BlogKÖŞE YAZILARIŞeref Umut ErsopSİNEMA

Türkiye’de Sinemanın Serüveni

Türkiye'de Sinemanın Serüveni 1895 – 1934 - Şeref Umut Ersop yazdı...

Türkiye’de Sinemanın Serüveni 1895 – 1934 – Şeref Umut Ersop yazdı.

Özet :

Sinema çekilen görüntülerin bir ışık aracılığı ile perdeye yansıtılarak film adı verilen sesli veya sessiz hareketli videolar elde edebilme sanatıdır. Türk sineması İkinci Meşrutiyet sonrası sıçrama göstermesi ile Cumhuriyet döneminde çağın gereklerine ayak uydurmuştur. Bu yazı özellikle arşiv belgelerinden ve yıllar içinde çıkan gazetelerin derlenmesi ile oluşturulmuştur.

Sinema insanoğlu varolduğu andan itibaren Antik Çağlarda mağara resimlerinin hareketli çizim yapılarak göz yansımalarından yararlanılması ile başlamıştır. Sinema bir film üzerine belirlenmiş görüntülerin veya çizilmiş desenlerin ışık ve hareketli halde yansıtılması ile oluşan bir sanat dalıdır. 1839’da fotoğrafın icadı ile bu sanat dalı hız kazanmıştır.[1] Dünya genelinde sinema Edison’un asistanı ile birlikte yaptıkları çalışma neticesinde, sesin, efektlerin, konuşmaların fotoğrafların üzerine konulmasıyla rağbet görmeye başlamıştır. Sinemanın para kazandırma potansiyelini anlayan birçok firma atağa geçmiştir. Bu hareketliliğin başında ABD’de bulunan Charles Pathe’nin kurduğu Motion Picture Patents Company gelmiştir. Böylece Amerika’da Hollywood için start verilmiştir. Birinci Dünya Savaşı öncesi İtalyan ve Almanya sinema konusunda Amerika’dan öndedir. Ancak savaş nedeni ile birçok yapımcı ABD‘ye göç etmek zorunda kalmışlardır. 19.yüzyılda fotoğrafların hareketi esnasında arkaya sesin eklenmesinin icadı ile Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde yeni bir çağ başlamıştır. 1919 yılında Lee De Forest’in, ilk filmi sesli olarak kaydedilmiştir. Warner Bross şirketi ilk olarak 1923 yılında ilk sesli filmi çekmiştir.[2]

Sinemanın Türkiye’ye gelişi hakkında dönemin ünlü yazarı Sermet Muhtar Alus şöyle demektedir; ”İlk olarak sinema İstanbul’da Beyoğlu’na gelmiştir. Sinemanın Osmanlı İmparatorluğu’na girişi canlı fotoğraf (kinetoskop, sinematograf ) ile olmuştur. Halk ilk kez sinemayı iki kuruşa izlemiştir.”[3]. 10 Aralık 1896 yılında çıkan Ahenk gazetesinin haberine göre; İzmir Apollon sinemasında gösteri çocuklara çeyrek mecidiye, büyüklere on meteliktir.[4]İstanbul’da ilk film seyreden kişi yazar Ercüment Ekrem Talu’dur. 1897 yılında çıkan Sabah gazetesinde; Ramazan akşamları teravih namazı sonrası tüm halkın Şehzadebaşı’nda bulunan Osmanlı tiyatrosuna davetli olduğuna dair yazılar çıkmıştır. 5 Temmuz 1895 tarihli Le Journal gazetesinde çıkan haber sayesinde, sinemanın ilk yayıldığı yerin Selanik olduğu ve bu şehrin böylece kozmopolit bir yapıya büründüğü görülmüştür. [5]

