Bodrum, yaz aylarında sanatın tatil yapmadığı alternatif merkez olma özelliğini koruyor. Büyük şehirlerin hareketli iş yaşamında sanat ile buluşamayan kentsoylular açıklarını büyük bir keyifle kapatıyor. Alternatif büyük açılışların yanında parmak arası terlik ve ıslak şortla ziyaret edilen galeriler de büyük keyif veriyor. Bodrum böyle giderse Cannes, Nice veya Miami, Los Angeles ayarında ıslak kumlardan galerilere ve sanat müzelerine ulaşılan bir Dünya kenti olmayı başaracak.
Bu yükselişe Bodrum’un en eski turizm noktalarından biri daha katılmaya çalışıyor. Mazı, 60’lı yılların sonunda bir avuç Almanın tatil yapmak için tercih ettikleri bir sahil beldesi idi. Trafikten uzak sahili ve tertemiz Gökova Denizini o günlerdeki gibi korumaya devam ediyor. Almanların kurduğu bungalovlar çoktan pansiyona dönüştü. Yerli ve yabancı turistlerin ısrarla her yıl ziyaret ettiği bu beldede; bir pansiyon, sanatı kendi bünyesinde barındırmaya başladı.
Kale Pansiyon adından anlaşılacağı şekilde tam bir orta çağ yerleşkesini andırıyor. Koya hâkim bir tepeye yerleşen tesis büyük bir enerjiye sahip. Sanat üretmek, hiçbir yerde bu kadar keyifli olmamıştır.
Kale Pansiyon kendi yetiştirdiği veya orada yetiştirilen ürünleri servis ediyor. Sabah kahvaltısı tamamen doğal. Hatta sabah denizden alınan Deli Sarpa -Kızıldeniz’den göç etme dönemindeyse- kahvaltıya yetiştiriliyor. Salata ve zeytinyağlı ağırlıklı bir öğlen yemeği öğünlerin en güzeli. Gün boyu servis edilen çay ve kahve ile üretim süreci denize bırakılan statik elektrikle devam ediyor. Akşam olduğunda ise yerli(?) deniz balıkları odun ateşinde pişirilerek servis ediliyor. Yanında isteğe bağlı ev rakısıyla muhteşem bir ikili oluyor. Denizden gelen canlı müzik eşliğinde günün yorgunluğu atılıyor. Ertesi sabah günün ilk ışıkları ile denize giriliyor ve ağ toplamaya gidiliyor. Koy motorlu deniz vasıtalarını barındırmadığı için ahtapotlar deniz kestaneleri ve deniz çayırlarına ev sahipliği yapıyor. Bodrumun en temiz denizi, en temiz insanları tarafından korunuyor.
Öncelikle ‘Körler için Ansiklopedi’ konseptini açmamız gerekiyor. Ansiklopedi kavramını bir sanat imgesi olarak kullanma fikri uzun yılların sonunda; çıldırmanın eşiğinde olan gezegenin fabrika ayarlarına dönmesi isteğinden ortaya çıktı. Ansiklopedi içinde hiyerarşi olmadan her şeyi barındırdığından büyük bir enerjiye sahip. Balık maddesi de kendisine Mazı Köyü’nde bir yer edindi. Bir ansiklopedist olarak balık ile ilgili bulunabilen her türlü kaynak elden geçti ve körlerin bile reddetmeyeceği sonuçlara ulaşıldı. Pansiyondakiler ile yapılan tartışmalar bilimsel gerçeklerin yorumlanması ile son buldu. Bölgeden avlanan balıkların ya Atlantik Okyanusu’ndan veya Kızıldeniz vasıtasıyla Atlas Okyanusu’ndan geldikleri, Akdeniz, Ege ve hatta Karadeniz’i bir sakin yavrulama alanı olarak gördükleri ortaya çıktı. Akdeniz, son tahlilde Atlantik Okyanusu’nun sakin bir koyu idi. Tabii ki balıklar için! Dünyanın tek bir ekosistem gibi davrandığı fark edildi. Tabii akşam yediğimiz balıkların rakı yanında küreselleşmeye ne kadar katkıda bulunduğu tartışılır.
Kale Pansiyon bilim ve sanat için umut bulunduğunu gösteren en güzel örnek. Zaman içinde kendini çoğaltmayı başaracak ve bir SANAT KOYU ortaya çıkacak. Satış hedefi olmayan bu örnek çok iyi bir sanat ve halk buluşması.
Bülent Bakan
‘Körler için Ansiklopedi’

