Site simgesi Kitaptan Sanattan

YazAmamak Değil, Yazmamak…

YazAmamak Değil, Yazmamak… – Elif Doruk yazdı.

YazAmamanın değil, yazmamanın acısı büyüyor içimde. Dayanamıyorum artık…

İnsan yazAmadığı için değil, yazabileceği hâlde yazmadığı için kanıyor, acıyor ve yavaş yavaş bitiyor.

YazAmamak bir çaresizlik; yazmamaksa insanın kendi elleriyle kendisine kurduğu bir mahkeme ve cezası infaz. İnsan, en ağır cezayı hep kendi vicdanından alır, bilirsiniz.

YazAmamak, yazmamak…

Araya sıkışan bir harf ne çok bahane barındırıyor, ahhh… Bir bilseniz… Belki siz de hak verirsiniz bana he ne dersiniz? Hayatın önüme koyduğu engelleri, yetişmem gereken zamanları, susmam gereken yerleri, beklemem gereken insanları hatta evdeki hayvanlarımı ve ya dolapta katlanmak için bekleyen çamaşırları sıralasam, o bir harfin bahanesine yeter değil mi?..

YazAmamak‘ın bahanesi koskoca bir duvar örüyor, sonra o duvarın ardına geçip korkaklığımı tedbir, vazgeçişimi sabır, suskunluğumu mecburiyet diyorum ama  o bir harfin varlığı içimde beni yaradan ile buluşturacak, neden kaçıyorum.  Çiğ çiğ yiyor, ağzının kenarlarından şehvetle akıtıyor dünyanın sıralanmış bahaneleri, korkuyorum.

İnsan, kendisini kandırmak için ne ustaca bir dil icat ediyor değil mi… Bu dil onu gerçek benliğinle uzaklaştırsa da o dili kendi amentüsü belliyor. Ahhh tanrım affet, senin öğrettiğin gerçeklik dilini hep anlamını bilmediğimiz lisanlarda aradığımız için affet…

Ama ben bu gece… Bu saat, bu dakika, tam da şimdi, hayatın bütün bahanelerine sığınarak içimdeki o zavallı yanıma hapsettiğim harfi çekip çıkaracağım.

YazAmamak değil, yazmamak!

Şu küçücük harf, kelimenin içinden çekildiğinde nasıl da kocaman bir uçuruma dönüşüyor değil mi?.. Bir harf eksiliyor ama benim kendine anlattığı bütün masallar birer birer yıkılıyor. Prenses annesiz kalıyor, kurbağayı kimse öpmüyor… Geriye ne mazeret kalıyor ne sığınabileceğim bir gölge. Yalnızca ben. Bütün çıplaklığımla, bütün korkaklığımla, kendimden kaçarken yine kendime yakalanmış ben… canım ben… iyi ki ben…

Ama şimdi o kelime ellerini boğazıma doluyor, dünyalık işte, kandırmaya çalışıyor. Parmaklarını şah damarıma bastırıyor. Nefesim daralıyor. İçimde, kömürden bir kalemin kâğıda sürtünürken çıkardığı o boğuk, o dayanılmaz gıcırtı var. Kalem yazmıyor; sanki kemiklerimin üzerine bir şeyler kazıyor. Ve ben kazınan her harfi okuyabiliyorum, hepsi birer ayete döşüp ilk emrini oluşturuyor; Yaz, Yaradanın hatırı için yaz..

Her çizgide bir pişmanlık, her susuşta biraz daha ağırlaşan bir suçluluk duyuyorum. Ve o ses, kalbimin atışına karışıyor. Hangisi kalem, hangisi kalbim, hangisi içimde yıllardır susturduğum o cümle, artık ayırt edemiyorum. Bir tek şeyden eminim Tanrı bana sesleniyor. Yaz..

Daha sonra birden Sergey Yesenin geliyor aklıma. Son şiirini kendi kanıyla yazan o şair…

Yesenin’i düşünüyorum. Bir şairin son cümlesini, bir insanın son çaresizliğini, kelimelerin bir hayatın kıyısında nasıl sessizleşebildiğini… Ve ürperiyorum. Çünkü ben bu gece ölümü değil, yaşayarak susturduğum şeyleri düşünüyorum. Çünkü Tanrı benden kendi hatırı için yazmamı istiyor. Yazılmamış bir cümlenin insanın içinde nasıl yıllarca çürüyebildiğini, söylenmemiş bir sözün nasıl bir ömre sığabildiğini anlatıyor bana.

Belki de en korkuncu budu: İnsan bazen kendisini bir anda kaybetmez. Kendinden her gün küçücük bir parçayı eksiltir. Bir gün yazmaz. Bir gün söylemez. Bir gün erteler. Sonra o eksilmelerin toplamına hayat der, bunu bahane eder.

Ve bir gece, aynanın karşısında değil, bir kelimenin tam ortasında bulur kendini.

YazAmamak değil, yazmamak…

Şimdi bu kelimeyi önümde tutuyorum. Bir suç delili gibi. Parmak izlerim üzerinde, korkularım içinde, bahanelerim kenarlarında. Onu yazıya dökmekle kurtulacağımı sanmıyorum. Bazı yüzleşmeler insanı özgürleştirmez; yalnızca artık hangi esaretin içinde yaşadığını öğretir.

İçimde susturduğum ne varsa, bir gün dönüp benden hesap soracak biliyorum.

Bu gece, o küçücük harfi kelimeden çıkarırken anlıyorum: Bazen insanın en büyük ihaneti, başkasına değil, kendi içinde doğmayı bekleyen kelimeye en çokta ona bu yetiyi veren Yaradana oluyor.

Ve ben bu gece bir kelimeyi düzeltmiyorum.

Kendimden yıllardır sakladığım hakikatin adını koyuyorum.

Yazmıyorum…

Elif Doruk

Meme Kanseri İçin Belirtileri Beklemeyin

Mobil sürümden çık