Osmanlı İmparatorluğu’nda Sinema

Sinemanın Osmanlı İmparatorluğu’na girdiği dönemlerde İmparatorluk buna soğuk bakmamıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda sinema halk arasında bazı kesimlerce günah, yaradana şirk koşmak, canlı varlığın resim edilmesi, özellikle kadının gösterilmesi olarak algılanmıştır. Şeyhülislam ve İslam ulemalarından herhangi bir tepki oluşmamıştır. Ayrıca bu icada sıcak bakılarak tavsiye edilmiştir. Sinema Osmanlı İmparatorluğu’nda asıl sıçramasını İkinci Meşrutiyet sonrası yapmıştır. O zamana kadar meddah Karagöz oyunlarının gölgesinde kalmıştır. Sultan Abdülhamit Han sinemacıların bazılarına sanayiye, ekonomiye katkılarından dolayı ödül vermiştir. Ayrıca Sultan Abdülhamit Han Yıldız Sarayı’nda Fransız mim sanatçısı ve sihirbaz Victor Bertrand’a film gösterisi yaptırtmıştır.[6]

8 Mayıs 1899 yılında Yıldız Sarayı’nda bulunan sinema makinesi için üç elektrik lambası, küçük bir motor, elektrik kömürü Hazine-i Hassa Dairesi tarafından 1485 Frank ve 10 santim karşılığında alınmıştır.[7]1902 yılında Yunan vatandaş Dimitri, Manolin Gazinosunda Sultan Abdülaziz’in at üstünde çekilmiş fotoğraflarını sinematograf olarak yayınlamıştır. Ancak bu resimleri gösterdiği için sansür yemiş daha sonra bu karardan vazgeçilmiştir. Sinemanın Osmanlı İmparatorluğu’na girişi belirsizlik taşıyor olsa da 1907 yılında Manastır’da Manaki Kardeşler ile başlamıştır. Manaki Kardeşler Mustafa Kemal’in (Atatürk) Manastır Askeri İdadisi’nde mezuniyet fotoğrafını çekerek bu sektöre giriş yapmışlardır. Manaki kardeşler ayrıca 1911 yılında Sultan Mehmet Reşad’ın fotoğraflarını çekmişlerdir ve bu çekim isteği Sultan Mehmet Reşad’ın kendisinden gelmiştir.

Türkiye'de Sinemanın Serüveni - Şeref Umut Ersop yazdı...

1899 yılı Mustafa Kemal Atatürk’ün Manastır Askeri İdadisi Mezuniyet Fotoğrafı Mustafa Kemal sol alt köşede ikinci sırada oturmaktadır. Fotoğrafı çekenler Manaki Kardeşlerdir

19 Mart 1910 tarihinde Milli Sinema kurulmuştur. 1913 yılında İstanbul Kâğıthane’de ilk film olarak  “Sürek Avı” ismi verilen ve konusunun Balkan Savaşları’nda yaşanan dramların olduğu film çekilmiştir. Sinemanın ilerleyebilmesi için Birinci Dünya Savaşı esnasında Dersaadet Merkez Kumandanlığı kurulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda sinema için en önemli gelişme ise Yedek subay Fuat Uzkınay’ın çektiği 14 Kasım 1914’te Osmanlı – Rus Savaşı anısına yapılan Ayastefonos Antlaşması Anıtı’nın yıkılışını konu alan filmin çekilmesi olmuştur. Bu film Mart 1915 yılında Çanakkale cephesinde askerlere izlettirilmiştir.  O dönem çekilen filmlerin hepsi kısa film niteliğinde 2 ile 5 dakika aralığında ve sessiz sadece resimlerin hareketinden oluşmuştur. İlk zamanlar kısa film fotoğraflarının gösterimi esnasında orkestra ses efektini sonradan verecek şekilde gösteriye eşlik etmiştir. Birinci Dünya Savaşı sürerken ilk kez Çanakkale cephesinin görsel propaganda için kayda alınması gündeme gelmiştir ve çekilen bu filmler İstanbul’da Ferah isimli sinemada yayınlanmıştır. Bunun üzerine Almanya Çanakkale’de yaşananları kendi vatandaşlarına göstermek üzere harekete geçmiştir. Almanya acil olarak cepheye fotoğraf ekibi yollamış ve film çekimini sağlamıştır.[8]

