Sovyetler Birliği’nin Tacikistanlı Yazarı Sadrettin AyniI Ve Buhara Cellatları Romanındaki Türklük/Müslümanlık Meselesi – Prof. Dr. A. Didem Uslu yazdı…
Sadrettin Ayni’nin (1878/1954) Buhara Cellatları kısa romanları (1920/1937, 1922) Varlık Yayınları’ndan 1970’de Yalçın Tura çevirisiyle basılmıştır. Kitapta Buhara Cellatları ve Tefecinin Ölümü olmak üzere iki adet uzun hikâye veya kısa roman bulunmaktadır. Sadrettin Ayni, Özbek ve Tacik edebiyatının kurucusu sayılmaktadır. Buhara emirliğinde doğmuş, medrese eğitimi görmüş ve şiirler yazmıştır. Özellikle de aşk hakkında şiirleri bulunmaktadır.
Yüzyıllarca sürmüş olan Slav Rus devleti, 9. yüzyıldaki Kiev knezliği ve 14. yüzyılda Moskova’daki knezlikle başlayıp 15. yüzyıldan itibaren 19. yüzyıla kadar büyük bir Çarlık İmparatorluğuna dönüşmüştür. Çarlık Rusyası 1917’de Bolşevik Ruslar tarafından sol rejime geçip yıkılırken yerini pek çok farklı halk ve dilden oluşan başka bir imparatorluğa bırakmıştır. Bu geçişle birlikte eski imparatorluğun adı ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olmuştur. Yitmiş iki yıl süren Sovyetler Birliğinin 1989 yılında yıkılmasıyla birlikte pek çok halk ulusal kimliğine kavuşur.
ABD, Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla birlikte özgürlük kazanan uluslara “Türki Cumhuriyetler” demiştir. 2024 yaz mevsiminde mezun olduğum Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Tarih bölümünde ise bu cumhuriyetler “Türk Dünyası” adıyla anılmaktadır. “Çağdaş Türk Dünyası” ve “19. yüzyıl Türk Dünyası.” Bu kuzey Türklerinde uyanışlar ve reformlar kimi zaman gizli kapaklı, bazen de açık açık sürdürülmüştür. Rusya Müslümanlarının siyasal ve ulusal hareketleri çok önemlidir. Osmanlı ve Rusya Türk ilişkileri her zaman canlı olmuştur. Kuzey Türkleri dendiğinde, Kazan Tatarlarındaki yenileşmeden, Azerbaycan’daki yenileşme hareketlerinden, Kazak modernleşmesinden, Türkistan’daki Çarlık yönetimi ile etkilerinden ve Türkistan’daki Ceditçilik hareketinden söz edilebilir. Bu yeni uluslar modern Türkiye Cumhuriyeti Türkçesiyle konuşmamaktadırlar ama Rus toprakları içinde büyük bir Türk kökenli Müslüman grup bulunmaktadır. 19. yüzyılda ve bugün Türkler Osmanlı İmparatorluğu ile etkileşim içine girmişlerdir. Halen de 21. yüzyılda Türklük ve Müslümanlık çerçevesinde olumlu ilişkiler sürmektedir.
1917 Bolşevik Devrimine kadar Sovyetler Birliği içindeki İslam toplumları pek çok faaliyette bulunur. Sadrettin Ayni de ünlü Ceditçilik akımıyla ilgilenir. Yazar yaşadığı dönemde tarihi eserleriyle ünlenir. Dahunda (1930) Tacik Sovyet edebiyatının ilk roman örneği sayılmıştır, Daha sonra Qullar (1934) ve Eski Mektep gibi kitapları basılır. Buhara Cellatları romanına geldiğimizde, roman daha başlangıcında ağır işkencelerle doludur. Çar istiyor diye Emir, sarayında insanları akıl almaz işkencelerle öldürtür. Öldürülenler hürriyetçi aydınlardır ama kimi Türk yobaz olmanın daha güvenceli olduğuna inanır.
Kısa romanda Sovyetlerin Rus organizasyonundaki hapishaneler, siyasal işkence ve katliamlar okuru ürkütecektir. Ortada belirgin bir soygunculuktan ve hırsızlıktan cellatlığa geçmiş erkek ordusu vardır. Bunlar, emir kulları oldukları Rusların sistematik Müslüman işkencelerine yardımcı olurlar ama durumlarından hiç memnun değildirler. Cellatların aralarındaki sohbetlerle işkence olaylarına paralel bir şekilde sürüp gider. Arabalara ceset doldurma işi en zorudur. Ne var ki Müslüman Türkler duygusuzlaşmışlardır. Kurban Divane işkence olaylarını şöyle özetler: “Memleketin hakimi, Emir hazretleri emrediyor, Şeriat alimleri, koca mollalar caizdir diyor, tasdik ediyor, biz de öldürüyoruz” (15).
Bir başka örnekte, Haydar’ın emir hikayesi iğrençtir. Öte yandan birbirini yiyen insanlarla edebiyatın kannibalizm teması bile baş gösterir. Pek çok ahlaksız hikâye, hatta erkekler arasındaki oğlancılık anlatılır. Pek çok ahlaksız şeyh hikayesi de paylaşılır. Keyfi cezalar, dört ayak üstüne düşen sahtekar kadılar… Romanda toplumun yozlaştığı ve adaletinin olmadığı bir sistem eleştirilmektedir. Kabuk değiştiren Rusya ile birlikte Türkler de sistemin içinde yuvarlanırlar. Bu sistem içinde üçkağıtçılık ve adam kayırma söz konusudur.
