Site icon Kitaptan Sanattan

Monika Bulanda’nın ‘Şimdinin Parçaları’ Sergisi Üzerine

Monika Bulanda’nın 'Şimdinin Parçaları' Sergisi Üzerine

Monika Bulanda’nın ‘Şimdinin Parçaları’ Sergisi Üzerine – Vecdi Uzun yazdı…

Monika Bulanda’nın “Şimdinin Parçaları” sergisini açılıştan önce incelemek üzere 19.09.2025 Perşembe günü Ankara’da Belm’art Space Galeri’de sanatçı ile buluştuk.

Öncelikle galeri hakkında bilgi vermem gerekiyor. Bu galeriyi ilk defa ziyaret ediyordum. Galerinin; sanatı, galeri ve sergilemeyi çok iyi bilen birinin elinden çıktığı kapıdan girişte belli oluyordu. Belm’art Space, Ankara’nın o bilinen duvarlara ne kadar çok tablo asan galerilerinden çok farklı olarak, az ve yeterli sayıda sergileme alanı ile çok şık bir galeri görünümündeydi. Galerinin geriye yönelik sergilerini incelediğimde belirli bir düşünce yapısı ve ilkelerle sergi yaptığını gördüm. Belm’art Space Galeri’nin kurucusu ve yöneticisi Belma Ersu’yu kutlamak gerekir. Ankara’da Belma Ersu gibi sanat lisans ve Yüksek lisans mezunu galerici sayısı bir elin parmakları kadar bile değil.

Monika Bulanda; müzik ve görsel sanatlar gibi sanatın farklı dallarında çalışabilen, çalışmalarını farklı kültür ve disiplinlerle birbirine bağlayan çok disiplinli bir görsel sanatçı ve müzisyendir. 1983 yılında Polonya, Krakow’da doğan sanatçı, şu anda İstanbul’da yaşamaktadır. Sanatçının İngilizce, Lehçe, İspanyolca, Türkçe, Çince bilmesi ve bu ülkelerde yaşaması onun çok kültürlü yaşam ve düşünceye sahip olmasında önemli etken olmuştur.  Bu dilleri  akıcı bir şekilde konuşan sanatçı, Polonya ve Çin’deki önde gelen kurumlardan Caz Müziği ve Çin Çalışmaları alanlarında lisans derecelerine sahiptir.

Görsel sanatının yanı sıra Monika, önemli caz festivallerinde sahne alan ve önde gelen sanatçılarla iş birliği yapan profesyonel bir müzisyen olarak uluslararası bir kariyer inşa etmiştir. Monika Bulanda, müziği sanatı gibi, gelenekleri ve sanatın etkilerini kendi içinde yenileyip, sürekli değiştirip  yerel ve evrensel bağlantısını kurarak  çok kültürlü deneyimlere açık ve donanımda bir sanatçıdır.

Sürekli seyahatleri ve çeşitli yerlerde yaşama deneyimleri sayesinde Monika, dünyada kendine özgü bir yol çizmiştir. Küresel çapta neredeyse 100 farklı grupta davul çalmış ve ardından kendi projelerine odaklanmıştır. Polonya’daki Katowice Müzik Akademisi’nden caz davul eğitimi almış ve Varşova’daki Chopin Caz Okulu’nda eğitim görmüştür. Müzikal eğitiminin yanı sıra Monika, Varşova Üniversitesi’nden Sinoloji diploması almıştır. Bu eğitimler onun farklı kültürlere duyduğu derin ilgiyi artırması sonucu çok kültürlülüğü kolayca özümsemesine zemin hazırlamıştır.

Monika’nın müziği, tarzların ve geleneklerin canlı bir birleşimidir, Polonya ve Türk halk müziği, caz ve dünya müziğini harmanlayarak maceracı ruhunu ortaya koyar. Çin’deki performanslardan Türkiye’deki tanınmış müzisyenlerle yaptığı işbirliklerine kadar, sanatı kültürlerarası bağları ve yaratıcı keşifleri kutlamaktadır.

Kültürlerarası deneyimlerden ilham alan sanatçının çalışmaları; Türkiye, ABD, Katar, Belçika, Polonya, Norveç ve Birleşik Krallık’taki özel koleksiyonlarda yer almaktadır 15 yılı aşkın süredir Uluslararası alanda sergiler düzenleyen Monika Bulanda; kolaj, fotoğraf ve çizimi birleştirerek kendine özgü görsel sanat tekniğini geliştirmiştir.