Propaganda için çekim yapmak fikri daha sonraları Amerika’da başlamıştır. 1915 yılında Kurban Bayramı’nda Hilal-i Ahmer (Kızılay ) iş birliği ile sinema seansı düzenlenmiştir. Bilet geliri Hilal-i Ahmer’e kalmıştır. 1919’da Mütareke dönemi itilaf devletleri tarafından İstanbul’da Tepebaşı, Cadde-i Kebir (İstiklal Caddesi) tarafında bulunan eğlence yerleri, kahvehaneler, lokanta, birahaneler için saat 00.00’de kapatılma kararı verilmiştir ve kurala uymayanlara ağır cezalar verileceği söylenmiştir. Bu kararlar Osmanlı İmparatorluğu polisi ve jandarması tarafından uygulanacaktır. Hali ile bu yasaklardan İstanbul’da sinema oynatılan yerlerde etkilenmiştir. Ayrıca açık olduğu zaman sürecinde sinemada Almanya, Macaristan, Avusturya filmlerinin oynatılması yasaklanmıştır. Bu kurallara uyup uyulmadığını takip etmek üzere gizli görevliler tahsis edilmiştir.[9] İstanbul sineması savaş enflasyonu ile zora girmesi beklenirken daha da ilerleme göstermiştir ve bu kadar rağbete rağmen salonlar havasız, sağlığa uygunluk sorunun olduğu, aydınlatmanın olmadığı salonlardan oluşmuştur. Bozulan enflasyonun sinemadan gelecek olan vergilerden karşılanması planlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nda 1918-1922 yıllarında Beyoğlu bölgesinde  38, Galata’da 12, Bakırköy’de 4, Kadıköy’de 7 sinema olmak üzere Ramazan aylarında 28 adet sinema açılmıştır.[10] Mütareke döneminde Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanından esinlenen “Mürebbiye” isimli film işgal döneminde itilaf devletlerine karşı gelmeyi desteklediği ve ahlak yozlaşmasına sebep olacağı düşüncesi ile sansürlenmiştir.[11]

Yabancı Film Piyasasının Türkiye’de Varoluşları

Türk sineması, Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında birçok yabancı yapımın etkisinde kalmıştır. Etkileyen yabancı yapımlar arasında ilk olarak Sovyet sinemacıların çektiği filmlerin büyük etkisi bulunmaktadır. Sovyetler Birliği çektikleri filmlerinde kendi fikirlerini yaymayı benimsemişlerdir. Sinemanın halk üzerinde özellikle de gençlerin üzerindeki etkisinin farkına varan ülke SSCB olmuştur. Burada özellikle kendi ideolojilerini, inançlarını popüler hale getirmek için uğraşmışlardır. Sovyet sineması bu sıçramasını 1920’lerde yapmıştır. Ancak Sovyet sineması Türkiye pazarına 1926 yılında girebilmiştir. Sovyetlerin gönderdiği filmler Türk elçiliği tarafından defalarca izlenmiş ve çoğu sansürlenmiştir. Çünkü bu filmler daha çok Sovyetlerin ideolojisini, dini inançlarını, Rusya iç savaşını konu almaktadır. Ayrıca bu filmler Doğu Anadolu halkını kötü göstermektedir. Böylece Türk Hükümeti ülkeye komünizm düşüncesinin girişini tamamı ile engellemiştir. Amerika’da ise Birinci Dünya Savaşı sonrası sinema hızlanmıştır. Amerika’da 20.000 sinema açılmıştır. Paramount, Fox, Metro, Universal film şirketleri açılmış ve sinema pazarında yer alarak Amerika ekonomisine destek olmuşlardır. Ancak Amerika film piyasası Türkiye’ye pazarına girmeye gecikmiştir. Çünkü o dönemler Türk sineması gelişme gösterememiştir. Daha sonraları Amerika Türkiye ile ilgilenmeye devam etmiştir.

