KÖŞE YAZILARIZeynepçe

Pazartesi (Kısa Öykü) – Zeynep Ersen yazdı…

Şehir Tiyatroları’na iki bilet şair Eyüp Bahtiyar’ın cebindeydi. Sağ cep delikti, ama bilet yeni yamanmış, şimdi deliksiz olan sol cepteydi.

Eyüp Bahtiyar filinta gibidir. Karısı gündelikçi Cemile’yi koluna kıvançla takmış yürüyordu. Cemile, kısa ama sivri topuklu yeni bordo süet ayakkabılarını giydiğine pişman olmuştu. Yürüdükleri Arnavut kaldırımını, Arnavut kaldırımı olduğuna pişman etmek ister gibi bir bakış yerleşti kuzguni gözlerine. (Hâlbuki) doktoru hamileliğinin altıncı ayından sonra doğuma kadar spor ayakkabı giymesini salık vermişti. Fakat Cemile kendisini kocası Eyüp Bahtiyar’a beğendirmek için bütün yasakları çiğneyebilir.

Suare yarım saat sonra başlayacaktı. Güneş henüz batmamıştı ama ocağını söndürmüş sayılırdı. Şimdi ayaz bastırmaya yazdı.
Birdenbire bulutlar toplandı.
Birdenbire sokak lambaları sarı sarı yandı. Birdenbire dolu yağdı. Durdu. Birdenbire lapa kar yağmaya başladı. Birdenbire kaldırımlar ve banklar ve çatılar beyaza boyandı. Birdenbire martıların da alacası kalmadı.

Evlerinden iki sokak aşağıda Eyüp ve karısı Cemile halen kol kola ve el ele tutuşmuş hızlı adımlarla yürüyorlardı. Onlara sokakta rastlayan her bir kimseyi etkileyecek bir aşk bulutu çevrelerini sarmıştı. On altı yıllık evli çift, kırklı yaşlarında, sanki iki ergen âşık gibi şaşkın, mahcup ve heyecanlı idiler. Soğuk onları birbirlerine daha çok yaklaştırdı. Cemile bu yuvarlacık gebe haliyle kocasının yanında olmaktan ötürü nasıl da iftihar ediyordu!

Cemile minyon ve harikulade güzel bir kadındır. Hakikaten harikulade, hatta bunun da fevkinde güzel bir kadındır. Mermer gibi pürüzsüz bir ten ve simsiyah parıldayan kısa dalgalı saçlar arasında ceylan gibi iri ve menekşe gözler, kalemle çizilmiş gibi ne dolgun ne ince, asil dudaklar. (Kırmızı ruju insanı hepten büyülüyor.) Biliyor musunuz, birçok kadın, kendi kocalarını Cemile’den dolayı kıskanacaklarını hemen anladıkları için Cemile’ye verilecek gündelik temizlik görevini ilk iş gününden sonra saçma ve yersiz, hatta küstah bahanelerle iptal etmiştir. Bu beni çok sinirlendiriyor. Elimi kana bulayacak kadar manyak değilim ama böyle örnekler bana dünyadaki manyakların hassas sigortalarının nelere maruz kalarak attıklarını öğretmekte olagelmişlerdir hep.

Ekmek parasıyla oynamanın affedilir yanı yok kardeşim!

Cemile, “Eyüp dur!” derken, duygularını anlatmak için daha fazla sözcüğe ihtiyacı yoktu.

Annelik refleksiyle, orta yaşlı, yedi aylık hamile karnının üstüne kocasının elini yasladı. Karnındaki bebekleri, sanki bir şeylere isyan edercesine tekmeliyordu. Afacan daha önce de sağa sola tekmelerini sallamıştı ama bu defa çok güçlüydü. Şair baba bu vuruşları eliyle hissedince hemen diz çöktü ve karısının karnını öptü. Nedenini bildirmeden karısına biraz beklemesini söyleyerek hemen yüz metre kadar uzakta sokağın köşesinde olan Roman çiçekçiden bir buket mor sümbül alıp geldi. Sümbülleri karısına takdim etti.

Mutluluk ve heyecanla, hızlı adımlarla yeniden yürümeye koyuldular.
Suarenin başlamasına on dakika kalmıştı. İkisinin de saçları karla kaplanmıştı.

Cemile ve Eyüp bir büfenin önünden geçerken gazetelerden birindeki manşete gözleri ilişiverdi: ‘7 Mart itibariyle 10 Mart’a kadar memleketimiz insanları yalnızca yeşil renkli kıyafetlerle gezebileceklerdir. Başka renk giyenler 400 TL ceza ödeyeceklerdir. Bu bir denemedir ve bundan sonra da ültimatomlar gelmeye devam edecektir.’

Eyüp ve Cemile, evlerinden dört sokak aşağıdaki şehir tiyatrosuna el ele vardılar.
Suare başladı.
“O, ki derbeder insanların arasından ışık olup süzülüyordu
İşte o, aynada kendini de derbeder biliyordu.
Yüzlerce yıllık yalnızlığın sıkıştırdığı kalbi ile
Çakalların arasından korkmadan yürüyordu
Kâinatı verseler, istemem, benim adım İffet, benim adım Erdem,
Bana benim nasibimi verin, diyordu
Nasibi kendine verildiğinde şaşırdı.
Durdu.
Korktu.
Naçizane benliğim ne yapmış da hak etmiş bu lütfu, diye sordu
Bizim kâinatımız sensin diyen seslere karşı durdu
Ben, dedi, sıradan bir kimseyim, ama ellerim güzeldir
Uyudu.
Rüyasında ne görsün, o eller arşa kavuştuydu”

Suare bitti.
Şair Eyüp Bahtiyar üzerindeki kırmızı kazağa gözyaşlarını sildi. Bu kazağı ona Bahtiyar karısı (ihtiras rengiyle) örmüştü. Kazağın kolları kocasının kollarından üç santim daha uzundu. Cemile kocasına kazağı böyle yakıştırır. Ama yeni başlayacağı yeşil yün kazağın kollarını kocasının kollarından üç buçuk santim uzun tutarak bir deneme yapmayı aklına koymuştu bir kere. Öyle de yapacaktı.

