Site icon Kitaptan Sanattan

Osmanlı’dan Günümüze İtfaiye Teşkilatı

Osmanlı'dan Günümüze İtfaiye Teşkilatı

Osmanlı’dan Günümüze İtfaiye Teşkilatı:
Tulumbacılıktan Modern Kurtarma Sistemine Kültürel ve Tarihsel Yolculuk – Şeref Umut Ersop yazdı.

İnsanoğlunun yangınla mücadelesi, ateşi kontrol altına alma süreciyle birlikte başlamıştır. Tarih boyunca yangınlar şehirlerin en büyük felaketlerinden biri olmuş, bu tehdit karşısında toplumlar özel örgütlenmelere gitmiştir. Bu örgütlenmelerin en bilineni, antik Roma döneminden başlayarak Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde çeşitli evrimler geçirmiştir.

Bizans Dönemi İtfaiye Teşkilatı

Yangınla mücadele eden örgütlerin içinde en bilineni Roma itfaiyesidir. Roma İtfaiyesi’nin (Latince: Vigiles) tarihi, antik Roma dönemine kadar uzanır ve aslında Dünya tarihindeki ilk organize itfaiye teşkilatlarından biridir. MÖ. III. yüzyılda, Roma büyürken, yangınlar da büyük bir tehdit oluşturmaya başlamıştır.ˆ1 Roma yangınlarla bireysel ya da özel organizasyonlar ile mücadele etmiştir. Roma itfayesi temelinde ilk olarak 7000 itfaiye görevlisi (zenginlerin köleleri)  bulundurmuştur. Dönemin  zenginleri kendi kölelerinden oluşan özel yangın ekipleri kurmuştur.

Örneğin Marcus Licinius Crassus (MÖ. I. yüzyılda), yangınlara müdahale etmeden önce ev sahiplerine evlerini ucuza satmaları için baskı yapan özel bir “itfaiye” ekibi kurmuştur. Bu ekip zamanla daha çok fırsatçılıkla anılmıştır. Roma İmparatorluğu ikiye ayrılıp,  İstanbul’un Doğu Roma’nın başkenti olmasıyla birlikte itfaiyecilik teşkilatı İstanbul’da yeniden kurulmuştur. İtalya’daki sistemin aynısı olmasına dikkat edilmiştir. İstanbul’da çıkan yangınlar için gece devriyesi ve yüksek bölgelere gözetleme kulesi nöbetçileri kullanılması tasarlanmıştır. Ayrıca insan zincirinden oluşan su kovaları ve baltalar kullanılmıştır. İstanbul yangınlarında su takviyesi, su kemerleri sayesinde Istranca Dağları’ndan getirilmiştir. Ancak isyanlarda kemerlerin ve sarnıçların zarar görmesi ile yangınlara su taşınamamış, bu da başka sorunlar getirmiştir.ˆ2