Amerika Konsolosluğu yaptırdığı saha araştırmasında Türk halkının sinemalara ilgi duyduğunu, Türkiye’de sinemaların İstanbul başta olmak üzere Ankara ve Anadolu’da gelişme gösterdiğini ve de sinemaların daha çok İstanbul Beyoğlu semtinde olduğunu tespit etmişlerdir. Bunun üzerine Türkiye’de sinema piyasasına girme kararı verilmiştir. Amerika filmlerinde daha çok ikonik hareketler olması, seyirciyi izlerken etkilemesi, adeta film içinde yaşanması, halktan olunduğunu gösterirken bir yandan da yapacağı propagandayı devreye sokmayı planlamıştır. Yenilgi, kaybetme Amerika yapımlarına uymamaktadır. Ancak ideolojisine yakın filmleri ilk zamanlar Türkiye’de devreye sokamamışlardır. Çünkü Türkiye’de dram, komedi filmleri izlenmiştir. İzlenen komedi filmleri arasında en çok tutulan Charlie Chaplin (Şarlo) olmuştur.

Cumhuriyet Döneminde Sinema

Birinci Dünya Savaşı, Türklerin vermiş olduğu varoluş savaşı ile 1923 yılında Cumhuriyet’in ilanından sonra ilk olarak Melek ve İpek sinemaları açılmıştır. Cumhuriyet’in kurucu kadrosu daha çok insana ulaşmayı istiyorsa, ilkelerini, reformları anlatmak üzere görsel her şeyden yararlanmalıydı. Bu nedenle sinema dönemin güçlü silahı durumuna gelmiştir. TBMM mebuslarından Vehbi Bey meclisteki konuşmasında; sinemanın propaganda gücünden konuşarak, röportaj ile anlatılamayan konuların sinema ile insanlara aktarılabileceğinden bahsetmiştir.[12] Bütün sinemacılar hükümet ile uyum içinde çalışmayı kabul etmişlerdir. Tanin gazetesinde çıkan habere göre; Ramazan aylarında Elektra film şirketi film gösterimi yapacak olan yerlere ücretsiz film makinesi ve depolarında bulunan 10 dakika süren tek makara filmler yanında birkaç makaralık uzun metraj Amerikan yapımı filmlerini de verecektir.[13] Cumhuriyet gazetesinde çıkan habere göre; İpek sinemasının çektiği Milli Mücadele’yi konu alan “Ankara Postası” isimli filmin bazı çekimleri Adapazarı’nda bazı çekimler ise İstanbul’da çekilmiştir.[14] Böylece Yeşilçam’ın temelleri atılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı esnasında Dünya’nın her yerinde olduğu gibi İstanbul’da da salgın hastalıklar patlamıştır. Bu salgın hastalıklar daha sonraları genç Cumhuriyet’e sorunlar yaratmıştır. Salgın hastalık önlemlerinden sinemada kendisine düşen payı almıştır. 11 Mart gününden itibaren sürekli olarak sinemaların ve halka açık alanların sağlık koşullarını karşılayıp karşılamadığının denetlenmesi emri verilmiştir. Ayrıca gazetelerde salgın hastalıklardan korunma yolları anlatılmıştır.[15]Gazetelerde ‘grip çoğaldı önlemlerinizi alın’ başlıkları artmıştır. Önlem olarak gerektiğinde pamuk maske kullanımı önerilmiştir. Uzmanlar tarafından sosyal mesafe kuralı getirilmiştir. Öpüşmek, sarılmak, bir arada havasız ortamlarda bulunmak, ortak malzeme kullanmak, hijyene dikkat etmek, su ve sabunla yıkanmak temizlenmek, özel eşyaların başkaları tarafından kullanılmasını önlemek ve eşyaların daimî surette temizlenmesinin sağlanması gibi önlemlerin alınması istenmiştir.