(Cemile renk körüdür. Ben yalnızca onun kırmızı dediğine kırmızı, yeşil dediğine yeşil diyorum. Gönlü olsun.)

Cemile zor durumda. Cemile suare esnasında biraz da heyecandan altına kaçırmıştı. Bu altına kaçırma durumu karnı büyümeye başladığından beri çevre içinde başa bela oldu. Şimdi yirmi yedinci kez oluyordu. Cemile saymıştı. Cemile sayıları sever. Mesela Cemile ezberinde olan telefon numaralarını tersten ve çaprazdan okuyabilir.

Cemile altına kaçırabileceğini bildiği için iç çamaşırını bezle sarmayı alışkanlık edinmişti. Bugün iç çamaşırını bezle sarmayı unuttu. Neyse ki, yani çok şükür, fazla idrar gelmemişti. Fazla idrar kaçırılmış olsaydı rezillik çıkardı doğrusu. Kahverengi külotlu çorabı bin şükür şu zerre miktarda idrarı tutacak kadar olsun kalındı. Üstelik doğru gördüysem Cemile’nin külotlu çorabı da yündü. (Tam emin değilim çünkü Cemile dizden beş parmak aşağı eteğiyle otururken etek havalandığında çorabın diz üstünde olan bir kaçık yeri fark ettim. Bu görüntü aklımı almıştı. Aslında anlatmak istemiyordum çünkü insanı bu kadar delik-kaçık yoruyor. Aklımı kaybedersem ne olacak? En iyisi öykünün bu kısmını unutalım.)

Temsil sonrasında tiyatro binasının önündeki meydanda büyük bir kalabalık toplanmış, kimisi eser üzerine konuşuyordu, kimisi ise eve gitmeden evvel tanışıklara hal hatır sorarak vedalaşıyordu.
Bilindik temsil sonrası işte: Kahkahalar, övgüler, havalarda öpücükler. Mutlu, sevgili, entelektüel dostlar.
Sadece, yanımdan hızla geçip kalabalığın arasında yerini yapmaya çalışan, önce yalnızca sırttan görebildiğim ve tüy sıklet genç bir erkek sandığım, koyulara bürünmüş bir kimse bu atmosferdeki yersizliğiyle dikkatimi cezp etti. Onu izlemeye koyuldum.

On saniye sürmedi ki bu kişiden şüphelenmeye başladım. Fakat ne yapacağımı bilemedim.
Ve işte tam da bu kimse canlı bomba olarak patladı.
Bomba değildi canlı olan. Size abes gelebilir ama gözlerimle gördüm: Benden altmış metre kadar ötede alelade beton yüzlü bir kadın üzerindeki bombanın fişini çekti ve olan oldu.
Meydan bir anda kana bulandı.
Feryatları duymamak içim kulaklıklarımı takıp tiyatro öncesinde dinlemeye başladığım Oistrakh konserinin devamına bıraktım kendimi.
Yine de dehşet zerrelerime kadar işledi.

Şair Eyüp Bahtiyar hemen oracıkta ölenler arasında. Güzel karısı Cemile’nin sağ eli koptu. Sağ dizine şarapnel girdi. Bebeği de ölmüştür herhalde. Birçok ölü ve yaralı var.
Cemile yirmi sekiz ölü beden saydıktan sonra kahrından ve acıdan bayıldı. Hatta sanırım o da ölmüştür. Son bir hamleyle olmayan sağ elini kocasının soğuk sol eline uzattığını gördüm.

Çok garip. Ben kurtuldum.
Bir dürtü ile bedenimi yokladım, üstümü aradım.
Bir yaramın ya da kaybımın olmadığını fark ettim.
Cebimde yedi lira varmış. Göğüs cebimden de beş lira çıktı.
Bomba patlamasaydı kokoreç yiyip bira içebilirdim.
Sahi neden ilk düşündüğüm bu oldu?

Aklımdan geçen ikinci düşünce bu olanların bir rüya olup olmadığı üzerineydi.
Sanki yaşamım sıfırlanmış gibiydi.
Aynı zamanda yaşamaya devam ediyordum.
Hayır.
Ben de ölüler arasına katılmış, şimdi son bir dünya uçuşu gerçekleştiriyor olabilir miyim?
Peki, bu on iki lira neyin nesi? Öte âlemde elden ele soyunmuş ve kirlenmiş bu sembole ihtiyaç olamaz diye düşünüyorum.

Ambulanslar birer ikişer meydana gelmeye başladılar. Gözlerimin önünde bedenlerinin yarısı kopmuş insanlar var.
Oistrakh, Sibelius çalmaya devam ediyor. Beni teskin ettiğine yemin edebilirim. Çünkü vahşet karşısında gözlerim dayansa kulaklarımın dayanmayacağına tüm ruhumla eminim.

Şair Eyüp Bahtiyar ve karısı gündelikçi Cemile doğacak kız çocuklarına Cemre ismini vereceklerdi.
Cemre bu sene kana düştü.
Burnuma kokoreç kokusu geldi.
Fena halde midem bulanıyor.

Zeynep ERSEN
[email protected]

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı