiş en büyük dahisiydi.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_video link=”https://youtu.be/4XAx2hrhywo” title=”Charlie Chaplin’in doğum günü için 662 kişilik “The Tramp” buluşması”][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][vc_column_text]