Müzik dışında, Monika aynı zamanda özverili bir görsel sanatçıdır. Onun görsel sanatı doğrudan müziksel felsefesini yansıtır: Sınırları aşmak, farklı kültürel bakış açılarını kucaklamak, genelde insanların hapsedildiği kutunun dışında düşünmek, hız ve dinginliği birlikte sunmak. Monika’nın eserleri Türkiye, Ortadoğu ve İtalya’daki önde gelen galerilerde sergilenmiştir. Sanatçı dünyanın farklı sanat merkezlerinde fuar ve karma sergilere  katılmıştır.

Sanatçı; sanatseverlerie bugün ve gelecekteki Monika Bulanda’yı anlatmak için hazırladığı Drums and Dreams – Düşler ve Ritimler adlı kitabında merak ve yaratıcılık üzerine kişisel hikâyesini paylaşmaktadır. Polonya’nın güneyindeki küçük bir kasaba olan Stary Sącz’da büyüyen Monika’nın yolculuğu— kültürel değişim ve azimle şekillenen—hem bir müzisyen hem de bir sanatçı olarak vizyonunu derinden etkilemiştir.

Sanatçının solo sergileri aşağıdadır:

2025 “Denge” (Doha-Katar)

2019 “ ʼNo War Within No War Withoutʼʼ Aria Art Gallery ( Italy -Florence )

2015 “Bilinmeyeni İzlemek” Kare Sanat Galerisi (İstanbul)

2013 “Çoklu Şehir” Alan İstanbul Galerisi (İstanbul)

Sanatçıyla sergiyi birlikte incelerken onunla yaptığımız söyleşinin ana konularını sanatseverlerin Monika Bulanda’yı tanımaları için paylaşmaktayım.

“Kısaca özetlemek gerekirse; ben hayatı dolu dolu yaşamayı seçen, yolculuğu boyunca sanata ve müziğe yönelen biriyim. Multidisipliner bir sanatçı ve müzisyenim. Ama en başında, Polonya’nın güneyindeki küçük bir kasabada, dağların ve doğanın içinde büyümüş meraklı bir çocuğum. Çiftlikte başlayan bu yolculuk, farklı kültürlere olan ilgim ve keşfetme isteğimle beni dünyaya açtı. Özgeçmişimi aslında en detaylı şekilde yeni çıkan kitabım *“Düşler ve Ritimler”*de anlattım. Orada hayatımın bütün renklerini, iniş çıkışlarını ve maceralarını bulabilirsiniz. Çünkü gerçekten de benim hayatım bir kitap gibi…

Benim için sanat tek bir dala sığdırılamaz. Başlangıçtan itibaren insana dair olan her şey ilgimi çekti; humanist felsefe benim çıkış noktam diyebilirim. Bunun yanında sosyoloji, tiyatro, politika ve teknoloji gibi alanlar da düşüncelerimi yoğun şekilde besliyor ve çalışmalarımı etkiliyor. Kısacası hayatın farklı alanlarından beslenerek üretiyorum; çünkü sanat, bana göre, insanın yaşadığı her şeyle bağlantılıdır. Resim sanatına ilgim aslında çocukluk yıllarıma dayanıyor. Babam hem çok iyi bir çiftçiydi ve hem de yetenekli bir marangozdu. Çocukluğumun büyük kısmı onun atölyesinde geçti; birlikte ahşaptan evler, heykeller ve mobilyalar yaptığımızı hatırlıyorum. El sanatlarına ve manuel çalışmalara olan bağım sanırım o günlerde kuruldu. Daha sonra erken yaşta bir galeriye üye oldum ve orada eser dizme kuralları, malzemelerin kullanımı gibi konuları diğer sanatçılardan öğrendim. Müzikle ilgim ise 11 yaşında başladığım bateri dersleriyle birlikte gelişti. Ve hâlâ öğrenmeye devam ediyorum; çünkü hayat sürekli yeni şeyler sunuyor ve öğrenmek hiç bitmiyor. Büyüdüğüm şehir, Stary Sącz, çok eski ve köklü bir tarihe sahipti. Müzik ve sanatın güçlü bir geleneği vardı. O atmosferin de ruhuma işlediğine inanıyorum; bugün hâlâ ürettiğim her şeyde bu kültürel mirasın ilhamını hissediyorum.

Şu ana kadar hem Türkiye’de hem de farklı ülkelerde sergilerim oldu. Özellikle 2010–2017 yılları arasında Türkiye’de oldukça aktif bir dönem geçirdim. Bunun dışında Londra’da küçük bir sergiye katıldım. Belçika’da çalışmalarım sergilendi. İtalya’nın Floransa şehrinde ve Katar’ın başkenti Doha’da ise büyük kişisel sergilerim gerçekleşti. Eserlerim ayrıca farklı koleksiyonlara da girdi; bugün ABD ve Danimarka , İngiltere gibi ülkelerde işlerim özel koleksiyonlarda yer alıyor.

