Büyük devrimler, ulusların bütün toplumsal, siyasal, kültürel dinamiklerinin en üst düzeyde tarih sahnesine çıktığı, rollerini en üst düzeyde oynadıkları büyük patlama ve dönüşüm süreçleridir. Bir devrimi, onun oluşum sürecini, hazırlayıcı dinamiklerini iyi anlayabilmek için, sadece toplumsal ve siyasal tarihi bilmek yetmiyor. Toplumun kültürel tarihini, sanat ve edebiyatını da en az diğerleri kadar bilmek gerekiyor.
Rus edebiyat ve sanatında büyük dehalar çıkmışsa eğer, bunun en önemli nedenlerinden birisi, bütün bu yazar ve sanatçıların, Rus devrimci düşüncesi ve siyasetleriyle içiçe olmalarıdır. Halkın yaşadığı insanlık dışı koşullardan kurtuluş sorunlarına derinlemesine kafa yormalarıdır.
TOLSTOY VE RUS HALKÇI, TOPLUMCU KÜLTÜRÜNÜN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Tolstoy, yalnız yoksulluk ve açlık içindeki Rus halkının acılarını ve yaşadığı baskıları, uğradığı haksızlıkları yansıtmakla kalmamış, o günkü sistem altında ezilen “geniş kitlelerin mizacını büyük bir güçle vermeyi, yaşadıkları koşulları çizebilmeyi ve içlerinden doğan öfke ve karşı çıkma duygularını dile getirmeyi de başarmıştır. Özellikle de 1861-1904 dönemini yaşadığından, ilk Rus Devriminin kendine özgü bütün çizgilerini, bütün güçlü ve güçsüz yanlarını (…) yapıtlarında şaşırtıcı bir berraklıkta canlandırmıştır.”(3)
Tolstoy’un büyük köylü kitleleri tarafından bir ermiş, bir peygamber derecesinde saygı görmesi ve yüceltilmesinde, Rus köylüsünin ve toprak ağalarının yaşamı üzerine derin bilgiye sahip olması ve bunu eserlerinde olağanüstü bir sanatsal yaratıcılıkla bütün incelikleriyle ve bütün içtenliğiyle yansıtmış olmasının rolü büyüktür. Romanlarında Rus aristokrasisinin baskı ve zulmünü, asalak ve ikiyüzlü karakterini, ahlaksızlığını yüksek bir estetik duyarlılıkla işlemiştir.
Bilindiği gibi romanda 1812’de Napolyon işgaline karşı ulusal direnme savaşında özellikle Rus köylüsünün ilk kez gerilla çeteleri oluşturarak katılımına geniş olarak yer verir. Özetle roman, Rus aydınlanması-modernleşmesi ve ulusal demokratik devrim sürecinin en kritik dönemeçlerinden birini konu edinir. Bunun Rus halkında ve aydınında yarattığı olağanüstü değişimin, zengin karakter yaratımıyla yetkin bir tablosunu çizer.
DOSTOYEVSKİ’NİN AVARE RUS AYDININA “TOPRAĞA DÖN!” ÇAĞRISI
Tolstoy gibi Dostoyevski de, Rus Devriminin bütün düşünsel ve estetik birikiminin Aydınlanmacı halkçı ve sosyalist içerikte oluşup şekillendiği, Rus ulusal kültürünün temellerinin atıldığı 1840-1880 döneminin toplumsal ve düşünsel ikliminde eserlerini verdi. Tolstoy’un halkçılına ve eşitlikçiliğine karşın, Dostoyevski de, Rus milletinin özgünlüklerini öne çıkaran ve yücelten Slavseverlerden de etkilenerek ulusalcı tavrını, bir çeşit Slavcı sosyalizmi eserlerine, düşüncelerine yansıtmıştır.
Yer Altından Notlar romanında, kapitalizmin “rasyonel bireyciliği” eleştirilirken, öte yandan kişiliksiz, ezik, köle ruhlu Rus küçük memurunun, küçük burjuva insanının, kibirli, kendini beğenmiş aristokrasiye karşı, bir güç olma arzusunun iç mücadelesi anlatılmaktadır. Bu yapılırken, hem Çarlık sisteminin insanı köleleştiren baskısına karşı birey olma mücadelesi olumlanıyor, hem de birey olunurken, toplumun ortak çıkarlarını, ortak değerlerini yok sayan liberal bencillik eleştiriliyor.
Dostoyevski’nin 1860 ve 70’lerdeki romanlarının düşünsel özünü, aynı dönemde Batı’da bireyin tanrılaştırıldığı ve Nietszche’nin “üst insan” ve “güç istenci” felsefesi ile taçlandırdığı bir Avrupa kültürüne tepki oluşturuyordu. Kaba maddeci bir bencilliği yücelten bu kapitalist kültüre karşı tepkinin Ortadoks Rus kültürüne dayanan alternatif arayışları ise, romanlarında ve düşünsel yazılarında, Herzen’in “Rus sosyalizmi”nden de esinler taşıyan “evrensel insanlık ideali”, “insanlığın özgür birliği ideali” biçimlerinde ütopyalar oluşturuyordu.
