Zeynep Yıldız:
‘Kavram Koleksiyonerliği Yapıyorum’
Zihnin kıyısında dolaşan düşünceler, bazen bir cümlede sığınak bulur; bazen de kelimelerin arasında kendine yeni bir yol açar.
Zeynep Yıldız, ilk kitabı Kendime Pejmürde Düşünceler ile tam da bu kırılgan ve çelişkili alanın kapısını aralıyor. Eskiyle yeninin, sezgiyle aklın, göçebelikle aidiyet arayışının iç içe geçtiği bu metinlerde; yalnızca bir anlatı değil, aynı zamanda yoğun bir iç hesaplaşma hissi de dolaşıyor.
Bu söyleşide Zeynep Yıldız’la; yazıyla kurduğu “patolojik bağı”, kavram koleksiyonerliğini, sadeleşme çabasını ve içsel sancının üretime dönüşen hâlini konuştuk. “Pejmürde” kavramının etrafında şekillenen bu yolculuk, okuru yalnızca anlamaya değil; hissetmeye, sezmeye ve kendi iç sesine yaklaşmaya da davet ediyor.
KitaptanSanattan.com/Oğuz Kemal Özkan
-
-
Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
-
Ben Zeynep Yıldız. 24 yaşında kervanını yolda düzmeye çalışan biriyim.
‘İstifra eder gibi kelimeleri püskürtmek istedim’
-
-
‘Kendime Pejmürde Düşünceler’ nasıl doğdu? Bu kitabın çıkış noktası neydi?
-
Oldum olası yazmayı çok sevmişimdir. Yazıyla patolojik bir bağım vardı hatta. Kelimelerle oynamayı ve böylece zihne pervasızca dalmayı seviyorum. Bu kitap da çok yoğun duygularla çepeçevrelendiğim bir süreçte istifra eder gibi kelimeleri püskürtmek istediğim bir süreçte doğdu.
-
-
“Pejmürde” kavramı sizin için bir çöküş mü yoksa bir dönüşüm mü?
-
Ne bir çöküş ne de bir dönüşüm; içerisinde çöküşleri ve dönüşümleri de içeren bir sadeleşme çabası. Bu sadeleşme çabası da benim için çelişkili bir süreç.
-
-
Kitapta sıkça karşılaşılan “yolculuk” ve “göçebe” imgeleri sizin hayatınızla ne kadar örtüşüyor?
-
Gezmeyi ve yeni yerler görmeyi çok seven biriyim. Yersiz yurtsuzluk ve daimi yolcu halleri, benim için yine sadeleşme çabasının zaruri halleri.
‘Kavram koleksiyonerliği yapıyorum’
-
-
“Tebdil-i mekân: ferahlık” gibi ifadelerinizde eski ve yeni dil iç içe. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Bu yöntemle bilinçli bir zamansallık kırılması mı yaratmayı amaçlıyorsunuz?
-
Evet. Alışageldiğimiz ve unuta geldiğimiz kavramların nefes almasını istiyorum. Kavramlar bizi bazen boğar, bazen hapseder, bazen kelepçeler; bazen özgürleştirir, bazen ferahlatır, bazen de sadeleştirir. Kavram koleksiyonerliği yapıyorum belki de. Bazen de boşboğazlığı.
-
-
Okurun metni anlamasından ziyade hissetmesini mi önemsiyorsunuz? Okurun bu kitabı okurken nasıl bir ruh hâline girmesini istersiniz?
-
Benim için sezgi anlamla iç içedir. Akıl ve gönlün buluşmadığı ve iki lafın belini kıramadığı bir hayat tasavvuru eksik gelmiştir bana hep. Okur hissettikçe anlasın ve anladıkça hissettsin. Ruh hali ise tamamen kişinin sahip olduğu kavramsal çerçevenin duygusal yoğunluğuyla alakalı.
-
-
Yazmak sizin için bir arınma mı, bir yüzleşme mi yoksa bir kaçış mı?
-
Hepsi bir arada. Her düşünsel ve üretimsel süreç onlarca fazı içerir. Kaçış ise kaçınılmaz.
-
-
İçsel sancı ile üretim arasında sizce nasıl bir ilişki var?
-
İçsel sancıyı dışsallaştırmadıkça üretimin tohumlarını atacağına pek inanmıyorum. Üre(t)mek için diyaloğa ve eyleme ihtiyaç var ve elbette bir tutam his buketi.
‘Düşünsel estetik arayışlarımın daimi kırılması…’
-
-
Bu kitap sizin yazarlık yolculuğunuzda nasıl bir yerde duruyor? Düşünsel ve estetik arayışlarınızın bir durağı mı yoksa bir kırılma noktası mı?
-
Benim için amiyane tabirle tazyik görevi görüyor. Ritim için yalvaran ama ritmini hep sıkışarak zorlayan bir döngü sanki. Bu nedenle de düşünsel estetik arayışlarımın daimi kırılması diyebilirim ama bir noktada da gelmeyecek otobüsünü beklediği bir durağı. Tamamlanmayı beklemek.
-
-
Bundan sonraki projelerinizde benzer bir dil mi göreceğiz, yoksa farklı arayışlar mı olacak?
-
Farklı arayışlarda olacağım. Dil ve bağlam genleşebilir ve hakikatini açığa çıkarabilir diye umuyorum. Gayem, bu döngüde sadeleşemediklerimin hüzün kılıfının kılık değiştirmesi.
KitaptanSanattan.com/Oğuz Kemal Özkan

