Bir Dem Ankara Ya Da Yitik Kenti Arayış – Oğuz Makal yazdı…
“Yaşadığımız yerler sadece mekân değil; belleğimizin, hayat hikâyelerimizin ve kimliğimizin tanıklarıdır.” Fransız yazar, sosyolog Georges Perec‘in bu sözü Zeynep Altıok Akatlı ve Eren Aysan’ın ‘Bir Dem Ankara’ kitabının tanımı gibidir.
Kuşkusuz kentler değişiyor, bazen geçmişini sokak çizgilerinde, yaşadığımız mekanlarda birer birer iz olarak saklıyor. Ankara’da doğup belli bir süre yaşayan, her ikisi de Sivas’ta otuz beş aydının hayatını kaybettiği Madımak katliamında yazar, şair babalarını yitiren iki dost, iki kader arkadaşı yazar, kendi tanıklıkları daha yeni zamana ilişkin olduğu için, geçmişin Ankara’ya özgü yeme-içme, lokanta, bar, kulüp, lokal mekânlarını anılar, röportajlar, roman ve öykülerden pasajlar seçerek okura aktarıyor.
Böylece, Anıtkabir bir yana, çoğu insan için ülke politikasının inşa edildiği ya da inşa edilenin bozulduğu Ankara’dan başka bir Ankara olduğunu bize gösteriyorlar.
‘Bir Dem Ankara’ kitabının yardımıyla 70’lerde üniversite eğitimi nedeniyle İzmir’den koşup geldiğim Ankara’nın birkaç penceresini araladım. Gönüllü sanat haberleriyle ilgilendiğim halkçı gazetesinde Ahmet Arif ile, Toplum’da Hasan Hüseyin Korkmazgil, hatta Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Haluk Ulman hocamla çalışmamı. 12 Martçıların hınç aldığı Mümtaz Soysal, Bahri Savcı hocamı, o günlerde Tante Rosa ve Yürümek ile tanıdığım Sevgi Soysal’ı hatırladım (tutukluluk günlerinde Yenişehir’de Bir Öğle Vakti ve sürgün süreçlerinde Şafak romanlarını yazmıştı). Ama şairlerin, aydınların, yazar ve gazetecilerin, hatta politikacıların bilmediğim, her biri farklı bir özelliğe, öyküye sahip buluşma noktalarını sevgili dostum yazar-gazeteci sevgili Zeynep (ve Eren) sayesinde keşfettiğimi söylemeliyim.
Bir zamanlar Ankara
Ankara’nın bir kent olmasında özellikle Alman ve Alman kökenli şehir plancıları ile mimarlar önemli roller üstlenmişti… Ankara’nın gelişimine etki eden önemli plan, Alman şehir plancısı Hermann Jansen tarafından hazırlanmıştı. Jansen bahçe şehir (Garden City) yaklaşımını benimsemiş, yeşil alanları kentin ayrılmaz parçası olarak düşünmüş, konut, ticaret ve yönetim bölgelerini birbirinden ayırmıştı.
1930’larda Nazi Almanyası’ndan kaçan çok sayıda mimar, şehir plancısı ve akademisyen Türkiye’ye gelmişti. Dünyaca tanınan Bruno Taut (Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin mimarı), Martin Wagner, Paul Bonatz ve Büyük Millet Meclisi Binası’nın mimarı Clemens Holzmeister gibi. Kent tarihçilerinin Ankara’yı sıklıkla bir “Cumhuriyet laboratuvarı” olarak tanımladığından söz edilir. Ankara, yeni ulus-devlet ideolojisinin mekâna yansıtıldığı, modern yaşam biçiminin teşvik edildiği, planlı kentleşmenin uygulandığı, batılı kent modelinin denendiği bir başkent olarak tasarlanmıştı: Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Ankara Halkevi, Etnografya Müzesi, Ankara Opera ve Balesi, Art Deco ve Bauhaus etkileri çok belirgin Ankara Garı, Adliye Vekâleti, tasarımı Clemens Holzmeister’a ait İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı vb.
Bir roman gibi
Bir roman gibi zevkle ve öğrenerek okuduğum bu kitaptan sonra Ankara’ya biraz daha yakınım; bir zamanların Ankara’sına, Mustafa Kemal’in talebi üzerine 1928 yılında İstanbul’dan Ankara’ya çağrılan ve bir lokanta açması sağlanan, sonrasında mesleğinde ekol olmuş Beyaz Rus George Karpovitch’in hayata geçirdği Karpiç’ten (Şehir Lokantası) Atatürk Orman Çiftliği ve Merkez Lokantası, Fresco – Tabarin bar, Gar Gazinosu Palabıyığın Meyhanesi, Şükran Lokantası, Tavukçu Lokantasına edebiyatçı ve sanatçının bu buluşma-demlenme mekanları, hatta Ankara’nın özelliği olan meslek birliklerinin lokallerine artık yabancı değilim.