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi İtfaiye Teşkilatı

Fetih sonrası, Osmanlı İmparatorluğu  ilk dönemlerinde yangınlara karşı önlemler almıştır. Ancak bu önlemler basit olmuştur.  Örneğin, her evin bahçesinde içi su dolu büyük fıçı ve boyu çatıya kadar uzanacak büyükçe uzun merdiven bulundurma emri verilmiştir. 1361 yılında  başkent Edirne Muradiye Cami’nin içindeki büyük uzun ağaç gözetleme kulesi olarak kullanılmıştır. Ateşle yangınla mücadele eri olarak yeniçeriler görevlendirilmiştir. Yangınla mücadele malzemeleri Yeniçeri Ağası’na devredilmiştir. 17. ve 19. yüzyıllarda yaşanan büyük yangınlar, İstanbul’un  yapı stokunu yok etmiş, toplumsal dokuyu derinden sarsmıştır. Bu felaketler karşısında öncelikle Yavuz Sultan Selim dönemi olmak üzere bütün padişahlar dönemleri içinde önlem almaya çalışmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk tulumbacı ocağı, yangınla mücadelenin örgütlü ilk adımı olarak öne çıkmıştır. Mahalle dayanışmasına dayalı tulumbacılar, su tulumbaları taşıyarak yangına müdahale ederken, halk arasında kahraman figürleri olarak kabul görmüşlerdir.^3 Tulumbacılık teşkilatının erken dönemlerinde özellikle önemli bir figür olarak öne çıkan Davut Ağa, Peygamber’le aynı adı taşıdığı için kendisine Gerçek Davut Ağa  lakabı verilmiştir. Gerçek Davut Ağa’nın mezarı İstanbul’da Haseki semtindedir. 18. yüzyılın ikinci yarısında tulumbacı ocağının yaygınlaşmasında ve organizasyonunda etkin rol oynamıştır. Davut Ağa, Nevşehirli İbrahim Paşa ile birlikte tulumbacılık ocağını kurmuştur. Gerçek Davut Ağa, mahallelerin tulumbacı birliklerini oluştururken mahallenin gençlerinden, bıçkın delikanlılarından ve esnafı olan bakkal ile kasaplardan seçmeye özen göstermiştir. Her mahallenin tulumbacıları, belirledikleri renkte uzun pantolon ve uzun kollu gömleklerden oluşan üniformalar giymiştir. Üniformalarında dumanı simgeleyen siyah ve ateşi simgeleyen kırmızı renkleri kullanmışlardır. Gerçek Davut Ağa hayalperest, cesur ve zeki bir kişiliğe sahiptir, bu nedenle çoğu icadı yapmaktan çekinmemiştir. Özellikle yangınlarda kullanılan tulumbayı icat etmiştir. Disiplini ve eğitimiyle  tulumbacıların örgütlenmesini güçlendiren Davut Ağa, yangın anında sergilediği cesaretle mahalle halkının güvenini kazanmıştır. Onun liderliğinde tulumbacılar, sadece yangına müdahale etmekle kalmayıp, mahallelerde gece nöbetleri tutarak erken müdahale kültürünün temelini atmışlardır..^4

Bu çabalar, tulumbacılığı sadece bir yangın söndürme faaliyeti değil, aynı zamanda  toplumsal dayanışma ve kültür biçimi haline getirmiştir^5 Her evin bahçesine Tulumba  konulması emri verilmiştir. Öncelikle, Beşiktaş (Çırağan), Üsküdar,  Beylerbeyi Sarayları’nın bahçesine tulumbalar yerleştirilmiştir.  İkinci Abdülhamit Han döneminde ise 150 adet balta, 150 adet testere bulundurulması için ferman yazılmıştır. Lale Devri’nde yangınla mücadele konusunda devrim yaşanmıştır. Alarm sistemi devreye alınmıştır. Galata Kulesi, gözetleme kulesi haricinde çıkan yangınları haber vermek için kullanılmıştır.  Kadıköy, Üsküdar, Bostancı’da çıkabilecek yangınlar için Marmara Denizi’nde sürekli tulumbacıların devriye atması ve çıkacak yangınlara karşı, kıyıya geçerek müdahale etmesi sağlanmıştır. Bu deniz taşıtlarına da Ateş Kayıkları denmiştir. Bu Ateş kayıkları ilk olarak Üsküdar’da Mihrimah Sultan Cami’nin yanındaki kebapçının bacasının tutuşması ile oluşan yangına giderek adını duyurmuştur. ^5

İstanbul’un İlk İtfaiye Komutanı Ödön Szechenyi Paşa ve Modern İtfaiyenin Kuruluşu