Türk sinemasında çekimler esnasında 11 Kasım 1929 tarihinde Zincirlikuyu’da “Kaçak” filminde araba sahnelerinin çekimleri esnasında Karakaşi Efendi ağır yaralanmış ve hastaneye götürülürken yolda vefat etmiştir[16] Cumhuriyet gazetesinde çıkan diğer bir habere göre; 1930 yılında dönemin Gülhane Askeri Müderrisi Dr. Nazım Bey’e İngiliz film şirketi tarafından başrol teklif edilmiştir.[17

]Sinemanın halka tanıtımı ve rağbet görmesinde dönemin basında çıkan köşe yazılarının payı anımsanamayacak kadar çoktur. Birçok gazete sinema haberlerini sayfalarına taşımıştır. 1905 ile 1930 yılları arasında açılan sinema sayısı toplam 95’i bulmuştur. Bunların 76’sı kışlık olarak kullanılırken 10‘u yazlık olarak kullanılmıştır. 1930 yılında 6 yeni sinema salonu açılmıştır. Sinemanın başlangıç mevsimi Ekim ayı olarak planlanmıştır. Yazın fazla gişe yapmayacak filmlere yer verilmiştir. 1930 yılında çıkan Vakit gazetesinde Fikret Adil film eleştirmeni olarak köşe yazısı yazmıştır.[18] Bu yazıların çıkması ile halk sinemalara gitmeden yayınlanacak film hakkında özet bilgi alabildiği için eleştirilere önem vermeye başlamış ve gazetelerin tirajı yükselmiştir.[19] 1931 yılında Ramazan ayında havanın soğuk olması nedeni ile halk sinemalara aşırı rağbet göstermiştir. O dönem yayınlanan gazete haberlerine göre; toplam 9 bin adet bilet satılmıştır.[20]

Sinemada ilk kez Türkçe konuşan yabancı aktrist Fransız Maria Bell olmuştur. “Öldüren Adam” isimli filmde İstanbul’da faytona bindiği esnada,  “Arabacı, çabuk limana kadar” lafını Türkçe olarak söylemiştir ve Türklerin saygısını kazanmıştır. Dönemin gazetelerinde Opera sinemasında 18 Şubat günü Güney Çin Denizi’nde vapur ile çarpışarak batan Tahtelbahir savaş gemisinin hikâyesini anlatan “ Tahtelbahir S- 13” filmi gösterime girmiştir. Charlie Chaplin’in yeni filmi (Efkârı Umumiye) Paris’te vizyona girmiştir ve ileri bir tarihte ülkemizde de yayınlanacaktır, denilmektedir. Ayrıca Şarlo filmi İstanbul’a geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk Şarlo’yu iki kere izlemiştir. 18 Şubat 1931 Aktrislik isimli sinemada “Gurşa Çavuş” filmi vizyona girmiştir.[21]

Bu yıllarda gazetelerde çıkan önemli başka bir haber de Amerika’dan gelmiştir. Amerika’da araba içinde açık hava sineması ortaya çıkmıştır. Türkiye’de çıkan bütün gazetelerde şarkıcı Ramon Novaro’nun filminin şehrimizde vizyona gireceği haberleri yapılmıştır. 1934 yılı Ocak ayında İpek film şirketi senaryo yarışması düzenlemiştir. Senaryonun konusunu da serbest bırakmıştır. Bu yarışmanın Türk İnkilabı’na desteğinin olacağını belirtmiştir. Senaryo seçimlerini ise Yunus Nadi, Reşat Nuri, Namık İsmail, Mahmut Yesari’den oluşan jüri belirlemiş, son kararı gazete alan okurlarına bırakmıştır[22] Cumhuriyet gazetesinin iş birliği ile ses yarışması sonucunda Huddat Şakir Hanım, “Türkiye Ses Kraliçesi” seçilmiştir. Söylediği “Milletler Şarkısı” büyük ses getirmiştir.[23] 1920 – 1924 yılları arasında Kemal film adı ile 6 film çeken Muhsin Ertuğrul 1931’de ilk sesli, şarkılı bir filmi de çekmiştir. Bu filme ”İstanbul Sokakları” ismini vermiştir. Daha sonra “Karım Beni Aldatırsa, Kudret Helvası, Söz Bir Allah Bir, Milyon Avcıları, Leblebici Horhor” filmlerini çekmiştir. Ayrıca Muhsin Ertuğrul 1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün özel isteğiyle “Bir Millet Uyanıyor” filmini de çekmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’e göre; sinema ileride gençlere ulaşmanın yolu ve geleceğe ulaşmakta kullanılması gereken önemli bir yoldur, sinema geleceğin dönüm noktasıdır. Matbaa, barut, Amerika’nın keşfi nasıl önemli bir icatsa radyo ve sinemada o kadar önemli bir icattır.

