Edebiyatın Ve Sahnenin Çınarı:
Haldun Taner
Türk edebiyatının ve tiyatrosunun yeri doldurulamaz çınarı Haldun Taner, vefat yıl dönümünde (7 Mayıs 1986) derin bir saygı ve özlemle anılıyor.
Öykücülüğümüze kazandırdığı modern soluk ve tiyatromuzda açtığı epik çığırla, Taner sadece bir yazar değil; aynı zamanda toplumsal bir hafıza olarak yaşamaya devam ediyor.
Türk edebiyatının zarif kalemi, kabare tiyatrosunun öncüsü ve öykücülüğümüzün bilge sesi Haldun Taner, aramızdan ayrılışının kırkıncı yılında eserleriyle bizleri selamlamaya devam ediyor. Gözlem gücü, ince mizahı ve insanı merkeze alan kalemiyle Taner, bugün hâlâ güncelliğini koruyan bir “çağdaş klasik” olma özelliğini sürdürüyor.
1915 yılında İstanbul’da doğan Haldun Taner, Galatasaray Lisesi ve Heidelberg Üniversitesi’ndeki eğitiminin ardından, edebiyat yolculuğuna öyküyle başladı. Ancak o, sadece kâğıt üzerinde kalmadı; sokağın sesini sahneye, sahnenin ışığını ise toplumsal eleştiriye dönüştürmeyi başardı.
Keşanlı Ali’den Devekuşu Kabare’ye: Bir Tiyatro İhtilali
Haldun Taner denince akla gelen ilk eser kuşkusuz “Keşanlı Ali Destanı”dır. Türk tiyatrosunda “Epik Tiyatro”nun ilk örneği kabul edilen bu şaheser, sadece Türkiye’de değil, dünya sahnelerinde de yankı uyandırdı.
Kabare Kültürü: Metin Akpınar ve Zeki Alasya ile kurduğu Devekuşu Kabare, Türk insanına kendini aynada görme fırsatı sundu.
Öykücülüğü: On Kurşuna Bir Bekçi, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü ve Ayışığında Çalışkur gibi eserleriyle, bireyin iç dünyasını toplumsal çarpıklıklarla harmanladı.
Haldun Taner’in Mirası
Taner, “Sanatçı, yaşadığı çağın tanığıdır.” derdi. O, sadece tanıklık etmekle kalmadı; okurunu ve izleyicisini düşündüren, güldürürken sarsan ve her zaman nezaketi elden bırakmayan bir rehber oldu.
“Her insan bir dünyadır.
Ama her insan bir dünya kuramaz.”
— Haldun Taner
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986‘da İstanbul’da öldü.
Bugün onun aziz hatırası önünde eğilirken, kurduğu o muazzam dünyaları yeniden keşfetmek, belki de ona sunabileceğimiz en anlamlı hediye. Ruhun şad olsun usta kalem!