Kont Ödön Széchenyi Paşa, 1890

Tulumbacılık, İstanbul’da günlerce sönmeyen  büyük yangınlar karşısında yetersiz kalmaktadır. İstanbul’un en önemli sorunu suyun tedarik edilememesi ve teknolojik aletler yerine eski usul aletlerle yangına müdahale edilmesidir. Ayrıca yangın çıkma olasılığı, halkın yanı sıra sigorta şirketlerini ve özellikle İngiltere, Fransa ve Almanya’nın büyükelçilikleri başta olmak üzere yabancı temsilcilikleri de kaygılandırıyordu. Bu durum, modern bir itfaiye teşkilatının kurulması yönünde Padişah üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuştur.^6 Bu noktada devreye Macar asilzadesi Kont Ödön Széchenyi Paşa girmiştir. Ödön Széchenyi Paşa, yalnızca modern itfaiye teknolojilerini İstanbul’a taşıyan bir figür değil, aynı zamanda Osmanlı kamu güvenliği sistemine disiplin, organizasyon ve eğitim kavramlarını kazandıran önemli bir reformcu olmuştur. 1867 Paris Fuarı’ndaki modern itfaiye teknolojileriyle tanışan Ödön Paşa, II. Abdülaziz’in davetiyle İstanbul’a gelerek 1874’te Dersaadet İtfaiye Teşkilatı’nı kurmuştur.^6  Ödön Paşa’nın en büyük katkısı, itfaiye hizmetlerini kurumsal, disiplinli ve teknolojik olarak yeniden yapılandırması olmuştur. Ödön Paşa sayesinde yangınlarda modernleşme çerçevesinde yırtık harap borular tamir edilmiş ve itfaiyecilere kancalı köprülü  merdivenler getirilmiştir.^7 İtfaiye erlerine bu merdivenleri kullanma ve manevra eğitimleri verilmiştir. Ödön Paşa’nın reformları yalnızca teknik düzeyde kalmamış; halkı bilinçlendirme, kalabalığın yangın anında yarattığı karmaşayı azaltma, erken uyarı sistemleri ve altyapı iyileştirmeleriyle yangınla mücadeleyi sistematik hale getirmiştir. ‘5 Avrupa’dan buharlı yangın arabalarının alınmasını istemiştir. İstanbul’a başta önemli yerler olmak üzere ilk kez sabit yangın muslukları yerleştirilmiştir. Taşınabilir yangın tüpleri halka tanıtılmış ve görevlilere eğitim verilmesi sağlanmıştır. Personel için üniforma ve gece gündüz nöbet sistemleri oluşturulmuştur. Onun çabalarıyla İstanbul’da yangınla mücadele, bireysel kahramanlıklardan kurumsal sorumluluğa evrilmiş; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan profesyonel bir geleneğin temeli atılmıştır. Bu yenilikler, Osmanlı itfaiyesinin sadece yangınla mücadele eden değil, aynı zamanda kentin güvenliğini sağlayan profesyonel bir kuruma dönüşmesini sağlamıştır.

İSTANBUL’DA DEĞİŞİMİ BAŞLATAN BÜYÜK YANGINLAR

Çırağan Sarayı Yangını, (1909)  İmparatorluğun İhtişamının Küle Dönüşü

III.Ahmet’in kızı Hatice Sultan ile evli olan damat Nevşehirli İbrahim Paşa’nın karısına hediye olarak yaptırdığı Boğaziçi’nin incisi, Çırağan Sarayı zamanla Sultan Abdülaziz’in Batılılaşma vizyonunu yansıtmaya başlamıştır.