Mustafa Kemal Atatürk, 1932 yılında yapılan “Bir Millet Uyanıyor” filminin 50.saniyesinde geçecek olan tören kıtasını selamlayıp filmin son sahnesinde ekrana dönüp milletini selamlamıştır. Bu görüntü Atatürk’ün sinema perdesinde tek görüntüsüdür. Daha sonra Mustafa Kemal Atatürk bu filmi defalarca izlemiş ve olabildiğince çoğaltılmasını istemiştir.

Türkiye'de Sinemanın Serüveni - Şeref Umut Ersop yazdı...

1933 yılında Dâhiliye vekili Şükrü Bey’in açıkladığına göre; eğlence mekânları saat: 23.00’da kapanmalıdır. Sinemada bu kuraldan mustarip olmuştur[24] 1933 yılı Mayıs ayı içinde film sahnelerinin açık olduğu, topluma aykırı olduğu ihbarı gelmiştir. En çok şikâyet edilen film ise “Söz Bir Allah Bilir” filmi olmuştur. 1934 yılında Cumhuriyet Tarihi’nin ilk sinemacısı Fuat Uzkınay’ın “Zafer Yolları” ismini verdiği filmini çok beğenen Mustafa Kemal Atatürk bu filmin üzerinde çalışılmasının gerektiğini söylemiştir. 1934 yılında Atatürk’ün isteği ile Cumhuriyet’in onuncu yılı şerefine Milli Mücadele’yi ardından devrimleri, inkılapları anlatmak üzere “Türkiye’nin Kalbi Ankara” filmi çekilmiştir. Filmin senaryosunu Sovyet Sergey Yutkeviç ile Lev Oskaroviç yazmıştır. Yapımcılar Reşat Nuri ve Fikret Adil olmuştur.[25]  İran Şahı Rıza Pehlevi Atatürk’ü ziyaretinde Atatürk ile birlikte Milli İstiklal Mücadelesi’ni anlatan filmi ve gaz maskelerini konu alan filmi izlemişlerdir.

SONUÇ

Sinema insanın yaşama bakışını ve yorumlama biçimini etkiler. Sinemada kendine ait bir dil bulunmaktadır. Bu nedenle her film seyircide farklı düşünceler bırakır. Türk sinemasının doğuşu 20.yüzyıla dayanmaktadır. Manaki Kardeşler ve Fuat Uzkınay Bey’in sinema için yaptıkları unutulamaz. Türkiye’de sinema Yeşilçam olarak endüstrileşmiştir. Büyük devletler savaş döneminde sinemayı bir propaganda aracı olarak kullanmıştır.  Alman Sinemasında bazı filmlerin propaganda amaçlı seyir niteliği taşıdığı görülmektedir. Örneğin Almanya 1945’li yılarda sinemanın propaganda gücünün farkında olduğu için her kısa filmden önce reklam olarak Adolf Hitler’in reklamını koymuştur. Amerika yapımı filmler Türk Sinema sektörüne giriş yaptığında, ilk yapımlarda kendi ideolojisini tanıtmak amacı gütmüştür Ancak Türk sinemalarında daha çok dram ve komedi filmleri ilgi görmüştür.