Dostoyevski’nin Batı kültürüne tepkileri, Cinler, Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza’da çok yönlü işlenmiş, betimlenmiştir. Bu romanların ana temalarını, kendini tanrı gibi gören ve tanrısal gücü, öldürme ve ölme iradesini göstererek kanıtlamaya kalkışan Batılılaşarak toplumuna yabancılaşmış, bireyci ve bencil karakterlerin dramı oluşturur.
Onun düşüncelerinin en özlü anlatan şey, Moskova’da yaptığı Puşkin’le ilgili konuşmasıdır. Bu konuşma, onun, toprağından kopmuş, Yevgeni Onegin, Aleko tipi avare Rus aydınına, artık yurda dönme zamanının geldiğini duyuran çok güçlü bir çağrıdır.(4)
PUŞKİN VE GOGOL: RUS EDEBİYATININ KURUCU-ÖZGÜN KAYNAKLARI
Modern Rus edebiyatının kurucusu Puşkin’in Aleko ve Yevgeni Onegin karakterleri, Rus romanının öncüsü Gogol’ün Ölü Canlar’daki Çiçikov, Turgenyev’in Rudin ve Gonçarov’un Oblomov karakteri, aynı aydın özelliğinin farklı biçimlerde sunulmasıdır. Sorumluluk üslenmekten korkan, iktidarsız, dolayısıyla hayatı değiştirme iradesinden, üretme yeteneğinden yoksun bu aydın tipleri, Rus devriminin en önemli sorunlarından birini oluşturmuştur. Çağdaş Rus edebiyatının kurucu temellerini Puşkin ve Gogol’ün yarattığı gerçekçi ölümsüz ve evrensel karakterlerdir bunlar.
“Sanatta gülmenin dehası” olarak tanımlanan Gogol, özellikle Ölü Canlar, Müfettiş ve Palto’da canlandırdığı ölümsüz tiplerle, Rus feodalizminin çürümüşlüğünü ve ahlaki çöküşünü bütün çıplaklığı ile ortaya serdi. Rusya’nın bu büyük gerçeğini zihinlerden silinmez derin çizgileriyle betimledi; “toplumsal yerginin eşsis ustası” olarak tarihe geçti, evrenselleşti.
RUS DEVRİMCİ DÜŞÜNCESİNİN VE EDEBİYATININ FELSEFİ, TEORİK, ESTETİK TEMELLERİ
Rus devrimci düşüncesine, çağdaş felsefe, estetik, siyasal düşünce birikiminin en üst düzeyde, en zengin ve derin içerikle yorumlanıp aktarılmasında ve böylece Rus kültürüne olağanüstü bir dinamizm kazandırılmasında dört düşünür ve eleştirmenin belirleyici nitelikte katkıları olmuştur: Belinski, Herzen, Çernişevski ve Stasov. Bu düşünür ve eleştirmenler, özellikle çağdaş aydınlanmacı felsefe, toplumsal-siyasal düşünce ile edebiyat-sanat arasındaki felsefi ve organik bağın kurulmasında, böylece Rus devrimci kültürünün oluşmasında tayin edici bir rol oynamışlardır. Bunlarsız ele alınan bir Rus edebiyatı tek ayakla olmaya mahkumdur.
Özellikle Belinski ve Herzen, onlardan 8-10 yıl sonra doğan ve düşünce hayatına biraz daha geç katılmalarına karşın Marks ve Engels’lerle, ütopik sosyalizmin, Hegel felsefesinin etkili olduğu aynı düşünce ikliminde, aynı duyarlılıka insanlığın benzer sorunlarına çözüm arayışı içindedirler. Hegel’in idealist tarihsel felsefesinin ve bireyin sanatsal yaratıcılığını özgürleştirip ateşleyen Alman Romantizminin etkisi altındadırlar.
Onlar, Avrupa’da yükselen ve Rus aydınını da heyecanlandıran ulusal ve demokratik devrim dalgasını arkalarına alarak, bu felsefi düşünceleri Rusya gerçekliğinde bir toplumsal devrimci programında özgünleştirip hayata geçirmenin arayışı içindedirler. Henüz işçi sınıfının ciddi bir varlık göstermediği Rusya gerçekliğinde, kapitalizmin yıkıcılığına karşı bulabildikleri biricik alternatif, sosyalist bir toplumun çekirdeği olarak köy komünleriydi.
Herzen ise, Belinski’den farklı olarak, 1848 ve 1870 döneminde Batıdaki düşünsel ve toplumsal gelişmeleri yakından izleme ve bunları Rusya özgülünde yorumlama ve devrimci, sonuçlar çıkarma çabasına öncülük etmesidir. Rus devrimci düşüncesine önemli katkılar yaptığı bu süreçte Herzen, Slavcılıkla Batıcı aydınlanmacı düşünceler arasında zaman zaman gidip gelmeler ve çelişkiler yaşasa da “Rus sosyalizmi”nin önde gelen kurucu düşünürlerinden biri olduğu kesindir.