Çırağan Sarayı, 1909 yılının Ocak ayında büyük bir yangınla kül olmuştur. Yangın, rüzgârın da etkisiyle hızla Sarayı sarmış, itfaiye müdahalesi  gecikince Saray beş saat içinde  tamamen yanmıştır. Sadece  günümüze kadar gelen taş hamam zarar görmemiştir. ^ 8 Yangının çıkış sebebi tam olarak bilinmemektedir. Günümüz tarihçileri, elektrik kontağı ya da sabotaj ihtimalleri üzerinde  durmaktadırlar. Yangın sadece bir yapıyı değil, Padişahın  koleksiyonlarını, meclis  arşivlerini ve Osmanlı’nın Batılılaşma sembolünü de yok etmiştir. Bu trajedi, yangın önleme ve müdahale sistemlerinin zayıflığını ve itfaiye erlerinin eğitimsizliğini de gözler önüne sermiştir. Bu büyük yangın, modernleşmenin gerekliliğini göstermiştir. “Bir musibet bin öğütten hayırlıdır” sözü halk arasında söylenmeye başlanmış ve halkta ve basında Ödön Paşa’nın modernleşme projelerine dönük talepler gittikçe  artmaya başlamıştır.

İşgal Dönemi İstanbul Yangınları (1919–1922)

Mondros Mütarekesi sonrası İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgali, şehrin siyasi yapısını altüst ederken, yangınlar da toplumsal hafızaya yeni travmalar eklemiştir. İşgalin ilk yıllarında özellikle Müslüman ve Türk mahallelerinde art arda çıkan yangınlar, halk arasında sabotaj şüphesi yaratmıştır.^ 9

Kasımpaşa, Fatih ve Üsküdar gibi semtlerdeki yangınlar, kundaklama olduğu düşünülen ve işgal güçlerinin müdahale etmediği vakalar olarak tarihe geçmiştir. Ayrıca, o dönemlerde İstanbul’da yaşayan Beyaz Rus göçmenler, barınma amacıyla metruk ahşap binalarda yaşamaktaydılar. Bu binalarda ısınmak için yapıların tahta parçalarını sökerek yakmışlardır. Bu durum, İstanbul’da yangın tehlikesini artırmış ve binalarda çökme riskine yol açmıştır. Böylece tulumbacıların (itfaiyecilerin) yükü de artmıştır. İtfaiye ekipleri ise işgal güçlerinin engellemeleri nedeniyle yeterince müdahale edememiştir. Bazı itfaiyecilerin işgale karşı direnişi belgelenmiştir.^10  Örneğin: Mim Mim Grubu lideri Cambaz Mehmet Bey ve Üsküdar’da faytoncular lideri Ethem Pehlivan gibi. Dönemin gazetelerinden Vakit gazetesinde çıkan bir haberde, 1922 yılında Beşiktaş’ta çıkan  bir yangında işgalci Fransız askerleri müdahale etmişler, ancak İstanbul’a su tedariğinde bulunan Terkos şirketi yetersiz kalınca askerler çareyi askeri araçlarından su çekmekte  bulmuşlardır.

Dönemin gazetelerine  konuşan askerler arasında geçen diyalog şudur; “Türkler yangını söndürmekten anlıyor mu? Türkler cesurlar ama yetmez ellerinde cesaretten başka bir şey yok …”ˆ11 Bu yangınlar, Osmanlı’nın siyasi çöküşünü, İstanbul’un ise yeni bir kimlik arayışını simgeliyordu.

Bahriye Hanım: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İlk Kadın Tulumbacı

İtfaiye teşkilatında kadınların yer alması, Osmanlı modernleşme süreci ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına rastlamıştır. Bu alandaki öncü isimlerden biri olan Bahriye Hanım, 1918-1925 yılları arasında İstanbul tulumbacılık tarihinde özel bir yere sahiptir.^12 Bahriye Hanım, geleneksel erkek egemen itfaiye teşkilatına ilk kez giren kadınlardan biri olarak, özellikle işgal dönemindeki yangınlarda aktif rol üstlenmiştir. Henüz resmi statü verilmemekle birlikte, gönüllü tulumbacı olarak görev almış, yangınlara müdahalelerde bulunmuş ve böylece kadınların kamu hizmetindeki yerinin genişlemesine örnek teşkil etmiştir.^13 İşgal güçlerinin itfaiye müdahalelerini kısıtladığı, erkek itfaiyecilerin müdahalede zorlandığı dönemlerde, Bahriye Hanım’ın ve onun gibi kadınların dayanışma ve cesareti dikkat çekmiştir. Bu dönemde yerel gazetelerde kadın tulumbacıların kahramanlıkları övgüyle anlatılmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınların kamusal alanlardaki varlığına öncülük eden Bahriye Hanım, itfaiyede sadece yangın söndürme işlevi değil, aynı zamanda kadınların kamu hizmetlerinde görünürlüğünü artıran sembolik bir figür olarak da kabul edilir.^14