Sinemanın kendine has dili olduğu için sinema izleyen her toplum farklı etkilenmiştir. Günümüzde Amerikan yapımı  Rocky Balboa serisinin bir ve ikinci filminde Amerika yapımı filmlerin yıllardır sürüp gelen özelliğini görmekteyiz. Örneğin ikonik hareket (filmi akılda tutan, unutulmamasını sağlayan hareket ) olarak Rocky karakterinin Amerika Philadelphia sanat müzesi merdivenlerini koşarak çıkması görülebilir. Ayrıca diğer ikonik hareket olarak 1986 yılı yapımı Top Gun 1 filminde Maverick ( Tom Cruise) pilot güneş gözlüğü ile yarış motoru kullanması gösterilebilir. Diğer bir ikonik hareket, 1985 yapımı Karate Kid serisinin ilk iki filminde karateci karakter, filmin finalinde bilinen tekme hareketi ile rakiplerini yenmiştir. İkonik hareketler eski filmlerin akılda kalmasını sağlamışlardır. Rocky Balboa serisinin dördüncü filminde ise Rocky karakterinin Rus rakibi ile mücadelesini konu alması sonrası Rus karakterin saç stili Türkiye’de  erkek berberlerinde Amerikan Traşı ya da Asker Traşı olarak bilinmiştir. Top Gun filmi sonrası Türkiye’de Pilot güneş gözlüğü satışları patlamıştır. Ayrıca Hava Pilot olmak üzere gençler Hava Harp Okulu’na girmiştir. Karate Kid filmindeki ikonik hareket sonrası Türkiye’de karate kurslarına rağbet artmıştır. Günümüzde Türk dizi filmleri ile Türk sineması, eski Yeşilçam kalitesindeki filmlerden çok uzak durumdadır. Eski Yeşilçam filmlerinde halka bir şeyi öğretme üzerinde durulur, örnek olunurdu.

Şeref Umut ERSOP
Tarihçi

[1] Erman Şener, Sinemanın 75.yılı, Hayat Mecmuası, 1 Aralık 1970, say. 11, s 61; Süleyman Beyoğlu, İmparatorluktan Cumhuriyete Türk Sineması ( 1895 – 1939 ),Dergâh Yayınları, 1. Baskı, 2018, s. 11

[2] Sinema, Ana BRİTANİCA, C.XIX, S. 403 -405

[3] Sermet Muhtar Alus, İstanbul Yazıları, İstanbul, 1994, s. 157 – 159

[4] A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s. 17; 10 Aralık 1895 Ahenk Gazetesi

[5] Nezih Erdoğan, Sinema’nın İlk Yılları, Modernlik ve Seyir Mecraları, 2017, s. 83

[6] Ali Özyuvar, Sinemanın Osmanlıca Serüveni, İstanbul, 1999, s. 31 – 39

[7] A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s, 20 22; BOA, Hazine-i Hassa,(H,H)123/7

[8] A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s,.26 – 37

[9]  BOA, DH, EUM, AYŞ,2/2-4 ; .A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s,.25- 28

[10] A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s,.69

[11] A. g.e, Süleyman Beyoğlu, s.96

[12] A .g.e, Süleyman Beyoğlu, s . 112

[13] Tanin Gazetesi,21 Mart 1924,

[14] Cumhuriyet Gazetesi, 7 Şubat 1930

[15] Cumhuriyet Gazetesi,11 Mart 1925

[16] Cumhuriyet Gazetesi, 11 Kasım 1929

[17] Cumhuriyet Gazetesi, 2 Nisan 1930

[18] A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s. 50 – 51

[19] Cumhuriyet Gazetesi, 10 Ekim 1930

[20] Son Posta Gazetesi, 23 Şubat 1931

[21] YARIN Gazetesi, Sinema sahifesi, 24 Şubat 1931

[22] A.g.e, Süleyman Beyoğlu, s. 55; Cumhuriyet Gazetesi, 16 Mayıs 1934

[23] Cumhuriyet Gazetesi, 17 Mayıs 1934

[24] Cumhuriyet Gazetesi, 18 Mayıs 1933

[25] Cumhuriyet Gazetesi, 11 Ocak 1934

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Başa dön tuşu