Resimlerim, kelimelerle anlatmak yerine duygularımı ifade etme biçimimdir. Onlar benim karmaşık düşüncelerimi ve yaşadığım deneyimleri anlamamı sağlıyor; her bir eser, adeta kendi hikâyesini fısıldıyor. Ben de çoğu zaman yaptıklarımı anlamaya çalışıyorum; çünkü her şey tamamen duygusal bir süreçten doğuyor. Çalışmalarım, yaşadığım dönemin bir yansıması, adeta benim kalbimden ve zihnimden kopup gelen parçalar. Elbette her işimin arkasında kendi hikâyem var, hatta o hikâyeleri anlatabilirim de. Ama bana göre işin asıl sihri, izleyicinin kendi yorumunu katmasında. Bu yüzden eserlerimi fazla açıklamayı, bir anlam empoze etmeyi tercih etmiyorum. Onları paylaşmak, başkalarının kendi yolculuklarıyla ilişkilendirmesine izin vermek benim için daha etkileyicidir.

Resimlerim genel olarak çağdaş (contemporary) sanatla yakın bir ilişki taşıyor. Ancak eserlerime bakarken mozaik sanatını, perspektif ve mimariyi, hatta bazı insanların “Matrix” olarak adlandırdığı bir düzeni hatırlamak mümkün. Dijital sanatın etkisi de işlerde hissediliyor; renkler, düzen ve detaylarda bu etki belirgin. Çalışmalarım mixed media tekniğiyle ortaya çıkıyor, ama benim için hangi “kutuda” yer aldığı çok önemli değil; kategorize etmekten hoşlanmıyorum. Dünya zaten böyle; sınıflar ve etiketler bazen sanatın özgürlüğünü kısıtlıyor. Benim duruşum, tıpkı daha önce söylediğim gibi, açık, meraklı ve insan odaklı bir humanist düşünceye dayanıyor.

Çalışmalarım tamamen benim duruşum ve hayatımda yaşadıklarımla bağlantılıdır. Ancak her izleyiciye farklı bir çağrışım yapabilir; işte bu yüzden onları sihirli ve mistik bir hâlde bırakmayı tercih ediyorum. Eğer daha fazla bilmek isterseniz sergilerime katılabilirsiniz. Konserlerimde veya kitap söyleşilerimde ise tüm hikâyeleri ve yaratım sürecinin detaylarını zaten paylaşmış oluyorum. Aslında yaptığım tüm sanat dalları birbiriyle bağlantılı; çünkü hepsi aynı kişi, aynı beyin ve aynı kalpten geliyor. Resimlerim, müziğim, performanslarım… Hepsi yaşadıklarımdan ve duruşumdan besleniyor. Farklı görünebilirler ama özüme bağlı olarak birbirini tamamlıyor ve aynı hikâyeyi farklı yollarla anlatıyor.

Tüm bu bağlantıları ve yaşadıklarımı merak edenler için kitap yazdım; çünkü gerçekten benim için karmaşık, renkli ve enteresan bir hikâye. Ben de hâlâ bu hikâyeyi ve kendi yolculuğumu anlamaya çalışıyorum. Sanırım üretmeye devam edebiliyorum çünkü hikâyem hâlâ bitmiş değil. Her gün yeni renkler, yeni deneyimler ve yeni düşünceler ekleniyor; bu da beni üretmeye, keşfetmeye ve ifade etmeye teşvik ediyor. Ve işte baştan bahsettiğim o çocukluğumdan gelen merak bitmeyince, hiçbir şeyim bitmez.

Şu anda insanlık gerçekten garip bir noktada. Gördüğümüz gündem, asla bu tarihte yaşayabileceğimizi tahmin edemeyeceğimiz olaylarla dolu. İnsanlığa ve medeniyetine büyük bir inancım vardı; ancak son günlerde gördüğümüz savaş, tüm değerlerimi ve inançlarımı sarstı. Sanatımla, gerçek insanı tarihin bir parçası olarak aktarmaya ve farkındalığı artırmaya çalışıyorum. Tek dileğim, insanların kendi iç dünyalarından kopmamaları; medyadan sunulan ters değerleri fark ederek kendi yollarını bulmaları. Çünkü aslında insanların algısı tersine dönmüş; neyin doğru neyin yanlış olduğunu görmek giderek zorlaşıyor.

Bence günümüzde sanatın ve müziğin en büyük rolü, insanları kendi içlerindeki duygularla yeniden bağlamak ve onlara dokunmak olmalı. İşte tek amacı bu olmalı.”