İstanbul’da Cumuhuriyet Dönemi İtfaiyesi

Tatavla Yangını (1929): Çok Kültürlü Mahallenin Alevlerle Sınavı

1929 yılında İstanbul’un Tatavla (Günümüzdeki Kurtuluş) semtinde çıkan yangın, Cumhuriyet’in ilk yıllarında modernleşme ve kentleşme hamlelerinin önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Tatavla, Ermeni, Rum, Yahudi ve Türk nüfusun birlikte yaşadığı, çok kültürlü yapısıyla bilinen önemli bir işçi mahallesidir. Bu özelliğiyle yangının etkileri yalnızca maddi değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel anlamda da derin yaralar açmıştır. Dönemin gazeteleri yangını geniş şekilde manşetlerine taşımıştır. Cumhuriyet gazetesinde 5 Temmuz 1929 tarihli haberde, yangının gece yarısı başlaması ve hızla ahşap evlerin yoğun olduğu bölgede yayılması vurgulanmıştır. Tatavla semtinde çıkan yangın, şiddetli rüzgârın da etkisiyle kısa sürede yüzlerce evi kül etmiştir. Mahalle halkı canlarını zor kurtarırken, itfaiye ekipleri gece boyunca yangına müdahale etmiştir. ^15 Akşam gazetesinde de ;  Yangının büyüklüğüne dikkat çekilerek, yaklaşık 2000 evin yandığı ve binlerce kişinin evsiz kaldığı yazılmıştır.  Yangının çıkış sebebi tam olarak belirlenememiş olsa da, eski elektrik tesisatı ve dikkatsizlik ihtimali üzerinde durulmuştur.^16 Yangın sırasında semtin sokaklarının dar olması ve evlerin birbirine bitişik ahşap yapıların olması müdahaleyi zorlaştırmıştır. İtfaiyenin modern araçları ve eğitimli personeli olmasına rağmen, yapısal şartlar felaketin boyutunu büyütmüştür. Bu durum, Cumhuriyet’in erken dönem kent planlama politikalarında yangına dayanıklı malzeme ve geniş caddelerin önemini arttıran somut örneklerden biri olmuştur. Tatavla Yangını sonrası 1930 yılında Mustafa Kemal Atatürk bu semte Kurtuluş ismini vermiştir.^17

O zamanki İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bölgede yeniden inşa çalışmalarında ahşap yapıların yerine daha dayanıklı ve yangına karşı dirençli betonarme yapıların kurulmasına öncelik vermiştir. Aynı zamanda itfaiye teşkilatı, özellikle eski yerleşimlerde yangın riski yüksek bölgelerde denetim ve eğitim çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. Bu yangın, İstanbul’un çok kültürlü toplumsal yapısına da büyük zarar vermiş, semtin sosyal dokusunun değişmesine yol açmıştır. Yangın sonrası göçler ve yeniden yapılanma süreci, Tatavla’nın kimliğinde önemli kırılmalara neden olmuştur.^18

