Site icon Kitaptan Sanattan

Sanat Dünyamızın ‘Yaman’ Abisi: Yaman Okay

Sanat Dünyamızın 'Yaman' Abisi: Yaman Okay

Sanat Dünyamızın ‘Yaman’ Abisi:
Yaman Okay

Türk tiyatro ve sinemasının en nev-i şahsına münhasır sanatçılarından biri olan Yaman Okay, aramızdan ayrılışının yıl dönümünde sanatseverler tarafından sevgi ve hasretle anılıyor.
Sadece oyunculuğuyla değil, senaryoları ve setlerdeki babacan tavrıyla da iz bırakan Okay, ardında unutulmaz karakterler bıraktı.

1951 yılında Giresun’da doğan Yaman Okay, sanat yolculuğuna tiyatro ile başladı. Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) ekolünden yetişen sanatçı, sahnede devleştiği yılların ardından sinemaya adım attı.

Altın Portakal Başarısı: 1981 yılında “Pehlivan” filmindeki performansıyla Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Toplumcu Gerçekçi Çizgi: Yılmaz Güney sinemasından geleneksel Türk tiyatrosuna kadar geniş bir yelpazede eserler verdi.

Senarist Kimliği: Sadece kamera önünde değil, mutfakta da vardı; pek çok projenin senaryo aşamasına dokundu.

“Yaman” Bir İz Bıraktı

Onu bazen bir mahalle bakkalı, bazen sert bir baba, bazen de dert ortağı bir dost rolünde izledik. Erken yaşta, 1993 yılında aramızdan ayrılması sanat dünyası için büyük bir boşluk yarattı. Eşi Meral Okay ile olan o derin bağı ve sanata olan tutkusu, onu tanıyan herkesin hafızasında hala taze.

“Gittikçe yalnızlaşıyoruz, hayatın yükünü omuzlayan o güzel adamlar birer birer eksiliyor.”

Yaman Okay, sadece bir oyuncu değil, Anadolu’nun samimiyetini ve gerçek yüzünü ekrana taşıyan bir köprüydü. Ruhu şad olsun.

Meral Okay’ın eşine yazdığı mektup

Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var.
Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir.

Yaman o kadar temiz bir adamdı ki, ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış.

Her şeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti.

Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ‘biz’ olabilme halidir.

İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.

Biz birbirimize karşı çok saygılıydık.

Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik.

Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi.

Aşk bazen de bir kıyamama halidir…

Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı.

O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın.

O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana.

Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın.

Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü…

Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır.

Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğazı turlardık. Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik, aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır.

Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklarda ki tutku kutsanır hep…

Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz…!

-Meral OKAY

Kendi Gücünü Keşfetme Sanatı: Mermer Yontucusunun Yolculuğu

Exit mobile version