Ben anlatımlı romanın kurgu zamanı 1917 yılı gibidir. Başka deyişle yaşananlar Bolşevik ihtilali sırasında veya sonrasındadır. Karakterler Çarlığın yıkılması ve Sovyetler Birliğine geçiş sırasında başlayan dönemde yaşamaktadırlar. Bu büyük tarihsel ve sosyal devrim halkın üzerinde muazzam kötü bir etki yaratmıştır. Akıl almaz işkencelerle başlayan romanda daha ilk sayfalarda giyim siyasetinden de söz edilir. Yenilikçilerle eskiler durmadan mücadele ederler.
Karakterler şunlardır; Birinci uzun hikayedeki karakterler Cellat Haydar, Hamra, Hamza Yavuz, Tatar Molla Nizam Sabitov, Tatar Molla Kamer, Kurban Divane, Boz Kadir’dir. İkinci kısa romanda ise tefeci Kori’nin ölümünü anlatan hikayede Kori İşkembe dini imanı para olan bir erkektir (128) Aşırı cimri ve aşırı kurnazdır. Sarıklı Köri korkunç cimri ve beleşçi bir insandır. Müthiş oburdur. Durmadan herkesin evine gidip elle pilav yer ve yoksul insanları sömürür. Eşlerinin takkelerini karla satar. Yine ben anlatıcı bu kez de kendine ev arayan 17 yaşında bir öğrencidir ama burada da hikâyeden hikâyeye geçilir. Mesela anlatıcı, Rahmi’nin hikâyesini araya sıkıştırır.
İki novellada kadınların durumu iyice berbattır çünkü kadın cinsi çalıştırılmaktadır ama eve kapatılmıştır. Kuzey Türklerinin yaşadıkları Batı Rusya bölgesinde mekan ilginçtir. Mesela tefeci Köri’nin hikayesinde yolcular ölü kar çölünden yol alırlar. Nehirler, hanlar, hancılar, okuma yazma bilmeyen köylüler, Buhara’ya giden ihtiyarlar, gösterişli beyler, Rus mahkemesinde iş gören Ruslar, zenginlerin evini basan köylüler, kamu malına ve bankalara el koyan Bolşevikler, medresede dersler, kurgunun sosyal ve coğrafi alt yapısını gözler önüne serer.
Okuru iki uzun öykü boyunca çeşitli karakter, mekan ve rütbelerle karşılaşır. Bir başbuğudan söz edilir. Mirsap ise hırsızların başıdır. Kopkarı oyunu cirittir. Rikhane (11), Mehmenhane (22), çatı katı olan Balahane (68, 25) ve selamlık (104) Osmanlı kültürünün de bir parçasıdır.
Romanın ilginç bir yanı, tıpkı Ahmet Mithat Efendi’nin yaptığı gibi anlatıcının hikayeyi kesip kesip başka hikayeler anlatmasıdır. Böylece iç içe geçen hikayeler yenilikçi bir edebiyat üslubunu ortaya çıkarır. Bu anlatım şekli, Osmanlının meddah geleneği tarzında geliştirilmiştir.
Sadrettin Ayni’nin (1878/1954) Buhara Cellatları başlıklı kısa romanları (1920/1937, 1922) 1917’yi anlatır ama anlatılar daha sonraları Sovyetler Birliği döneminde ortaya çıkmıştır. 1924’ten 1953 yılına kadar süren Stalin döneminde de bu romanın yazılmış ve bastırılmış olması ilginçtir. Ancak belki de Stalin’in ilk yıllarına rastladığı için diktatörün daha yeni ve toy olduğu ilk yıllarında bu anlatılar gözden kaçmıştır.
Sadrettin Ayni’nin iki uzun hikâyesinin farklı edebi tarzlarının olması ilginçtir. Cellatları ve siyasal cinayetleri anlatan ilk hikâye geleneksel Türk kurgusuna benzer. Hikâye içinde anlatılan hikâyeler, iplerin birbirine karışmadan yuvarlanmış yün yumakları gibidir. Bu tamamen Türk meddah geleneğine uygundur. İkinci hikâye ise Hıristiyan kurgularındaki kolektif bilinç altından çıkmış tiplemelerden, daha doğrusu arketiplerden yola çıkmış gibidir. Başka deyişle Avrupa edebiyatında çeşitli türleri olan cimri tiplemesi önemli bir arketiptir. Edebiyat tarihi içinde Moliere’den tutun da Balzac ve daha başka yazarlara kadar cimrilik konusu her zaman ele alınmıştır. Aslında cimri tiplemesinin temeli Karagöz/Hacivat ikilisine ve karakterlerine benzeyen İtalyan tiyatrosu Commedia dell Arte’de yatmaktadır. Sonuç olarak Sadrettin Ayni’nin yukarıda sözü edilen iki kurgusunu biri Doğulu (Asyalı), öteki Batılı (Avrupalı) diye özetleyip bir senteze varabiliriz. Sonuçta, tıpkı Doğu/Batı arasında bir köprü kuran Türk kültürü gibi, Rusya’da yaşayan Kuzey Türkleri de Doğu ve Batı arasında gidip gelen ve her iki uygarlıktan etkilenen zengin bir uyumu sağlamaktadırlar.
Prof. Dr. A. Didem Uslu