Erken Cumhuriyet Döneminde Yenilenen İtfaiyecilik

Erken Cumhuriyet dönemi, Osmanlı’dan miras kalan dağınık ve yerel yapının yerine, kurumsallaşmış  kamu hizmeti anlayışının benimsendiği bir geçiş sürecidir. Bu dönüşüm, itfaiye teşkilatı için de köklü bir yeniden yapılanma anlamına gelmiştir. 19 Cumhuriyet’in ilanından sonra, yangınla mücadele yalnızca yerel halkın inisiyatifine bırakılmaktan çıkarılarak, belediyeler ve devlet eliyle yürütülen profesyonel bir hizmet haline getirilmiştir. Özellikle 1920’li ve 1930’lu yıllarda, belediye teşkilatlarının güçlendirilmesiyle birlikte, modern yangın söndürme ekipmanları ithal edilmiş, itfaiye personeli teknik eğitim almaya başlamış ve batıdaki örnekler doğrultusunda disiplinli bir yapılanma oluşturulmuştur. 20  İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde motorlu itfaiye araçlarının kullanılması, tulumbacılığın nostaljik ama yetersiz mirasını geride bırakmıştır. Ayrıca bu dönemde, yangınların sadece fiziksel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal etkileri de göz önünde bulundurularak, şehir planlaması ve yapı düzenlemelerinde de yangın güvenliği kriterlerine daha çok önem verilmiştir. Böylece erken Cumhuriyet dönemi, yalnızca yangınla mücadele yöntemlerinin değil, yangına karşı koruyucu şehir anlayışının da şekillendiği bir dönem olmuştur.

İtfaiyenin Yaklaşık 100 Yıllık Modernleşme Süreci

Ödön Paşa’dan itibaren başlayan bu modernleşme süreci, günümüzde de devam etmekte olup İstanbul İtfaiyesi’nin 2024 yılı itibarıyla yaklaşık 150 yıllık profesyonel bir geçmişi vardır. Ancak özellikle son 100 yıl, yani 20. yüzyıl başlarından günümüze uzanan dönem, itfaiyenin teknolojik altyapısının, müdahale kapasitesinin ve toplumsal bilincin büyük bir hızla geliştiği zaman dilimi olarak öne çıkmaktadır.^21

Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte, yangın önleme ve müdahale sistemleri devletin öncelikli konuları arasına girmiştir. Modern motorlu itfaiye araçları, yangın algılama sistemleri, eğitim programları ve profesyonel itfaiyecilik kavramı, özellikle 1920’ler ve sonrası dönemde hız kazanmıştır. 1950’lerden itibaren ise iletişim teknolojileri ve afet yönetimi sistemleri ile bütünleşerek İstanbul gibi büyük metropollerde çok disiplinli kriz müdahale yapıları oluşturulmuştur.^22

Bu yüzyıl içinde itfaiye teşkilatı sadece yangınla mücadele değil, aynı zamanda doğal afetler, kazalar ve diğer acil durumlarda da temel kamu hizmeti sunan çok yönlü bir kurum haline gelmiştir. Ayrıca, kamuoyunda farkındalık yaratma ve yangın güvenliği kültürünü geliştirme çabaları da bu sürecin önemli bir parçasıdır.

Sonuç

Sonuç olarak, İstanbul’un tarihinde iz bırakan Çırağan yangını, Balat ve Fener yangını, Tatavla yangınları, yalnızca fiziksel yıkımlar değil, aynı zamanda toplumsal hafızada derin izler bırakan travmalardır. Bu büyük yangınlar, şehrin hem mimari dokusunu hem de sosyal yapısını sarsarken; yangınlara karşı geliştirilen mücadele biçimlerinin dönüşümünü de zorunlu kılmıştır. Çırağan Sarayı’nın kül olması, devletin ve hanedanın bile bu tehlikeden muaf olmadığını gösterirken; Balat ve Fener gibi yoğun yerleşimli, dar sokaklı mahallelerdeki yangınlar ise halkın gündelik yaşamındaki savunmasızlığını ortaya koymuştur. Tüm bu felaketler, İstanbul İtfaiye Teşkilatı’nın tulumbacılıktan modern itfaiyeciliğe evrilmesinin kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğunu açıkça göstermiştir. Yangınlarla yoğrulan bu tarih, aynı zamanda dayanışmanın, örgütlü mücadelenin ve teknik gelişimin bir hikâyesidir.