İçlerinde sadece anımsadığım 1950-60’lı yılların gözde mekanlarından Piknik’in devamı olduğu söylenen Net Piknik’in ünlü acılı hardal sosunu ve sosis tavasını ve Mülkiyeliler Birliği, Büyük Sinema, Ankara’nın kültürel belleğinde yer edinmiş Erdal Öz’ün Sergi ayrıca Bilgi Kitabevi; tabii ki bir de tarihi 1948 yılına giden eski adıyla Sanatseverler Derneği-Sanat Kurumu (tek başına, olması gereken bir Kültür Bakanlığı gibi çalıştı yıllarca)…
Okurken öğrendim ki Cahit Külebi’ye göre Karpiç’in garsonlarından biri Alman Casusu’dur. Casus kim mi? 1940’lı yıllarda Türkiye’de yaşayan ve İngiliz Büyükelçiliği’nde uşaklık yapan, Büyükelçilikten elde ettiği gizli belgeleri Nazi Almanyası’na para karşılığı servis eden Elyesa Bazna’dır. Yaşam serüveni Serdar Akar’ın çektiği Çiçero filmine de (2019) konu olacaktır.
Karpiç’i, Gar Gazinosunu akıcı bir dille Altan Öymen anlatıyordu:
“Gar Gazinosu’nda akşam yemekleri, canlı müzikle verilirdi…Bazen dış ülkelerden gelen sanatçıların opera aryaları ya da bale gösterileri izlenirdi. Bazen de yurt içinden Müzeyyen Senar, Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses gibi sanatçılardan Türk müziği dinlendirdi….”
Altan Öymen yazısında gazeteci Fethi Giray’ın Atatürk’e (sanırım Anıtkabir öncesi) seslenen dizelerine de yer vermiş, tam bugüne göre:
Ankara’nın taşına bak
Gözlerimin yaşına bak
Kaldır da başını bir sabah vakti
Etnografya müzesinden
Memleketin haline bak
Sadece Altan Öymen değil, Sunay Akın, Orhan Veli ve Üç Nal Lokantasını, Özdemir Nutku Piknik Lokantasını, Öner Yağcı Tavukçu’yu, Ataol Behramoğlu Pis Buhara’yı, Metin Çulhaoğlu Keremeyle’yi, kısaca Ankara’nın toplumsal yaşamına damga vuran bu ünlü mekânları anlatır.
Altan Öymen “Lokanta, meyhane, kahvehane, çayhane…Sıfatları ne olursa olsun, sözünü ettiğimiz mekanların çoğu adlarının, sıfatlarının çağrıştırdığı işlevlerinin çok üstünde katkılar yapmışlardır Ankara’nın sosyal hayatına” diyecektir. Metin Celâl’in “Ankara edebiyatçıları nerelerde buluşurdu?” yazısındaki gibi “Bir Dem Ankara”da anlatılan sadece mekânların öyküsü değil aynı zamanda o mekanlarda şair ve yazarların yaşadıkları anılarıdır. Oralardan edebiyat eserleri, yayıncılık projeleri, dergiler çıkmış. Onların da öykülerini öğreniyorsunuz.
Bu sosyal hayatı içinde Fazıl Say ile Zeynep Altıok’un da çocukluk yıllarında arkadaşlık kesişmesi de vardır. Fazıl Say anlatır:
“Tavukçu’da konu hep siyaset ve edebiyat olurdu… Okul orasıydı. Gece geç saatlere kalındığında ve benim uykum gelince sandalyelerin üzerine yatırır ve uyuturlardı. Metin Altıok en çok uyutma gayreti gösterirdi, kendi kızı Zeynep’i de beni de… Hızlı adımlarla Tavukçu’ya giderken babama sormuştum bir keresinde .
“Baba, Türkiye’nin en büyük yazarı kim?”
“Yaşar Kemal.”“Peki en büyük şairi kim?”
“Yaşayanları soruyorsan, Cemal Süreya!”“Bizim Cemal Süreya.”
“Evet, evet. Nazım Hikmet sonrası en büyük.”“Metin Altıok?”
“Çok acayip yetenekli…müthiş olacak.”….oldu da zaten.”
“Net Piknik benim için Rus Salatası ve kuzu şiş yediğim yer olarak aklıma kazınmıştı.” diyen Evren Aybars, şimdi tarihe karışmış bu yerin verdiği hüzünle “son yıllarda Türkiye değişti, Ankara Değişti” diyerek temel gerçeği vurgular. Çoğu ülkede kentsel değişim yavaş bir süreçtir, ama ülkemizde -bilinen nedenlerle- hızına yetişilmez; Ankara da bir örneğidir.
Zeynep Altıok edebiyatçılar, gazeteciler, sanatçılar, düşünürler, politikacılar geçidi, hatırlanması acı verse de yoğun ve katmanlı bu hatıralar albümünü bitirirken ”Yaşama, geçmişi hatırlayabildiğimiz kadar tutunabiliyoruz.” diyordu.
“Elem” verse de geçmişi hatırlamamıza, belki sorgulamamıza “Bir Dem Ankara” gerçekten çok yardımcı bir yapıt.
Oğuz Makal