Herzen, 1869’da Eski Bir yoldaşa Mektuplar başlığı altında yayımlanan yazılarında, Rus sosyalizmi düşüncesiyle bağlantılı olarak savunduğu, Rusya’da kapitalizm yaşanmadan doğrudan sosyalizme geçiş teorisinin dikkate değer önemli bir gerekçesini dile getiriyordu. Ona göre, kapitalist “eski dünya” yıkılıyor gibi görünüyordu. Batı Avrupa, eski Roma gibi büyük bir tarihsel çöküş içine girecek ve bu olayda Ruslar, -Roma İmparatorluğunun yıkılışında barbarların oynadığı rolü hatırlatırcasına- yeni barbarlar rolünü oynayacaklardı.(7)
Çernişevski’nin maddeci estetik düşüncesinin, doğacı-mekanik bazı hatalar içerse de, Rus edebiyat ve sanatı üzerinde azımsanmayacak etkileri oldu. En başta, Rus gerçekçi edebiyatında olağanüstü bir atılımın ateşleyicisi, enerji kaynağı oldu. Onun, Sanat ve Gerçeklik Arasındaki Estetik İlişkiler kitabındaki ana tezleri, ilerici Rus sanat eleştirisinin temel inançları olarak benimsendi ve Nekrasof, Saltıkof-Sçedrin, Gleb Uspenski ve Viladimir Korolenko gibi halkçı yazarlar, İlya Rapin gibi Rus resminin en büyükleri Çernişevski’nin ilgili düşüncelerini kendi yaratıcı yapıtlarına uygulamaya çalıştılar.
Çernişevski’nin estetik görüşlerinin önde gelen savunucularından biri de, estetik ve plastik sanatlar alanında en büyük Rus eleştirmenlerinden sayılan Viladimir Stasov idi. Aynı zamanda büyük bir estetik kuramcısı olarak Stasov, sadece plastik sanatlar, resim vb alanında değil, müzik ve edebiyatta da, özgün Rus sanatının stratejisini çizen, sanatçıları bu doğrultuda yönlendiren, cesaretlendiren tarihsel bir kişiliktir. Özellikle Rus kültürünün Turan, İskit kökenlerine ilişkin tezleri ve bunları sanatçıların eserlerine yansıtmaları konusundaki çabaları çok önemlidir. Onun düşünsel katkılarının büyüklüğü ve önemi, Rus kültür ve sanatının özgünlüğünün temellerinin, kaynaklarının nerede ve neler olduğunu olağanüstü bir berraklık ve derinlikte kavramış olmasıdır.
Kuşkusuz bu kaynaklar, özellikle Puşkin, Gogol, Belinski ve Herzenlerin de işaret ettiği gibi, Rus halkının ruhsal dünyasında, günlük hayatında yaşatmaya devam ettiği Avrasya kültürüdür; İskit, Turan kültürüdür. Rus müziğinin dahileri, Borodin, Balagirev, Rimsi-Korsakov’un müziklerinde, Rapin ve Kandinski’nin resimlerinde bunun somut ürünlerini görmek mümkündür. Asyacı ya da Avrasyacı kültürel değişimin en önemli öncülerinden biridir Stasov. O, 1860’larda Rus halk kültürünün, bezeme ve folklorik halk destanlarının (byling) geçmişinin Doğuda, Turan coğrafyasında olduğunu göstermeye çalışmaktaydı. (9)
Sonuç olarak; devrimci Rus toplumsal, siyasal düşüncesi ve pratiği ile Rus edebiyat ve sanatı arasında karşılıklı birbirini yükselten, yetkinleştiren, başarıya kilitleyen derin diyalektik ve kopmaz bir bağ vardır. Bu bağ, aynı zamanda Rus edebiyatının evrensel nitelikte, estetik düzeyi yüksek yapıtlar vermesinin sırrını oluşturduğu gibi, aynı zamanda devrimin başarısının ve geniş kitlelerce benimsenip kalıcı bir zafere dönüşmesinin de vazgeçilmez koşuludur.
Mehmet Ulusoy
Dipnotlar
(1) Anatoli Lunaçerski, Sosyalizm ve Edebiyat, Yön Yayınları, İstanbul, 1993, s. 81, 82. (2) Marks-Engels-Lenin, Sanat ve Edebiyat, Ekim Yayınları, Ankara, 1990, s. 261-262.
(3) Marks-Engels-Lenin, agy. (4) Bkz. Dostoyevski, Puşkin Konuşması,İletişim Yayuınları, İstanbul, 2009. (5) Bkz. N. G. Çernişevski, Gogol Dönemi Rus Edebiyatı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2015, s. 31, 32 vd.
(6) Çernişevski, age, s. 110-113. (7) Andrzej Walichi, Rus Düşünce Tarihi,İletişim Yayınları, İstanbul, 2009. s. 268 ve 279. (8) Aktaran, Walichi, age, s. 314. (9) Orlando Fighes, Nataşanın Dansı: Rusyanın Kültürel Tarihi, İnkılap Yayınları, İstanbul, 2009, s. 427.