Monika Bulanda’nın bu sergideki çalışmaların tamamı;  karışık teknik ve kolaj olup, eşit karelere bölünmüş parçalar arasında koordinasyon sağlanarak bir bütün oluşturma ilkesine dayanmaktadır.

Serginin tamamı kareleme temeliyle kolaj tekniği ile hazırlanmış; illizyona dayanan izleyiciyi merkeze çeken   portreler, espası öne alan katmanlı olarak planlanmış geometrik çalışmalar ve çok özel bir çalışma olup, “Palymra” adını verdiği üç ana gruptan oluşmaktadır.

Bu sergide ahşap üzerine karışık teknik ile ortaya konan 164 cm- 345 cm ebatlarındaki “Palmyra” adlı  kolaj temelli  çalışma çalışma dikkat çekmektedir.  Bu çalışma yoğun ustalık, tasarım ve ustaca bir anlatım dilinin ürünüdür. Çalışma ilk bakışta Guernica’yla benzeşmeler içerdiği duygusu yaratsa da; bu benzeşmenin kaynağı insanlık dramının her dönemde yaşanabileceğinin göstergesidir.  Sanatçı bu çalışmasıyla; dün olduğu gibi, yarın da  herhangi bir zaman ve mekanda insanlık suçunu yaratanların ortaya çıkmasının muhtemel olduğunu vurgulayarak şimdiden  tedbir almanın önemini vurgulamaktadır.

Suriye ordusunun 2016 Mart ayında IŞİD’den (Irak Şam İslam Devleti) geri aldığı Palmira antik kentinde, on ay sonra Rus şef Valery Gergiev yönetiminde bir klasik müzik konseri verildi. Rusya Devlet Başkanı Putin’in destekçilerinden Gergiev; konserde St Petersburg’tan Mariinsky Semfoni Orkestrası’nı yönetti. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, Moskova’da konserden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “Kültür ustaları teröristlerle savaşanların yanında durarak desteklerini gösteriyorlar. Bu en büyük takdiri hak ediyor” dedi.  Bu on aylık süre içinde burada akla hayale gelmeyecek insanlık suçu işlenirken, tarihi eserlerin bir kısmı kaçırılırken, diğer kısmı da tahrip edilmişti. Başka bir deyimle burada yaşananlar; din adına bir taraftan insanlığa ve tarihe yönelik organize suçtur.

Monika Bulanda; bu çalışmasıyla herhangi bir bir yerde ve başka bir adlar altında işlenecek tüm insanlık suçuna karşı duruşu kendi diliyle ifade etmektedir. Benzer bir ses dün Picasso’dan Guernica olarak çıkarken, bu günlerde ise sadece Monika Bulanda gibi birkaç duyarlı sanatçının konuyu gündemde tutmaya çalışması düşündürücüdür. Beyaz ve siyahın değişik tonlarından oluşan çalışmanın iyi-kötü, savaş-barış gibi hayatımızda olan zıtlıkları simgelerken, resmin  içindeki belirli belirsiz  küçük bir kırmızı çiçeğin insanlık için tüm olumsuzlukları değiştirecek ve hiç bitmeyecek umudun simgesinin olduğu düşüncesindeyim. Semboller ile yüklü bu çalışmayı izlemek sanatseverin sanatçıyı anlaması için aracılık görevi üstlenmektedir.

Netice olarak; çağdaş sanatçı Monika Bulanda’nın bu sergisinin “Palmyra” adlı çalışması harici OP Art türü temelindeki  diğer çalışmalarının adeta “Palmyra” isimli çalışmaya ulaşmak için sanatçının dönemlere ayırdığı süreç çalışmaları olduğu düşüncesindeyim. Sanatçının “Şimdinin Parçaları” sergisini  izlerken bir sanatçının kendisini sistematik yenileme ve değiştirme çabasını görmek mümkündür. Resmin hızla tuval resmi dışına çıktığı ve sanat ifadesi için her şeyin kullanılabileceği  düşüncesinde olan biri kişi olarak, Monika Bulanda’nın izlediği  yolun çağdaş sanat değerleriyle örtüştüğü düşüncesindeyim. Çoklu kültürü özümsemiş, disiplinler arası çalışan ve giderek hızla globalleşen dünya ile temas kurabilecek sanatçı Monika Bulanda’nın uluslararası sanat dünyası ile etkin ve yeterli temas sağlayabilmesi halinde onu zaman içinde başka bir boyutta görmemizin mümkün olacağı düşüncesindeyim.

Vecdi Uzun

Duymak Ve Anlamak: ‘Çığlıksız Da Duyulabilir İnsan’

Exit mobile version