Şeref Umut ERSOP
Tarihçi

KAYNAKÇA

1 . “itfaiye” , Türk Ansiklopedisi, Milli  Eğitim,  Basımevi, Ankara, C.20 , 1972, s.445 ; Roma İtfaiyesi ve Köle Sistemi Üzerine, Tarih Araştırmaları Dergisi

  1. Roma İtfaiyesi ve Köle Sistemi Üzerine, Tarih Araştırmaları Dergisi ;Murat Erdin, İstanbul’da İtfaiye, İBB Basımevi,1.Baskı, İstanbul,Mart 2023,s. 14 ,15

3.Tulumbacılar Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme, Türk Kültür Tarihi Enstitüsü

4.Gerçek Davut Ağa ve Tulumba İcadı, Osmanlı Bilim Tarihi Araştırmaları; Ahmet Öztürk, Osmanlı’da Halk Güvenliği: Tulumbacıların Kökeni ve Gelişimi (İstanbul: Tarih ve Kültür Yayınları, 2012), 78.

  1. Tulumbacılar Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme, Türk Kültür Tarihi Enstitüsü

6.Ödön Paşa ve Modern İtfaiye Teşkilatı, Tarih Vakfı Yayınları ; Mehmet Pamuk, “Modern İtfaiyenin Kurucusu: Kont Ödön Paşa,” Tarih ve Toplum, no. 118 (1993): 47; https://www.aa.com.tr/tr/gundem/osmanli-ve-macaristanda-duzenli-itfaiye-teskilatinin-kurucusu-kont-odon-szechenyi-pasa/2739695

  1. Murat Erdin, İstanbul’da İtfaiye, İBB Basımevi,1.Baskı,İstanbul,Mart 2023,s. 14 ,15
  2. Çırağan Sarayı Yangını, Millî Saraylar Arşivi
  3. İşgal Yıllarında İstanbul Yangınları, Arşiv Belgeleriyle İstanbul

10.Vakit Gazetesi, 1922

11.Vakit Gazetesi, 1922

12.Bahriye Hanım ve Kadın Tulumbacılar, Cumhuriyet Arşivleri

  1. Kadının Kamusal Alandaki Rolü, İstanbul Üniversitesi Kadın Çalışmaları
  2. Gönüllü Kadın İtfaiyeciler Üzerine Derleme, Sosyal Tarih Dergisi
  3. Cumhuriyet Gazetesi, 5 Temmuz 1929
  4. Akşam Gazetesi, 6 Temmuz 1929
  5. Kurtuluş Semti Yeniden Yapılanma Raporu, 1930
  6. Tatavla’dan Kurtuluş’a, Çok Kültürlü Mahallelerin Dönüşümü, Bilgi Üniversitesi Yayınları
  7. Orhan Koloğlu, İtfaiyenin Serüveni: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yangınla Mücadele Tarihi (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000), 115.
  8. Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 5 (İstanbul: Doğan Kardeş Yayınları, 1958), 1221 ; Gülden Erkut, “Kent Planlamasında Afet Güvenliği ve Erken Cumhuriyet Dönemi Uygulamaları,” Planlama 2004/1 (2004): 39–42. ; Ayhan Kaya, “Erken Cumhuriyet Dönemi Kentleşme Politikaları ve Modernleşme Süreci,” Toplum ve Bilim 80 (1998): 105.
  9. İstanbul İtfaiyesi Resmi Web Sitesi, 2024 Verileri
  10. Afet ve Kriz Yönetimi Entegrasyonu, AFAD Raporları

Ölüm; Hayat Hiç Bitmesin İsteyenlerin Tuzağı, Gerçeği Arayanların Son Çıkışı

Exit mobile version